5 Şubat 2026 Perşembe

Zihnin Üçgeni: Jung, Maslow ve BDT ile Gerçekliğinizi İnşa Edin

Hayatımızı değiştirmek istediğimizde genellikle işe "dışarıdan" başlarız; yeni bir iş, yeni bir çevre ya da yeni bir alışkanlık... Oysa modern psikolojinin ve kadim bilgeliğin bize öğrettiği en büyük sır, dış dünyadaki her değişimin içerideki üçlü bir mekanizmanın hizalanmasıyla gerçekleştiğidir. Gerçek bir değişim sadece dilemek değil, bir mühendislik işidir.

Bu yolculukta üç dev isim bize rehberlik eder:

  • Carl Jung ile ruhumuzun en karanlık köşelerine, "gölgelerimize" iner ve bizi içeriden sabote eden inançları gün yüzüne çıkarırız. Çünkü Jung'un dediği gibi: "Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirir ve siz ona kader dersiniz."
  • Abraham Maslow ile bu yolculuğun neresinde olduğumuzu anlarız. Karnımız açken dünyayı kurtaramayacağımızı, güvenlik ihtiyacımız karşılanmadan "kendimizi gerçekleştiremeyeceğimizi" fark eder, enerjimizi doğru basamağa odaklarız.
  • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ise bize bu büyük resmi günlük hayata nasıl dökeceğimizi öğretir. Zihnimizdeki hatalı kodları (bilişsel çarpıtmaları) tek tek temizleyerek, düşüncelerimizi yeni gerçekliğimize uygun şekilde yeniden programlarız.

Bu Yazıda Neler Öğreneceksiniz?

 * Jung’un Arketipleri: İçimizdeki "Sabotajcı"yı nasıl dost edinebiliriz?

 * Maslow’un Piramidi: Enerjiniz hangi basamakta takılı kaldı?

 * BDT Teknikleri: Negatif düşünce döngülerini 5 dakikada nasıl kırarsınız?

Bu üç ekol farklı dilleri konuşsa da aslında aynı "İnsan Mekanizması" üzerinde durur.

Ortak noktaları şudur: Farkındalığı Eyleme Dönüştürmek.

1. Düşünce ve İnanç Yapısı (Ortak Zemin: Bilişsel Şemalar)

  • BDT: "Düşüncelerin duygularını, duyguların ise davranışlarını belirler" der. Negatif otomatik düşünceleri kırmayı hedefler.
  • Jung: Buna "Kişisel Bilinçdışı" ve "Kompleksler" der. Zihnindeki kalıpların sadece sana değil, atalarına da (Kolektif Bilinçdışı) ait olabileceğini söyler.
  • Maslow: Bir insanın bilişsel ihtiyaçlarının (bilme ve anlama arzusu) karşılanması gerektiğini vurgular.

2. Motivasyon: "Neden İstiyoruz?"

 * Maslow: Piramidin basamaklarını tırmanma isteği (Hayatta kalma -> Aidiyet -> Saygınlık).

 * Jung: "Bireyleşme" (Individuation) süreci. İnsanın potansiyelini tam olarak açığa çıkarma arzusu.

 * BDT: İşlevsel olanı seçme ve uyum sağlama kapasitesi.

 * Ortak Nokta: Üçü de insanın statik olmadığını, sürekli bir "oluş" içinde olduğunu savunur.
Maslow’un Piramidi: Enerjiniz hangi basamakta takılı kaldı?
Psikolog David McClelland tarafından önerilen İhtiyaç teorisi , Üç ihtiyaç teorisi olarak da bilinir. Başarı, bağlılık ve güç. İhtiyaçlarının insanların eylemlerini yönetimsel bir bağlamdan nasıl etkilediğini açıklamaya çalışan bir motivasyonel modeldir. Bu model, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin ilk kez 1940'ların başında önerilmesinden yirmi yıl sonra 1960'larda geliştirilmiştir. McClelland, her insanın yaş, cinsiyet , ırk veya kültürden bağımsız olarak bu üç tür motivasyona sahip olduğunu belirtmiştir. Her bireyin yönlendirildiği motivasyon türü, yaşam deneyimlerinden ve kültürünün görüşlerinden kaynaklanır. Bu ihtiyaç teorisi genellikle yönetim veya örgütsel davranışla ilgili derslerde öğretilir.
1. Başarı ihtiyacı olan kişiler, geri bildirim almak için başka bir şeye değil, sonuçların çabalarına dayandığı orta zorluktaki görevler üzerinde çalışmayı tercih ederler . Başarıya dayalı bireyler hem yüksek riskli hem de düşük riskli durumlardan kaçınma eğilimindedir. Düşük riskli durumlar geçerli olmak için çok kolay olarak görülür ve yüksek riskli durumlar, bireyin elde ettiği başarılardan ziyade durumun şansına dayalı olarak görülür. Bu kişilik tipi, iş yerindeki başarı ve terfi pozisyonlarının olduğu bir istihdam hiyerarşisi tarafından motive edilir.
2. Bağlılık ihtiyacı Ana madde: Bağlılık ihtiyacı Bağlılık ihtiyacı olan kişiler sosyal ilişkiler kurmak ve sürdürmek için zaman harcamayı tercih eder, grupların bir parçası olmaktan hoşlanır ve sevilme ve kabul görme arzusuna sahiptir. Bu gruptaki kişiler o iş yerindeki kültürün normlarına uyma eğilimindedir ve genellikle reddedilme korkusuyla iş yerinin normlarını değiştirmezler. Bu kişi rekabetten çok iş birliğini tercih eder ve yüksek risk veya yüksek belirsizlik içeren durumlardan hoşlanmaz. Bağlılık ihtiyacı olan kişiler müşteri hizmetleri veya müşteri etkileşim pozisyonları gibi sosyal etkileşimlere dayalı alanlarda iyi çalışırlar.
3. Güce ihtiyaç Ana madde: Güce ihtiyaç Güç ihtiyacı olan kişiler çalışmayı tercih eder ve disipline yüksek değer verirler . Bu motivasyonel tipin dezavantajı, grup hedeflerinin doğası gereği sıfır toplamlı hale gelebilmesidir , yani bir kişinin kazanması için diğerinin kaybetmesi gerekir. Ancak bu, grup hedeflerine ulaşmaya yardımcı olmak ve gruptaki diğer kişilerin işleri hakkında kendilerini yeterli hissetmelerine yardımcı olmak için olumlu bir şekilde uygulanabilir. Bu ihtiyaçtan motive olan bir kişi statü tanınmasından, tartışmaları kazanmaktan, rekabetten ve başkalarını etkilemekten hoşlanır. Bu motivasyonlu tiple birlikte kişisel prestij ihtiyacı ve daha iyi bir kişisel statüye yönelik sürekli bir ihtiyaç gelir.

Metamotivasyon: Metamotivasyon, Abraham Maslow tarafından temel ihtiyaçlarının ötesinde tam potansiyellerine ulaşmak için çabalayan ve kendini gerçekleştirmiş insanların motivasyonunu tanımlamak için ortaya atılmış bir terimdir.
Maslow, insanların başlangıçta ihtiyaçlar hiyerarşisi adı verilen bir dizi temel ihtiyaç tarafından motive edildiğini öne sürmüştür. Maslow, "Kendini gerçekleştiren insanlar, tüm temel ihtiyaçlarında (ait olma, sevgi, saygı ve öz saygı ) tatmin edilirler" demektedir. Bir kişi ihtiyaçlar hiyerarşisinde başarılı bir şekilde gezinip tüm temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, Maslow daha sonra "büyüme motivasyonu adı verilen bir yolda" ilerlediklerini ileri sürmüştür. Maslow, kendini gerçekleştirme seviyesinde veya altında hareket edenlerin (hâlâ temel ihtiyaçları için çabalayanlar veya temel ihtiyaçlarını karşılamış ancak hâlâ amaçsız yaşayanlar) ve kendini gerçekleştirmiş ancak önemli bir amaca sahip olanların motivasyonları arasında bir ayrım yapılması gerektiğine inanıyordu, çünkü motivasyonları önemli ölçüde farklılık gösteriyordu. Eksiklik ihtiyaçları ( dürtüler veya D-ihtiyaçları), insanları açlık, seks, aşk gibi fizyolojik ihtiyaçlarını tatmin etmeye motive ederken, olma ihtiyaçları (B-ihtiyaçları ) bir kişiyi kendini gerçekleştirmenin ötesine iter ve onları içsel nihai potansiyellerini gerçekleştirmeye yönlendirir.
Yunus kompleksi, başarı korkusu veya kişinin en iyisi olma korkusudur. Bu korku, kişinin kendini gerçekleştirmesini veya kendi potansiyelini fark etmesini engeller. Kişinin kendi büyüklüğünden, kaderinden kaçınmasından veya yeteneklerini kullanmaktan kaçınmasından korkmasıdır. Kişisel en kötüsünü başarma korkusu kişisel gelişimi motive etmeye hizmet edebileceği gibi, kişisel en iyisini başarma korkusu da başarıyı engelleyebilir. Yunus, kendisini esir tutan büyük balığın karnından kurtulur. Yunus kompleksi nevrotik insanlarda belirgindir.
Maslow: "Çoğu zaman doğanın, kaderin, hatta bazen kazara dayattığı (ya da daha doğrusu önerdiği) sorumluluklardan kaçarız, tıpkı Yunus'un kaderinden kaçmaya çalışması gibi - boşuna - " der.
Maslow'un kendini gerçekleştirme özellikleri şunlardır:
  • Gerçekliğin etkili algıları. Kendini gerçekleştirenler durumları doğru ve dürüst bir şekilde yargılayabilirler. Yüzeysel ve sahtekâr olana karşı çok hassastırlar.
  • Kendini, başkalarını ve doğayı rahat bir şekilde kabul etme. Kendini gerçekleştirenler, tüm kusurlarıyla kendi insan doğalarını kabul ederler.
  • Başkalarının eksiklikleri ve insan durumunun çelişkileri mizah ve hoşgörüyle kabul edilir.
  • Kendi deneyimlerine ve yargılarına güvenen.
  • Bağımsız, görüş ve düşünce oluşturmak için kültür ve çevreye bağımlı olmayan.
  • Spontane ve doğal.
  • Başkalarının istediği gibi olmaktan ziyade, kendine sadık .
  • Görev merkezleme.
Maslow'un deneklerinin çoğu, yaşamda yerine getirmeleri gereken bir misyona veya kendilerinin 'ötesinde' (kendilerinin dışında değil) takip etmeleri gereken bir göreve veya soruna sahipti.
Özerklik: Kendini gerçekleştirenler dış otoritelere veya diğer insanlara bağımlı olmaktan uzaktırlar.
Kaynak sahibi ve bağımsız olma eğilimindedirler.
Takdirin sürekli tazeliği: Kendini gerçekleştiren kişi, hayatın temel mallarına olan takdirini sürekli olarak yeniliyor gibi görünüyor. Bir gün batımı veya bir çiçek, ilk başta olduğu kadar yoğun bir şekilde her seferinde deneyimlenecektir. Bir çocuğunki gibi bir "görüş masumiyeti" vardır.
Derin kişilerarası ilişkiler: Kendini gerçekleştirenlerin kişilerarası ilişkileri derin sevgi dolu bağlarla işaretlenmiştir. Yalnızlıkla rahatlık . Başkalarıyla tatmin edici ilişkilerine rağmen, kendini gerçekleştiren insanlar yalnızlığa değer verir ve yalnız olmaktan rahatlık duyarlar. Düşmanca olmayan mizah anlayışı. Bu, kişinin kendine gülebilme yeteneğini ifade eder. Zirve deneyimleri. Maslow'un tüm denekleri zirve deneyimlerinin (geçici kendini gerçekleştirme anları) sık sık meydana geldiğini bildirdi. Bu durumlar coşku, uyum ve derin anlam hisleriyle işaretlendi. Kendini gerçekleştirenler evrenle bir olduklarını, her zamankinden daha güçlü ve sakin olduklarını, ışık, güzellik, iyilik vb. ile dolu olduklarını bildirdiler. Toplumsal olarak şefkatli: İnsanlığa sahip. Az sayıda arkadaş. Çok sayıda yüzeysel ilişki yerine az sayıda yakın arkadaş. Maslow'a göre, kendini gerçekleştirenler "toplumsal ilgi, topluluk duygusu veya tüm insanlıkla birlik duygusu" na sahiptirler.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
Düşüncelerimizin duygularımızı ve davranışlarımızı nasıl şekillendirdiğine odaklanan, bilimsel dayanağı oldukça güçlü bir yaklaşımdır. Temel mantığı şudur: Olaylar bizi üzmez; olaylara yüklediğimiz anlamlar bizi üzer.
İşte BDT'nin temel özellikleri ve zihnindeki o "olumsuz plak takılmalarını" kırmanın yolları:
🧠 BDT'nin Temel Özellikleri
BDT, diğer terapi yöntemlerinden birkaç yönüyle ayrılır:
* Çözüm Odaklıdır: Geçmişin derinliklerinde kaybolmak yerine "şu ana" ve mevcut sorunların çözümüne odaklanır.
* İş Birliğine Dayalıdır: Terapist bir öğretmen, danışan ise kendi hayatının uzmanıdır. Birlikte bir ekip gibi çalışırlar.
* Eğitici Bir Süreçtir: Size kendi kendinizin terapisti olmayı öğretir. Seanslar bittiğinde, cebinizde ömür boyu kullanacağınız bir alet çantası kalır.
* Yapılandırılmıştır: Belirli bir gündemi vardır ve genellikle ev ödevleri içerir (günlük tutmak, yeni davranışlar denemek gibi).
Manifesto İstasyonunun Psikolojik Katmanları
Manifesto süreci aslında bilişsel bir yeniden yapılandırmadır. Bu istasyonda şu üç psikolojik süreç işler:
| Süreç | Psikolojik Karşılığı | İşlevi |
|---|---|---|
| Vizyonlama | Zihinsel Prova (Mental Rehearsal) | Beyni, olay gerçekleşmiş gibi hazırlar ve stresi azaltır. |
| Duygusal Rezonans | Somatik İşaretleyiciler | Vücuda "güvendeyim ve hazırım" mesajı vererek motivasyonu artırır. |
| Bırakma (Teslimiyet) | Bilişsel Esneklik | Takıntılı odaklanmayı durdurur, bu da yaratıcılığı ve problem çözmeyi tetikler. |
"Sahte Umut" mu, Yoksa "Bilişsel Araç" mı?
Bilimsel perspektiften bakıldığında, manifest yapmak sadece "hayal kurmak" değildir. Bu, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) tekniklerine benzer şekilde, işlevsiz düşünce kalıplarını yıkıp yerine hedef odaklı bir zihin yapısı inşa etmektir. Yani evren size bir hediye paketlemez; zihniniz, o hediyeyi alacak yolları bulmanız için sizi optimize eder.
Manifesto ve Çekim Yasası gibi kavramlar kulağa mistik gelse de, aslında beynimizin çalışma prensipleri ve psikolojik mekanizmalarla doğrudan ilişkilidir. "Manifesto İstasyonu" dediğimiz o zihinsel durak, aslında nörobiyolojik bir odaklanma merkezidir.
İşte bu sürecin bilimsel temelleri:
1. Retiküler Aktif Sistem (RAS): Beynin Filtresi
Beynimiz her saniye milyonlarca veri akışına maruz kalır. Ancak hepsini işlemez. Beyin sapında bulunan RAS, hangi bilgilerin bilincimize çıkacağına karar veren bir "güvenlik görevlisi" gibidir.
* Bilimsel Altyapı: Eğer sürekli "yetersizliğe" odaklanırsan, RAS hayatındaki engelleri filtreleyip önüne getirir. Eğer bir hedefe (manifest) odaklanırsan, RAS o hedefle ilgili fırsatları, kişileri ve bilgileri seçmeye başlar.
* Örnek: Yeni bir araba almayı düşündüğünde, sokakta aniden o model arabaları daha sık görmen tesadüf değil, RAS’ın o veriyi ön plana çıkarmasıdır.
2. Nöroplastisite: Zihni Yeniden Kablolamak
İnanç sistemleri, beyindeki nöronlar arasında kurulan güçlü yollardır. "Ben başarısızım" dediğinde bu yol kalınlaşır.
* Manifesto Psikolojisi: Yeni bir inanç (olumlama) tekrarlandığında, beyin yeni sinaptik bağlar kurar. Buna Nöroplastisite denir. Yeterli tekrarla, bu yeni düşünce tarzı "varsayılan ayar" haline gelir.
3. Onaylama Yanlılığı (Confirmation Bias)
İnsan zihni, mevcut inançlarını destekleyen kanıtları arama ve bulma eğilimindedir.
* Mekanizma: Bir şeyin olacağına gerçekten inandığında (İnanç Yasası), zihnin bu inancı doğrulayacak verileri toplar. Bu da özgüveni artırarak "İlham Veren Eylem" (Inspired Action) basamağını tetikler.
Analitik Psikoloji Kuramı:
Carl Gustav Jung tarafından temelleri atılan Analitik Psikoloji, insan psikolojisini sadece çocukluk travmaları veya biyolojik dürtülerle değil, ruhun derinliklerindeki semboller ve evrensel mirasla açıklar. Freud’un öğrencisi olsa da, bilinçaltını çok daha geniş ve spiritüel bir perspektifle ele alarak ondan ayrılmıştır.
İşte Jung kuramının temel yapı taşları:
🏛️ 1. Psişenin Yapısı
Jung’a göre zihin (psişe) üç ana katmandan oluşur:
 * Bilinç: Kişinin farkında olduğu kısımdır. Merkezinde Ego bulunur. Ego, bizim gerçeklik algımızı ve kimlik duygumuzu yönetir.
 * Kişisel Bilinçdışı: Bireyin hayatı boyunca bastırdığı veya unuttuğu anılardan oluşur (Freud'un bilinçaltına benzer).
 * Kollektif Bilinçdışı: Jung’un en özgün katkısıdır. Tüm insanlığın ortak mirası olan, evrensel düşünce kalıplarını ve sembolleri içerir. Doğuştan getirilen bu "ortak hafıza", kültürlerden bağımsız olarak hepimizde bulunur.
🎭 2. Arketipler
Kollektif bilinçdışının içinde yer alan, insan deneyimini organize eden evrensel sembollerdir. En önemlileri şunlardır:
 * Persona: Topluma karşı taktığımız "maske"dir. Sosyal dünyaya uyum sağlamak için sergilediğimiz roldür.
 * Gölge (Shadow): Kişiliğimizin karanlık, bastırılmış ve toplumca kabul görmeyen yönleridir. "İçimizdeki canavar" değil, kabul etmek istemediğimiz parçalarımızdır.
 * Anima ve Animus: Erkeğin içindeki dişil enerji (Anima) ve kadının içindeki eril enerjidir (Animus).
 * Kendilik (Self): Kişiliğin merkezi ve bütünlüğüdür. Tüm zıtlıkların birleştiği noktayı temsil eder.
🧭 3. Psikolojik Tipler ve Enerji
Jung, insanların dünyayı algılama biçimlerini iki temel tutum ve dört işlevle açıklar:
 * Tutumlar: Dışadönüklük (Enerjiyi dış dünyadan alma) ve İçedönüklük (Enerjiyi kendi iç dünyasından alma).
 * Dört İşlev: Düşünme, Hissetme (Değerlendirme işlevleri); Duyumsama, Sezgi (Algılama işlevleri).
> Not: Bugün yaygın olarak kullanılan MBTI (Myers-Briggs) kişilik testi, tamamen Jung’un bu tipoloji kuramı üzerine inşa edilmiştir.
✨ 4. Bireyleşme Süreci (Individuation)
Jung kuramının nihai amacıdır. Kişinin kendi içindeki zıtlıkları (ışık ve gölge, eril ve dişil) tanıması, maskelerinden sıyrılması ve "kendisi olması" sürecidir. Bu, insanın tam ve bütün bir birey olma yolculuğudur.
🌀 5. Eşzamanlılık (Synchronicity)
Jung, bazen dış dünyadaki olaylar ile iç dünyamızdaki düşünceler arasında neden-sonuç ilişkisi olmayan ama "anlamlı" rastlantılar olduğunu savunur. Örneğin; rüyanızda gördüğünüz bir nesneyle ertesi gün gerçek hayatta karşılaşmanızın psikolojik bir anlamı olduğunu düşünür.
Jung’un kuramı rüyalar, mitoloji ve sanatı anlamak için harika bir anahtardır. Özellikle "Gölge" kavramı, modern kişisel gelişimde çok sık kullanılır.
Persona (maske) ve gerçek benlik arasındaki o gerilim, modern insanın en büyük yorgunluk kaynaklarından biridir.
Jung’a göre Persona aslında kötü bir şey değildir; bir nevi "psikolojik zırh" veya toplum içinde hayatta kalmamızı sağlayan bir "kıyafet" gibidir. Sorun, o kıyafetin üzerimize yapışması ve bizim kendimizi o kıyafetten ibaret sanmamızla başlar.
Bu dengeyi anlamak ve yönetmek için şu üç adımlı süreci inceleyebiliriz:
1. Persona'yı Tanımlamak: Hangi Maskeyi Takıyorsun?
Hepimizin farklı ortamlar için farklı maskeleri vardır. Sosyal medyadaki "mutlu" maskesi, iş yerindeki "profesyonel" maskesi ya da aile içindeki "uslu çocuk" maskesi...
* Kendine sor: "İnsanlar yanımdayken en çok hangi özelliğimi göstermeye çalışıyorum ve hangi yönümü saklamak için ekstra enerji harcıyorum?"
2. Enerji Sızıntısını Fark Etmek
Eğer Persona, gerçek benliğinden (Self) çok uzaksa, hayatında bir "sahtelik" hissi ve kronik bir yorgunluk başlar.
* Belirti: Sosyal bir ortamdan döndüğünde kendini tamamen tükenmiş hissediyorsan, o gün taktığın maske ruhuna çok dar gelmiş demektir. Maskeyi taşımak, gerçek benliğini yaşamaktan daha çok enerji tüketir.
3. Maskeyi Esnetmek (Bireyleşme)
Jung, maskeleri tamamen çöpe atmamızı önermez (çünkü toplum içinde çıplak kalmak zordur). Bunun yerine maskenin şeffaflaşmasını önerir.
* Gerçek benliğindeki bazı "kusurları" veya "aykırı fikirleri" kontrollü bir şekilde dışarı sızdırmaya başladığında, Persona ve Öz birleşmeye başlar. Bu, Jung'un bahsettiği Bireyleşme yolculuğunun en kritik adımıdır.
Sigmund Freud tarafından geliştirilen Psikanalitik Kuram, insan davranışlarının arkasındaki temel itici gücün bilinçdışı (bilinçaltı) süreçler olduğunu savunan devrim niteliğinde bir yaklaşımdır. Freud'a göre zihnimiz bir buzdağı gibidir; görünen kısım (bilinç) buzdağının çok küçük bir parçasıyken, asıl büyük kütle suyun altındadır (bilinçdışı).
İşte Freud'un kuramının temel yapı taşları ve özellikleri:
1. Zihnin Yapısal Modeli (Kişiliğin Üç Bileşeni)
Freud, kişiliğin birbiriyle etkileşim halindeki üç ana sistemden oluştuğunu belirtir:
* İd (Alt Benlik): Kişiliğin ilkel, kalıtımlı ve biyolojik yanıdır. Haz ilkesiyle çalışır; arzuların anında tatmin edilmesini ister. Mantık veya ahlak tanımaz.
* Ego (Benlik): İd ile dış dünya arasındaki dengeleyicidir. Gerçeklik ilkesine göre hareket eder. İd’in isteklerini sosyal olarak kabul edilebilir yollarla doyurmaya çalışır.
* Süper Ego (Üst Benlik): Toplumun değer yargılarını, ahlak kurallarını ve vicdanı temsil eder. Kusursuzluk ilkesine odaklanır ve Ego’yu denetleyerek İd’in dürtülerini baskılar.
2. Zihnin Topografik Modeli (Bilinç Düzeyleri)
Zihinsel süreçlerin farkındalık düzeylerini açıklar:
* Bilinç: O an farkında olduğumuz yaşantılar.
* Bilinçöncesi: O an farkında olmadığımız ama biraz çabayla hatırlayabildiğimiz bilgiler (örneğin telefon numaranız).
* Bilinçdışı: Farkında olmadığımız, bastırılmış arzular, korkular ve travmaların bulunduğu alan. Freud'a göre davranışlarımızın asıl kaynağı burasıdır.
3. Psikoseksüel Gelişim Dönemleri
Freud, kişiliğin çocukluktaki ilk beş yılda büyük ölçüde şekillendiğini savunur. Her dönem belirli bir haz bölgesine odaklanır:
* Oral Dönem (0-1 yaş): Haz kaynağı ağızdır.
* Anal Dönem (1-3 yaş): Odak noktası tuvalet eğitimi ve kontrolüdür.
* Fallik Dönem (3-6 yaş): Cinsel kimliğin keşfedildiği, Oedipus ve Elektra komplekslerinin yaşandığı dönemdir.
* Latent (Gizil) Dönem (6-12 yaş): Cinsel enerjinin uykuya daldığı, odak noktasının oyun ve sosyalleşme olduğu evre.
* Genital Dönem (Ergenlik ve sonrası): Yetişkin cinselliğinin ve kimliğin oturduğu dönem.
4. Savunma Mekanizmaları
Ego, İd ve Süper Ego arasındaki çatışmalar kaygı yarattığında, Ego bu kaygıyla başa çıkmak için bilinçdışı yöntemler kullanır:
* Bastırma: Rahatsız edici düşünceleri bilinçaltına itmek.
* Yansıtma: Kendi kusurlarını başkasına yüklemek.
* Mantığa Bürüme: Kabul edilemez bir duruma "geçerli" bahaneler bulmak.
* Yüceltme: Toplumca kabul görmeyen dürtüleri (örneğin saldırganlığı) sanata veya spora yönlendirmek.
Freud Kuramının Temel Özellikleri (Özet)
* Deterministiktir: Hiçbir davranış tesadüf değildir; her şeyin geçmişte veya bilinçdışında bir nedeni vardır.
* Cinsellik ve Saldırganlık: İnsan davranışlarını yönlendiren iki temel içgüdünün Libido (yaşam enerjisi) ve Thanatos (ölüm/saldırganlık içgüdüsü) olduğunu savunur.
* Çocukluk Odaklıdır: Yetişkinlikteki psikolojik sorunların kökenini çocukluk yaşantılarında arar.
* Yöntem: Serbest çağrışım, rüya analizi ve dil sürçmeleri gibi yöntemlerle bilinçdışına ulaşmayı hedefler.
Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud (ve kızı Anna Freud) tarafından geliştirilen savunma mekanizmaları, egonun dış dünyadan gelen tehditler veya içsel dürtüler (id) karşısında hissettiği kaygıyı azaltmak için kullandığı bilinçdışı stratejilerdir.
Kısacası; gerçeklik canımızı yaktığında, zihnimizin kullandığı "psikolojik amortisörler"dir.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa