29 Ocak 2026 Perşembe

​Aşk: Felsefi Bakış Açıları ve Hayatınızı Romantikleştirecek Öneriler

Psikolojik ve Felsefi Bakış: Pygmalion Etkisi

​Bu hikaye modern psikolojide Pygmalion Etkisi (Beklenti Etkisi) olarak adlandırılır. Bu kavram şunu savunur:

​Beklentiler Gerçeği Şekillendirir: Birine veya bir duruma dair sahip olduğunuz yüksek ve olumlu beklentiler, o kişinin performansını ve karakterini olumlu yönde etkiler.

​İnancın Gücü: Pygmalion'un heykelini "canlanacakmış gibi" sevmesi ve ona değer vermesi, aslında insanın inandığı şeyi yaratma gücünü simgeler. 

İdealize Etme: Felsefi açıdan ise bu hikaye, insanın kendi zihnindeki "mükemmellik" arayışını ve yarattığı ideallere nasıl tutkuyla bağlandığını sorgular.

Aşkın anlaşılamayacak bir tarafı yoktur. Aşk, her türlü olabilir. Bir insanı ne etkilerse, kendisine ne uygunsa ona aşık olur. Bazen 1 yılda, bazen 1 dakikada. Bazen ilk görüşte birisinin gözlerine aşık olur, bazen hiç görmediği birisinin iç dünyasına, duygularına, saflığına.

Sanatın Aşka Dönüşümü: Mitolojiye göre Pygmalion, Kıbrıs adasında yaşayan yetenekli bir heykeltıraştır. Çevresindeki kadınların kusurlu ve ahlaksız olduğunu düşünerek kadınlardan uzaklaşmış ve hayatını bekâr kalarak sanatına adamaya karar vermiştir. Ancak Pygmalion, fildişinden öyle bir kadın heykeli yontmaya başlar ki, bu heykel dünyadaki tüm kadınlardan daha kusursuz ve güzel olur. Heykele Galatea adını verir. Zamanla heykeline o kadar çok emek verir ki, ona aşık olmaya başlar. Ona hediyeler alır, mücevherler takar ve sanki canlıymış gibi onunla konuşur.

​Afrodit’in Dokunuşu

Aşk tanrıçası Afrodit onuruna düzenlenen festival gününde Pygmalion, tanrıçanın sunağına gider ve içinden gizlice şu duayı eder: "Bana eşim olarak fildişinden yonttuğum kıza benzeyen birini ver." Aslında kalbinden geçen, heykelin ta kendisidir. Afrodit bu saf ve derin aşkı görür. Pygmalion eve dönüp heykeli öptüğünde, fildişinin soğukluğu yerine bir sıcaklık hisseder. Heykel yavaş yavaş yumuşar, damarlarında kan akmaya başlar ve canlanır. Pygmalion’un hayali gerçeğe dönüşmüştür.

Montaigne ; ‘’Aşk için kitapları bir yana bırakıp açık yüreklilikle konuşursak, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, diyebiliriz gibi geliyor bana.’’ Demiştir. 

Sokrates’e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. 

Mesela Sait Faik’i ele alalım. Şöyle başlıyor cümlelerine, dünyanın en iyi tasvircisi; ‘’Ne yalan söyleyeyim, benim aşkım tuhaftır. Halbuki, böyle olmamalıdır, insan yıldırımla vurulmuş gibi âşık olmalı, sonra muvaffak olmak için bir şeyler icat etmelidir. Bu nevi aşkı pek severim ama, bir türlü de olamam. Muhakkak, evvela, seveceğimden biraz yüz görmeliyim. Sonrası kolaydır. İkinci yüz verişte yakalandığımı hisseder, kaçınmaya çalışırım. Üçüncüde her şey bitmiştir. Artık deli gibi aşığımdır.’’ Gördünüz işte, Sait Faik, yüz verilmesine ihtiyacı olduğunu söylüyor. Peki ya zavallı Pygmalion ne yapsın? Hiç fildişinden yapılma bir heykelden, yüz görebilir mi insan? ‘’Galetea, ah Galetea, ne kadar güzelsin’’ diye iç geçirmelerle, ellerini kadının yüzünde dolaştıran bir erkek hayal edin ki, adamın elleri fildişi malzemenin soğukluğunu bile hissetmesin, gözleri o bembeyaz rengi, ten rengi sansın… Pygmalion, o kadar güzel bir heykelden kadın çıkarmıştır ki ortaya, kendini ona aşık olmaktan alıkoyamaz. Evet, siz sevdiğiniz insanın size ilgi göstermesini bekleyen âhlaksızlar, Pygmalion’a bakın ve ibret alın. Hanginizin sevgisi, bir taşı sevebilecek kadar büyük? Esas büyük sevgi, ellerini tuttuğunuz, yüzü okşadığınız, dudaklarını öptüğünüz, saçlarına dokunabildiğiniz, gözlerinin parlaklığını görebildiğiniz bir sevgiliye duyulan sevgi midir? Uğrunda ölebilirim dediğiniz sevgilerin, kaçı payidar kaldı hayatınızda? Onsuz olamam dediğiniz kaç sevgiliden ayrıldınız, içten pazarlıklılar?! Pygmalion öyle sevmedi. O sadece, taş ta olsa, konuşamasa da, kendisine karşılık veremese de, Galetea’yı sevdi, sevdi ve sevdi… Her gün onun taş dudaklarını öptü, saatlerce karşısında bekledi. Umut etti mi, etmedi mi bilemem ama, tanrılara yakardığını biliyorum. 

‘’Ey büyük tanrılar, madem insanlara her şeyi bahşediyorsunuz, madem ki hibenizin sonu yok, o halde Galetea’yı verin bana…’’ Galetea bir heykeldi. Ve Pygmalion onu, hiçbir şey beklemeden sevdi. Sadece o, Galetea olduğu için… Galetea onu öpemezdi, dokunamazdı, güzel sözler söyleyemez, onu tatmin edemezdi. Kısacası Pygmalion’un sevgisine karşılık veremezdi ama, Pygmalion onu sevdi. Hiçbir şeyi umursamadı, sadece sevgisine sahip çıktı. Akabinde Afrodit, Pygmalion’a acımış olacak ki, bir sürpriz yaptı ona. Pygmalion, gene bir gün eve geldiğinde, Galetea’ya dokundu, yüzünü okşadı, Galetea’nın ona karşılık vermeyeceğini bile bile. Ve… Evet oldu. Galetea karşılık verdi. Kadın da onu öpüyordu. Pygmalion’un sevgisi, onu taştan, kanlı canlı bir insana çevirmişti… Ee, Pygmalion da bunu hak etmişti doğrusu. Bugünlerde, bu kadar büyük aşklara, aşk diye nitelendirilemeyecek aşklara, hiç de hak etmeyen insanların, her şeyden bir katkı, bir karşılık bekleyen insanların sahip olduğunu görüyorum da… Hem Pygmalion’a acıyorum, hem kendime…Benim de aşkım Pygmalion ile Sait Faik’in arasında bir yerdedir herhalde. Ve siz, olanla yetinmeyen, varoluşun, doğallığın, içten gelenin, samimiyetin, gerçekliğin mucizesini görmeyen romantikler… İçten pazarlıklı, karşılık bekleyen, ilgi görmezse solan ahlaksızlar… Siz sakın aşık oldum demeyin, Pygmalion’dan haberdar olduktan sonra. Bakın Pygmalion kimmiş; ‘‘pygmalion, kendisi için kusursuz kadının heykelini yapan eski bir Yunan Kralı. Tanrıça Afrodit bu heykele can vermiştir. Bu efsane, eşlerinin görünüşünü ya da kişiliğini değiştirmek isteyenlere karşılık ortaya çıkmıştır.’’ 

Şimdi gidin ve Nietzsche’nin size önerdiği gibi yazgınızı kabullenin ki, gerçekten insanüstüne ulaşabilesiniz ve sevginiz gerçekten, maymunların sevgisinden farklı olsun... Ki gerçekten büyük sevginizle gurur duyabilin, gerçekten sevginiz mucizevi olabilsin..

Ünlü düşünür Eflatun, bildiğiniz gibi diğer ismi Platon olan bu düşünürün adıyla tanımlanan “Platonik aşk” yani tek taraflı aşktır. Platonik askın adıyla anılmasına rağmen onaylamayan ve açıkça sevmenin gizliden sevmekten daha güzel olduğunu söyleyen bu filozof sevgi üzerine oldukça kafa yormuştur. Şölen adlı meşhur kitabında tamamen sevgi ve dostluk üzerine duran Eflatun, öğrencileriyle baştan sona sevgiyi tartışır ve onu tanımlamaya çabalar. Ve güzellik ile askı buluşturur. Öyle ki, güzelin olduğu yerde ancak sevgi olabileceğini söyler. 

“Güzel yaşamak isteyenleri ömürleri boyunca nedir güzel yasatan? Akrabaları mi? Hayır. Şanlari şerefleri mi? Hayır. Zenginlik mi? Hayır. Ne su ne bu, hiçbir sey insanı sevgi kadar güzel yaşatmaz.“ 

Ardından “Homeros der ya, yiğitlere Tanrı yürek üflermiş, iste budur Sevgi’nin sevenlere verdiği güç. Başkası için ölmek, bunu yalnız sevenler yapabilir, erkekler değil yalnız, kadınlar bile.“ diyerek, sevginin büyüklüğünü ve güçlü kalplerden işi olduğunun üzerinde durur. Sevginin özünde Tanrısallık olduğunu, sevginin bir tek olmadığını çeşitlere ayrıldığını anlatır. Ayrıca seks ve güzellik tanrıçası Afrodit’i örnek göstererek tensel sevgiye işaret eder: “Orta mali Aphrodite’ye bağlanan insanın kendisi de orta malıdır, her isini rasgele yapar; bu sevgi aşagilik kişilerin sevgisidir. Bu türlüleri kadınları da delikanlılar kadar severler, sonra da sevdiklerinin bedenlerini canlarindan(ruh güzelligi) çok severler, üstelik de sevdiklerini çogu zaman aptallar arasindan seçerler, çünkü istedikleri arzularini sonuna kadar götürmektir; bu isin güzelligine, çirkinligine bakmazlar.” 

“En iyi en soylu ve en değerli insanlar, başkalarını çirkin de olsa severler“[4] diyerek sevginin yüksek bir değer olduğunu savunur. Eflatun’a göre düşkün kadınları seven yani ruh güzelliğinden daha çok bedensel hazza önem veren insan, aslında seven insan değildir. Olsa olsa kendi bedenini seven insandır der. Böylece Sevgiyi ikiye ayırmış olur: bedensel sevgi, ruhsal sevgi… Ruhsal sevgi mistiklerde sakinliği dönüşür insanla Tanrı'nın buluşması gerçekleşir. Bu sevginin savunucuları mistiklerdir. Bedensel olan sevgi gerçekte sevgi değildir, ilgidir. Beden istediği doyumu gerçekleştirdiğinde sevgi yok olur. Bunu bazıları ” Sevmek dokunmaktır” cümlesiyle ifade ederler. Eflatun Sevgi’yi düzenli, ölçülü olmasından yana tavır koyarak sevgi de akil arar gibidir. Buna karşın mistiklerin aşk anlayışında ise, aşk gaflet halidir. Deli, mecnun ve askın bir şekilde kendinden geçer. Özellikle Müslüman mistiklerin aşka bakışı böyledir.” Aşk sarhoşluktur” diye ifade edilir. Eflatun’da ise, iki ayrı parçanın bitişmesidir ask. Yunan efsanelerine dayanarak anlattığı hikâyede geçmişte tek parça olan insanoğlu, dişilik ve erkekliği tek bünyede bulunduruyormuş. Daha sonra üçe bölünerek kadın, erkek ve hem kadın hem erkek bir varlık olarak üçe ayrılmış. Parçanın erkek ve dişisinin birbirinin arayışının adı aşk olmuş.  Netice olarak sevgiyi bütün boyutlarıyla ele alan Eflatun, sanat sevgisinden, kadın erkek sevgisine, erkeğe duyulan sevgiden, orta mali kadınlara duyulan sevgilere kadar bütün sevgi çeşitlerini derinliğine irdeler, öğrencileriyle tartışır. En geniş anlamıyla der: 

“Sevgi, her iyi olanı ve bizi mesut edeni arzulamaktır.”

​1. Platon: Eksik Parçanın Peşinde 

Platon'un Şölen diyaloğu, aşkın felsefi temelini atar. Burada iki önemli kavram öne çıkar: Androjen Mitosu: İnsanların başlangıçta dört kollu, dört bacaklı ve iki yüzlü devasa varlıklar olduğu söylenir. Tanrılar onları ikiye böldüğünde, her parça sonsuza dek "diğer yarısını" aramaya başlar. Aşk, bu eski bütünlüğümüze dönme arzusudur.

​Platonik Aşk: Genelde "dokunmadan sevmek" sanılsa da, aslında fiziksel güzellikten başlayıp İdea'ya (saf güzelliğe ve erdeme) ulaşma basamağıdır.

​2. Schopenhauer: Doğanın Tuzağı

​Schopenhauer daha karamsar bir tablo çizer. Ona göre aşk, **"Yaşama İradesi"**nin bir oyunudur. Doğa, türün devamını sağlamak için bizi kör bir tutkuyla birine bağlar. Aşkın o yüce duygularının arkasında, aslında biyolojik bir zorunluluk yatar.

​3. Erich Fromm: Bir Sanat Olarak Aşk

​Fromm, aşkın başına gelen bir şey değil, öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu savunur.

​"Sevmek, bir duygu değil, bir karardır; bir yargıdır, bir söz vermektir."

Ona göre gerçek aşk; ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi temelleri üzerine kurulur. Kişi, sevme yeteneğini geliştirmediği sürece gerçek aşkı bulamaz.

​4. Sartre ve Varoluşçuluk: Özgürlük Çatışması

Sartre için aşk bir paradokstur. Sevdiğimiz kişinin hem bize ait olmasını (bir nesne gibi) hem de tamamen özgür olmasını isteriz. Bu durum, iki özgürlüğün birbiriyle çatışmasıdır. Aşk, bir başkasının bakışında kendimizi anlamlı bulma çabasıdır.

5. Doğru ruhlar birbirlerini terk etmezler. Varoluşun ağırlığı üzerlerine çöktüğünde zayıflamazlar ya da yol belirsizleştiğinde geri çekilmezler. Hayat değişken doğası gereği fırtınaları çağırır, kesinlikleri çözer ve en güçlü bağların bile metanetini sınar ama doğru olan kırılmaz. Kahkahaların güneş ışığı gibi zahmetsizce ve altın renginde döküldüğü günler ve sessizliğin cevaplanmayı bekleyen bir soru gibi uzayıp gittiği geceler olacaktır. Yanlış adımlar, uzun gölgeler ve mesafenin uçsuz bucaksız hissedildiği anlar olacaktır. Ama o zaman bile, kırılgan sessizlikte eller uzanacak ve kalpler - yorgun olsa da bir kez daha ritmini bulacaktır. Aşk bir mükemmellik kurgusu değil, kalmak, görmek ve anlamak için verilen amansız bir karardır. Geçici kolaylıkla değil, başka bir yere sığınmak yerine fırtınada durmak için yapılan sarsılmaz seçimle bağlanan bir yemindir. Mücadelenin yokluğunu değil, içinde lütfun varlığını talep eder. Öyleyse bırakın zaman bizi şekillendirsin; bırakın mevsimler değiştikçe dünya da değişsin. Gerçek olan, belirsizliğin gelgitleri altında aşınmaz. Geçip giden fırtınalara boyun eğmez. Dönüşür, derinleşir, kalır - çünkü sevgi, en yüksek biçimiyle, kaybetme korkusuyla tutunmak değil, nereye götürürse götürsün yolu birlikte yürümeyi tekrar tekrar seçmektir. ~ Katie Kamara

6. Aşık olmak sürekli korkmaktır. Sevdiğine bir şey olacak diye korkar, ölümüne bir dehşete kapılır,düşünürsün. Her düşünceyle birlikte kalbin sıkışıyor mu? İşte dostum bu aşktır. Ve korku olmadan aşk da olamayacağı için, aşk hepimize esir eder. ~ Barones Sammorca

RUH EŞİ

"İnsanlar ruh eşinin mükemmel uyum olduğunu düşünür ve herkesin istediği de budur. Ancak gerçek bir ruh eşi bir aynadır, sizi geride tutan her şeyi size gösteren kişidir, hayatınızı değiştirebilmeniz için sizi kendi dikkatinize getiren kişidir. Gerçek bir ruh eşi muhtemelen tanışacağınız en önemli kişidir, çünkü duvarlarınızı yıkar ve sizi uyandırır. Ama bir ruh eşiyle sonsuza kadar yaşamak? Olmaz. Çok acı verici. Ruh eşleri, hayatınıza sadece size başka bir katmanınızı göstermek için gelirler ve sonra giderler. Ruh eşlerinin amacı sizi sarsmak, egonuzu biraz parçalamak, engellerinizi ve bağımlılıklarınızı göstermek, kalbinizi kırmak ve böylece yeni ışığın içeri girmesini sağlamak, sizi hayatınızı dönüştürmek zorunda kalacak kadar çaresiz ve kontrolden çıkmış hale getirmek ve sonra sizi ruhani ustanızla tanıştırmaktır."- Elizabeth Gilbert, Ye, Dua Et, Sev

Aşk "seni istiyorum" ya da "benim olmanı istiyorum" demek değildir, "yakışıklısın" ya da "seksisin" demek de değildir... "Sensiz yaşayamam" ya da "sana ihtiyacım var" ya da "sonsuza kadar birlikte olalım" ya da sıklıkla karıştırıldığı şeylerden herhangi biri anlamına gelmez.  Aslında anlamı şudur: "Tüm gerçekliğiniz ve egemenliğinizle kim olduğunuzu gerçekten seviyor, saygı duyuyor ve takdir ediyorum ve gerçek doğamdan ödün vermeden, yolunuzda size yardımcı olacak sunabileceğim bir şey varsa, vermeme izin verirseniz bu benim için bir hediye olacaktır."  Bu şekilde her geçen gün daha fazla insanı sevdiğimi görüyorum.  Red K. Elders

Ünlü düşünürlerden aşk tarifleri:

Aristotales: "Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. Sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur."

François Bacon: "Büyük insanlarda, liyakat sahibi olanların kendilerini budalaca aska kaptirdiklari görülmez. Büyük ruhlar ve büyük işler aşkla uzlaşmaz."

Augustinus: "Sevgi ruhun güzelligidir."

Franz Xaver Von Baader: "Özgürlük ask değildir, yalnız aşkın kapısıdır."

Bailey: "Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır."

Basta: "Erkek az fakat sık sever, kadın ise çok ancak bir kez sever."

Jeremy Bentham: "Aşk hazzı, dostlukla duyu hazlarından yoğrulmuştur."

Balzac: "Aşk yaşamında kadın, ancak hünerli bir çalgıcının elinde dile gelen bir lir gibidir. Kadınlar bizleri sevdikleri zaman her suçumuzu bağışlarlar."

Jacob Boehme: "İstek, hareket/genişleme, yön veren tezlere bilgelik eklendiğinde ask olur."

Eugene Delacroix: "Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister."

Descartes: "Bir şey kendimiz için iyi, yani uygun gibi sunulmuşsa ona karşı ask duyarız."

Bulor: "Aşk cennetin dilinden bize kalan tek andır."

Antoine Bret: "Aşkın ilk soluğu mantigin son soluğudur."

Epiktet: "Hareket etmenin nedeni 'istek' ve 'sevmektir', bu ise düşünmektir. Ask tutkudur. İyi ya da kötünün ne olduğunu fark edemeyen insan nasıl sevebilir".

Duclos: "Aşk bıkılmayandır. Her şeyden bıkılabilir ama aşktan ... hayır."

Epikür: "Bilge olan evlenmez. Evlense bile aşkın vehimlerine kapılmaz. Bir uygarlığın yetkinliği ve insanloğı ancak kardeşlik ve sevgiyle olasıdır."

Douglas Ferrola: "Aşk kizamığa benzer, insan ne kadar geç yakalanırsa o kadar ağır geçer."

Faulkner: "Asşkı kitaplara soktuklari iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktık."

Fenelon: "Sevmeden yaşamak yaşamak degildir. Az sevmek ise sürüklenmektir."

Costance Foster: "Sevgi bizi zamanin yıkımından koruyan yıkılmaz bir kaledir."

Freud: "Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktir."

Geraldy: "Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır."

Geothe: "Sevilenin kusurlarini hos görmeyen sevmiyor demektir."

Victor Hugo: "Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır."

Holty: "Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir."

Albert Hubbart: "Ask yasamdir deriz, ancak umutsuz inançsiz ask ölümden beterdir."

Konfüçyus: "Dinsel erdem, insanligi sevmekle olanaklidir. Bu sevgi hissi, aileden toplumdan hükümete dek karsilikli olarak uzamalidir."

Moliere: "Kadinlarin büyük tutkusu aski ilham etmektir. Insani askin güzellikleri yasatir."

Montaigne: "Ask utanma ve çekinmenin oldugu yerde vardir."

Newton: "Ask köprü kurmaktir. Insanlar köprü kuracaklarina duvar ördükleri için yalniz kalirlar."

Robert Owen: "Insana karsi sonsuz bir sevgi ve sefkat duyabilmek için dinsel inançlardan kurtulmak gerekir."

Oscar Wilde: "Erkekler kadinlarin ilk aski, kadinlar da erkeklerin son aski olmak ister."

Voltaire: "Ask bir tablodur, onu doga çizmis ve hayal süslemistir. Tanri kadinlari erkekleri evcillestirmek için yaratti."

Mark Twain: "Hiç kimse uzun süre evli kalmadikça gerçek askin ne oldugunu anlayamaz."

Cenap Sehabettin: "Kadin olsun, kitap olsun cildine aldanmayip içindekilere bakilmalidir."

Stendal: "Ask, cosku ve tutku olduktan sonra insan hiç sarsilmaz, bunlar olmayinca yasam neye yarar."

Seneca: "Yalniz akilli bir insan sevmesini bilir. Sevip de yitirmek, sevmemis olmaktan daha iyidir."

Schiller: "Ey ask, güzel ve kisasin... Ask insani birlige, bencillik yalnizliga götürür."

Madame De Scudery: "Insan sevmeye basladi mi, yasamaya da baslar."

Shakespeare: "Degisiklikle karsilasinca degisen ask, ask degildir... Ask gözle degil ruhla görülür."

J. J. Rousseau: "Ask mutlulugunu evlendirdikten sonra da sürdürebilseydik, dünya cennet olurdu. Duygulu gönüller sevginin her türlüsü için duygulu degil mi?"

Dante: "Genis varlik denizinin her yaninda genis bir ask akisi vardir. Fiziksel devinim, bitkisel yasam, zihinsel yasam... hep evrensel askin derece derece yükselen asamalarini olusturur. Asagi derecelerinde yanilmayan ask, akilla aydinlandigi zaman iyilik ve kötülüge egilim kazanir. Ask kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardir. Hatta irade, hile ve siddet kullanmak yoluyla bir baskasinin kötülügüne çalismis olsa bile yine aska uyar. Kötülükler asktan uzaklasma oraninda bir takim derecelere sahiptir ve kötülük aska yaklasmak için sarf ettigi üç oraninda erdeme yaklasmis olur... Cehennem bile adalet kadar askin eseridir."


Feuerbach:

"Varlik sezginin, duyunun ve askin bir sirridir. Bu kisi, bu sey yani bireysel, yalniz duyumda, yalniz askta, mutlak bir degere sahiptir. Sonlu ve sonsuz orada bulunur. Askin sonsuz derinligi ve askin gerçegi, bununla yalniz bununla kaimdir" "... En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklidir. Böylece genel olarak basimiz disinda bulunan bir nesne varolusun gerçek ve ontolojik belgesi asktir, varolusun asktan ve duyumdan baska belgesi yoktur."

François M. C. Fourier:

1) Geçici ya da keyif verici asklar ki, bu oyuncular, kahpeler, arsizlik asklari gibi sekillere ayrilir.

2) Az çok bir süresi fakat kisir asklar ki, bunlar gözde asklardir.

3) Yalniz bir çocuk dogurtan geçici asklar ki, bunlar dölleyen asklardir.

4) Karilar ve kocalar askidir ki, bu iki tarafin istegi ile yillarca sürer ve bir çok çocuk dogurturur. Fakat bunlar birbirleriyle yasayip yasamamakta serbesttir." "Her erkek bütün kadinlara ve bir kadin bütün erkeklere sahiptir."

Efes'li Heraklitos: "Duyu organlari akilsiz ruhlara hizmet ettikleri zaman kötü taniklardir. Esek samani altina tercih eder; köpek tanimadiklarina havlar. Domuz için çamur saf sudan daha degerlidir. Deniz suyu ister temiz ister kirli olsun, baliklar için kurtarici insanlar için ugursuzdur."

Paul Henri D. Holbach: "Insanlara kendi akillarina saygi duymalari ve cesur olmalari telkin edilmeli ve kendileri için arkasindan kosmasi gereken hayallere gereksinimleri varsa, dogruluk, iyilik ve baris sevgisini benimsemeleri ögretilmelidir"

François La Rocheffoucauld: "Tüm duygularimiz ve tutkularimiz rastlanti ve çikarin eseridir ve bizim erdem, ask, karsilik beklemezlik dedigimiz seyler de hosgörülerden baska bir sey degildir. Adalet aski nedir? Adaletsizlik istirabindan korkmaktir. Ask sahip olduklarimizin bizden alinmasi korkusudur. Ask duyularin bir hummasidir."

Mevlana: "Bir aski baska ask söndürebilir. Askta ne yükseklik, ne alçaklik, ne de akillilik ve akilsizlik vardir. Hafizlik, seyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, asagilik ve rintlik vardir. Insanin topragini ask sebnemi ile yogurduklari için alemde yüzlerce fitne ve kargasalik peyda olur. Askin yüzlerce nesteri, ruhun damarlarina sokuldu ve oradan gönül adi verilen bir damla aldi... Ask öyle engin bir denizdir ki, ne kenari vardir, ne de ucu bucagi."

Mu-Ti: "Kim baskasini severse kendisi de sevilecektir. Baskalarini kazandirmis olan kendisi de kazanmış olacaktir. Tüm insanlar kendileri arasinda karsilikli bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayiflari avlayamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide tarafsizlik, kisisel sevgide yanılmayı önler; tarafsız sevgi kisisel sevginin de güvencesidir."

Pascal: "Ask iradenin eregidir. Her çesit dissal emir ve baskılardan çok usa uymak gerekir. Iradenin eregi olan bu asktan baslayip tutkuda sona eren bir yasam mutludur. Bunlardan birini seçmem gerekse 'ask'i yeg tutarim. Biz ask karakteri ile dogariz. Ask ruhumuz yetkinlestikçe gelisir ve bizi güzel görünen seye sürükler. Bundan sonra artik bizim bu alemde sevmekten baska bir sey için var oldugumuzdan kim kuskulanir? ... Askin konusu güzelliktir ve insan evrenin en güzel nesnesi olduğu için disarida aradigi bu güzelligin örnegini kendi içinde bulmasi gerekir. Bu itibarla insan ancak kendisine benzeyeni ve olabildigi kadar kendisine yaklaşanı sever. Sevmeye baslayinca eskisinden bambaska bir insan oldugumuzu anlarız.

İlişkilere Yön

Sağlıklı, mutlu ilişkiler sadece "o kişiyi" bulmakla ilgili değildir. İkisinin de sevgi, güven, saygı ve neşe içinde yaşayabileceği sıcak, ortak bir yer yaratmakla alakalıdır. Bu tür ilişkilere giden yol, kendinle başlayan çok yönlü bir süreçtir. Çocukluktan itibaren, ilişkileri çevremizin merceğinden algiliyoruz. Ebeveynlerimizin ne tür bir ilişkisi var? Ailemizde ve yakın çevremizde hangi senaryolar gözlemledik? Bu yetişkinlikte nasil ilişkiler gördügümüz ve kurduğumuzun temelini oluşturur. Bağımlılık ve ortak bağımlılık olan akrabalar, bir ya da ikisinin de yokluğu, boşanma, bir aile üyesinin kaybı bunların hepsi bir çocuğu etkiler. Sağlıksız davranış desenleri, korku reddedilmesi, herkesi kurtarma arzusu, düşük özsaygı ve kendin için yaşayama becerisi bilinçsizce gelişebilir. Eğer uyumlu örnekler bulunmazsa sağlıklı bir ilişki hayal etmek zor olabilir. Bu, zaman, sabır ve anne ve babamızın içerdeki figürleriyle derin çalışma gerektirir. Şifa bloğundan "Ebeveynlerle Birlik" meditasyonunun yardımı dokunabilir.

Arketipler

Jung'a göre, her birimiz karşı cinsiyetin içi bir arketipimiz var. Animasyon, bir erkeğin kadınsı yönünü tamir eder, ve animus ise bir kadındaki erkek arketipidir. Bunlar bizim "ideal erkek ya da dişi" hakkındaki bilinçaltı fikirlerimizdir. İlişkilere girdiğimizde, sadece gerçek kişiyle değil, kendi projeksiyonumuzla da etkileşim kurarız. Örneğin, uyumsuz bir animasyonu olan bir adam iç kusurlarını dolduracak bir kadın arayabilir. Zayıf bir düşmanı olan bir kadın erkek otoritesine bağımlı olabilir, sürekli bir "kurtarıcı" arayabilir ve ilişkilerde ve hayatta sorumluluk alamaz olabilir.

Anim ve animus dengelendiğinde ilişkiler daha olgunlaşır. Her iki ortak da idealleştirilmiş veya zehirli beklentileri yansıtmadan hislerini ve ihtiyaçlarını ifade edebilir.

Bu yüzden, erkeksi ve kadınsı yönlerinizi tanımak ve uyum sağlamak önemlidir. Değerli bir erkeği dıştan görmek için bir kadının önce içindeki erkekliğine bağlanması gerekir ve tam tersi.

İlişkiler, bir kişinin bu arketipleri ne kadar iyi birleştirdiğini ve başka bir kişiyi olduğu gibi kabul etmeye ne kadar istekli olduklarını yansıtır. Bu, "Şiva ve Shakti Enerjisi'nin Dengesi" makalesinde daha detaylı olarak tartışılmaktadır.

Çeşitli psikoterapi uygulamaları kendini geliştirme araçlarıdır: bireysel ve grup terapisi, bütünleştirici psikoloji ve aile desenlerini anlamak ve iyileştirmek için Hellinger takımyıldızları. Tantra, Osho pratikleri, sanat terapisi, vücut çalışması ve dans teknikleri iç yönlerinizle bağlantı kurmanızı sağlar.

Anahtar niyetinizi ifade etmektir ve gerekli araçlar ortaya çıkacaktır. Kendiniz üzerinde çalışmak derin bir öz bilinç geliştirir ve yıkıcı duyguların tanımlanmasına ve değiştirmeye yardımcı olur.

Bu yoldan daha önce gelmiş olan insanlar da değerli kaynaklar olabilir. Sağlıklı ilişkilerin mümkün olduğunu gösteren öğretmenlerdir. Örnekleri ilham verebilir veya tam tersi acıyı tetikleyebilir "Neden onlar doğru ama ben doğru yapamıyorum?" Bu duygular kendini keşfetmek için alanları aydınlatabilir.

Sağlıklı bir ilişkide bir ortağın ideallerine tam uyum sağlayacağına inanmak bir hatadır. Her insan eşsiz dersleri olan bir öğretmendir.

Bir ilişkide, birbirinizden öğrenebilirsiniz, birlikte büyüyüp uzlaşmalısınız. İlişkiler çiftin refahı için rollerini ve sorumluluklarını anladıkları iki yönlü bir yoldur.

Aşka giden yol olgunluğa ve bütünlüğe giden bir yoldur, hem kişisel hem de ilişkisel olarak. Birlikte mutlu olmak için, yalnız mutlu olmayı dene.

Bazen yalnızlığı kucaklaman gerekir ve partnerinde bir ebeveyn figürü aramadan ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenmen gerekir. Bu, bireysel olarak mutlu ve birlikte daha iyi ilişkiler kurmanıza olanak sağlıyor.

O zaman en önemli şey arzu kalır. Mutlu ilişkiler arzusu. Geçmiş programları, çözülmemiş sorunları, kurbanlık, ikincil kazançları ve acıyı bırakın. Karşılıklı aşkı deneyimlemenize izin verin. Hayatının efendisi ol. İçindeki hazırlıkla, her şey güzelce ortaya çıkıyor.

İlişkiler sadece etkileşimlerden fazlasıdır; kendi kendini keşfetme ve bütünleşmenin derin bir sürecidir. Aşk hikayesi içeride başlıyor. Herkes güçlü, mutlu ve sevgi dolu bir ilişkiyi hak eder.

Karmik İlişkiler

Bu, geçmiş yaşamlarındaki olaylara dayanarak insanlar arasındaki özel bir bağdır. Çözülmemiş görevleri tamamlamak ve ruhun gelişimi için önemli dersler almak için ortaya çıkar.

Bu tür ilişkiler karşı konulmaz ve kaderli görünüyor. Güçlü bir duygusal bağ ve enerjik çekim ile karakterize edilirler: aşk, nefret, bağlılık ve önemli ortak olaylar. Bu ilişkiler sayesinde insanlar kendilerini keşfedip her zamankinden farklı davranırlar. Bütün dersler alınana kadar bitirmek çok zordur. Bağlantı acı ve ızdırap getirebilir ya da karşılıklı destek ve büyüme sağlayabilir. Bu birikmiş karmaya bağlı. Geçmiş hayatında yardım ettiyseniz, bu canlandırmada yardım alacaksınız. İhanet ve yalan söylediyseniz, aynı şekilde karşı karşıya kalacaksınız. Bazen, semboller ve buluşma koşulları insanları birbirine bağlayan geçmiş olaylara işaret eder. Astroloji, psikoterapi, takımyıldızlar ve derin meditasyon karmik bir ilişkiniz varsa anlamanıza yardımcı olabilir.

Uyum

Vedi astrolojisi karmik ilişkileri uyumlu hale getirmek için denemeler (uygulamalar, ritüeller, mantralar ve meditasyonlar) sunar. Bunlar sorunların kaynağını anlamanıza ve dönüştürmenize yardımcı olabilir. Psikolojik çalışma ve kendini keşfetme de bilinçli olarak negatif desenleri ve senaryoları değiştirmek için gereklidir.

İlişki uyumu için güçlü bir girişim olan Solah Somvar Vrat, yaz aylarında Şiva'yı 16 pazartesi oruç tutmak ve onurlandırmaktır. Ay'ın enerjisini uyumlulaştırmak, iç durumları, duyguları ve ilişkileri etkiler, ayrıca yararlıdır.

Hayatınızı Romantikleştirmenize Yardımcı olacak bazı öneriler: 

  • Hayatınıza ve içindeki tüm güzel insanlara şükran duymak için bir dakikanızı ayırın
  • Rastgele iyilik eylemleri gerçekleştirin
  • Kendinizi sevdiğiniz şeylerle çevreleyin
  • En sevdiğiniz yemeği pişirin
  • Dışarı çıkın ve mümkün olduğunca doğanın tadını çıkarın
  • Kendinizi en iyi şekilde hissetmenizi sağlayacak bir çalma listesi oluşturun
  • Yatmadan önce kendinize bir fincan sıcak çikolata veya çay yapın
  • Akşamları biraz mum yak
  • Kendinize en sevdiğiniz rahatlatıcı yemeği yapın ve her lokmasının tadını çıkarın
  • Blokta yürüyüşe çıkın ve doğanın tüm güzelliğini takdir etmek için zaman ayırın
  • En sevdiğiniz restorana randevuya çıkın
  • Hayatta istediğiniz her şeyi temsil eden resimlerden oluşan bir vizyon panosu oluşturun
  • Kendinizi gerçekten sevildiğinizi ve güzel hissettiren şeyler hakkında günlük tutmaya biraz zaman ayırın
  • Tarzınıza ya da normalde giyeceğinize benzemese bile yeni bir kıyafet deneyin
  • Sizi neyin sakin ve rahat hissettirdiğini düşünün ve ardından bunları bugün yapıp yapamayacağınıza bakın.
  • Seni güzel hissettirecek bir şey yap
  • Evinizi güzel şeylerle doldurun: vintage eşyalar, sanat eserleri, size ilham veren ne varsa
  • Bisiklete binmeye git
  • Kendinizle ilgili tüm güzel şeyleri düşünmek için bir dakikanızı ayırın
  • Yavaşlayın ve yaptığınız işe tamamen odaklanın; ister yemeğin tadını çıkarın, ister yürüyüşe çıkın, ister sevdiklerinizle vakit geçirin. Tamamen mevcut olun.
  • Hayatınızı romantikleştirmek kişisel bir yolculuktur. İçinizde yankı uyandıran şeyi bulun ve hayatınıza güzellik, neşe ve merak duygusu aşılamak için bilinçli seçimler yapın.
  • Son yıllarda seni üzen şeyler nelerdir? Bu üzen şeyler konusunda yapabileceklerin var mı? Değiştirebileceklerim neler değiştiremeyeceklerim neler?
  • Enerjini nereden alıyorsun? Dışarıdaki dünyadan mı yoksa kendi iç dünyandan mı? Seni besleyen kaynaklar neler?
  • Yakın olduğun 5 kişiyi düşün. Hayatındaki bu insanlarla ilişkinin niteliği nedir? Eşit bir ilişki içinde misin, yoksa kendini sevdirme çabası mı gösteriyorsun? Aşırı fedakarlık mı yoksa bencillik mi var?
  • Sen uyurken her şeyi değiştirme gücü olan bir peri seni ziyarete gelseydi ve tüm problemlerini çözmüş olsaydı ancak senin bundan haberin olmasaydı, sabah kalktığında neyin değiştiğini fark ederdin?
  • Seni tanımlayan davranışlarını bir düşün bakalım, bunlar senin tercihin mi yoksa mecbur hissettiğin için mi yapıyorsun?
  • Sevdiğin insanları tamamen değiştirmeye çalışıyor musun? Sence bunun altında yatan hangi sebepler yatıyor?
  • Seni 3 kelime ile tanımlasak bunlar ne olurdu?
  • Kendine nasıl davranıyorsun? Bunu iç sesine bakarak anlarsın: hata yaptığın zaman, başarılı olduğun zaman nasıl konuşuyor iç sesin?
  • Başkalarına davranış şeklinle kendine davranış şeklin arasında fark var mı? Kendine çok kızdığın bir hatayı başka birisi yapsa ona nasıl davranırdın, neler derdin?
  • Saplantı haline getirdiğin, sana yararı olmadığı halde vazgeçemediğin şeyler var mı?
  • Kendine güveniyor musun? Güvendiğin alanlar neler, güvenmediğin alanlar ne? Bunları değiştirmek için ne yapabilirsin?
  • Zamanını en çok neye harcıyorsun? Zamanını harcadığın bu şeyler senin için faydalı şeyler mi, gerçekten önemsediklerin mi?

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa