5 Şubat 2026 Perşembe

Zihnin Üçgeni: Jung, Maslow ve BDT ile Gerçekliğinizi İnşa Edin

Hayatımızı değiştirmek istediğimizde genellikle işe "dışarıdan" başlarız; yeni bir iş, yeni bir çevre ya da yeni bir alışkanlık... Oysa modern psikolojinin ve kadim bilgeliğin bize öğrettiği en büyük sır, dış dünyadaki her değişimin içerideki üçlü bir mekanizmanın hizalanmasıyla gerçekleştiğidir. Gerçek bir değişim sadece dilemek değil, bir mühendislik işidir.

Bu yolculukta üç dev isim bize rehberlik eder:

  • Carl Jung ile ruhumuzun en karanlık köşelerine, "gölgelerimize" iner ve bizi içeriden sabote eden inançları gün yüzüne çıkarırız. Çünkü Jung'un dediği gibi: "Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirir ve siz ona kader dersiniz."
  • Abraham Maslow ile bu yolculuğun neresinde olduğumuzu anlarız. Karnımız açken dünyayı kurtaramayacağımızı, güvenlik ihtiyacımız karşılanmadan "kendimizi gerçekleştiremeyeceğimizi" fark eder, enerjimizi doğru basamağa odaklarız.
  • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ise bize bu büyük resmi günlük hayata nasıl dökeceğimizi öğretir. Zihnimizdeki hatalı kodları (bilişsel çarpıtmaları) tek tek temizleyerek, düşüncelerimizi yeni gerçekliğimize uygun şekilde yeniden programlarız.

Bu Yazıda Neler Öğreneceksiniz?

 * Jung’un Arketipleri: İçimizdeki "Sabotajcı"yı nasıl dost edinebiliriz?

 * Maslow’un Piramidi: Enerjiniz hangi basamakta takılı kaldı?

 * BDT Teknikleri: Negatif düşünce döngülerini 5 dakikada nasıl kırarsınız?

Bu üç ekol farklı dilleri konuşsa da aslında aynı "İnsan Mekanizması" üzerinde durur.

Ortak noktaları şudur: Farkındalığı Eyleme Dönüştürmek.

1. Düşünce ve İnanç Yapısı (Ortak Zemin: Bilişsel Şemalar)

  • BDT: "Düşüncelerin duygularını, duyguların ise davranışlarını belirler" der. Negatif otomatik düşünceleri kırmayı hedefler.
  • Jung: Buna "Kişisel Bilinçdışı" ve "Kompleksler" der. Zihnindeki kalıpların sadece sana değil, atalarına da (Kolektif Bilinçdışı) ait olabileceğini söyler.
  • Maslow: Bir insanın bilişsel ihtiyaçlarının (bilme ve anlama arzusu) karşılanması gerektiğini vurgular.

2. Motivasyon: "Neden İstiyoruz?"

 * Maslow: Piramidin basamaklarını tırmanma isteği (Hayatta kalma -> Aidiyet -> Saygınlık).

 * Jung: "Bireyleşme" (Individuation) süreci. İnsanın potansiyelini tam olarak açığa çıkarma arzusu.

 * BDT: İşlevsel olanı seçme ve uyum sağlama kapasitesi.

 * Ortak Nokta: Üçü de insanın statik olmadığını, sürekli bir "oluş" içinde olduğunu savunur.
Maslow’un Piramidi: Enerjiniz hangi basamakta takılı kaldı?
Psikolog David McClelland tarafından önerilen İhtiyaç teorisi , Üç ihtiyaç teorisi olarak da bilinir. Başarı, bağlılık ve güç. İhtiyaçlarının insanların eylemlerini yönetimsel bir bağlamdan nasıl etkilediğini açıklamaya çalışan bir motivasyonel modeldir. Bu model, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin ilk kez 1940'ların başında önerilmesinden yirmi yıl sonra 1960'larda geliştirilmiştir. McClelland, her insanın yaş, cinsiyet , ırk veya kültürden bağımsız olarak bu üç tür motivasyona sahip olduğunu belirtmiştir. Her bireyin yönlendirildiği motivasyon türü, yaşam deneyimlerinden ve kültürünün görüşlerinden kaynaklanır. Bu ihtiyaç teorisi genellikle yönetim veya örgütsel davranışla ilgili derslerde öğretilir.
1. Başarı ihtiyacı olan kişiler, geri bildirim almak için başka bir şeye değil, sonuçların çabalarına dayandığı orta zorluktaki görevler üzerinde çalışmayı tercih ederler . Başarıya dayalı bireyler hem yüksek riskli hem de düşük riskli durumlardan kaçınma eğilimindedir. Düşük riskli durumlar geçerli olmak için çok kolay olarak görülür ve yüksek riskli durumlar, bireyin elde ettiği başarılardan ziyade durumun şansına dayalı olarak görülür. Bu kişilik tipi, iş yerindeki başarı ve terfi pozisyonlarının olduğu bir istihdam hiyerarşisi tarafından motive edilir.
2. Bağlılık ihtiyacı Ana madde: Bağlılık ihtiyacı Bağlılık ihtiyacı olan kişiler sosyal ilişkiler kurmak ve sürdürmek için zaman harcamayı tercih eder, grupların bir parçası olmaktan hoşlanır ve sevilme ve kabul görme arzusuna sahiptir. Bu gruptaki kişiler o iş yerindeki kültürün normlarına uyma eğilimindedir ve genellikle reddedilme korkusuyla iş yerinin normlarını değiştirmezler. Bu kişi rekabetten çok iş birliğini tercih eder ve yüksek risk veya yüksek belirsizlik içeren durumlardan hoşlanmaz. Bağlılık ihtiyacı olan kişiler müşteri hizmetleri veya müşteri etkileşim pozisyonları gibi sosyal etkileşimlere dayalı alanlarda iyi çalışırlar.
3. Güce ihtiyaç Ana madde: Güce ihtiyaç Güç ihtiyacı olan kişiler çalışmayı tercih eder ve disipline yüksek değer verirler . Bu motivasyonel tipin dezavantajı, grup hedeflerinin doğası gereği sıfır toplamlı hale gelebilmesidir , yani bir kişinin kazanması için diğerinin kaybetmesi gerekir. Ancak bu, grup hedeflerine ulaşmaya yardımcı olmak ve gruptaki diğer kişilerin işleri hakkında kendilerini yeterli hissetmelerine yardımcı olmak için olumlu bir şekilde uygulanabilir. Bu ihtiyaçtan motive olan bir kişi statü tanınmasından, tartışmaları kazanmaktan, rekabetten ve başkalarını etkilemekten hoşlanır. Bu motivasyonlu tiple birlikte kişisel prestij ihtiyacı ve daha iyi bir kişisel statüye yönelik sürekli bir ihtiyaç gelir.

Metamotivasyon: Metamotivasyon, Abraham Maslow tarafından temel ihtiyaçlarının ötesinde tam potansiyellerine ulaşmak için çabalayan ve kendini gerçekleştirmiş insanların motivasyonunu tanımlamak için ortaya atılmış bir terimdir.
Maslow, insanların başlangıçta ihtiyaçlar hiyerarşisi adı verilen bir dizi temel ihtiyaç tarafından motive edildiğini öne sürmüştür. Maslow, "Kendini gerçekleştiren insanlar, tüm temel ihtiyaçlarında (ait olma, sevgi, saygı ve öz saygı ) tatmin edilirler" demektedir. Bir kişi ihtiyaçlar hiyerarşisinde başarılı bir şekilde gezinip tüm temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, Maslow daha sonra "büyüme motivasyonu adı verilen bir yolda" ilerlediklerini ileri sürmüştür. Maslow, kendini gerçekleştirme seviyesinde veya altında hareket edenlerin (hâlâ temel ihtiyaçları için çabalayanlar veya temel ihtiyaçlarını karşılamış ancak hâlâ amaçsız yaşayanlar) ve kendini gerçekleştirmiş ancak önemli bir amaca sahip olanların motivasyonları arasında bir ayrım yapılması gerektiğine inanıyordu, çünkü motivasyonları önemli ölçüde farklılık gösteriyordu. Eksiklik ihtiyaçları ( dürtüler veya D-ihtiyaçları), insanları açlık, seks, aşk gibi fizyolojik ihtiyaçlarını tatmin etmeye motive ederken, olma ihtiyaçları (B-ihtiyaçları ) bir kişiyi kendini gerçekleştirmenin ötesine iter ve onları içsel nihai potansiyellerini gerçekleştirmeye yönlendirir.
Yunus kompleksi, başarı korkusu veya kişinin en iyisi olma korkusudur. Bu korku, kişinin kendini gerçekleştirmesini veya kendi potansiyelini fark etmesini engeller. Kişinin kendi büyüklüğünden, kaderinden kaçınmasından veya yeteneklerini kullanmaktan kaçınmasından korkmasıdır. Kişisel en kötüsünü başarma korkusu kişisel gelişimi motive etmeye hizmet edebileceği gibi, kişisel en iyisini başarma korkusu da başarıyı engelleyebilir. Yunus, kendisini esir tutan büyük balığın karnından kurtulur. Yunus kompleksi nevrotik insanlarda belirgindir.
Maslow: "Çoğu zaman doğanın, kaderin, hatta bazen kazara dayattığı (ya da daha doğrusu önerdiği) sorumluluklardan kaçarız, tıpkı Yunus'un kaderinden kaçmaya çalışması gibi - boşuna - " der.
Maslow'un kendini gerçekleştirme özellikleri şunlardır:
  • Gerçekliğin etkili algıları. Kendini gerçekleştirenler durumları doğru ve dürüst bir şekilde yargılayabilirler. Yüzeysel ve sahtekâr olana karşı çok hassastırlar.
  • Kendini, başkalarını ve doğayı rahat bir şekilde kabul etme. Kendini gerçekleştirenler, tüm kusurlarıyla kendi insan doğalarını kabul ederler.
  • Başkalarının eksiklikleri ve insan durumunun çelişkileri mizah ve hoşgörüyle kabul edilir.
  • Kendi deneyimlerine ve yargılarına güvenen.
  • Bağımsız, görüş ve düşünce oluşturmak için kültür ve çevreye bağımlı olmayan.
  • Spontane ve doğal.
  • Başkalarının istediği gibi olmaktan ziyade, kendine sadık .
  • Görev merkezleme.
Maslow'un deneklerinin çoğu, yaşamda yerine getirmeleri gereken bir misyona veya kendilerinin 'ötesinde' (kendilerinin dışında değil) takip etmeleri gereken bir göreve veya soruna sahipti.
Özerklik: Kendini gerçekleştirenler dış otoritelere veya diğer insanlara bağımlı olmaktan uzaktırlar.
Kaynak sahibi ve bağımsız olma eğilimindedirler.
Takdirin sürekli tazeliği: Kendini gerçekleştiren kişi, hayatın temel mallarına olan takdirini sürekli olarak yeniliyor gibi görünüyor. Bir gün batımı veya bir çiçek, ilk başta olduğu kadar yoğun bir şekilde her seferinde deneyimlenecektir. Bir çocuğunki gibi bir "görüş masumiyeti" vardır.
Derin kişilerarası ilişkiler: Kendini gerçekleştirenlerin kişilerarası ilişkileri derin sevgi dolu bağlarla işaretlenmiştir. Yalnızlıkla rahatlık . Başkalarıyla tatmin edici ilişkilerine rağmen, kendini gerçekleştiren insanlar yalnızlığa değer verir ve yalnız olmaktan rahatlık duyarlar. Düşmanca olmayan mizah anlayışı. Bu, kişinin kendine gülebilme yeteneğini ifade eder. Zirve deneyimleri. Maslow'un tüm denekleri zirve deneyimlerinin (geçici kendini gerçekleştirme anları) sık sık meydana geldiğini bildirdi. Bu durumlar coşku, uyum ve derin anlam hisleriyle işaretlendi. Kendini gerçekleştirenler evrenle bir olduklarını, her zamankinden daha güçlü ve sakin olduklarını, ışık, güzellik, iyilik vb. ile dolu olduklarını bildirdiler. Toplumsal olarak şefkatli: İnsanlığa sahip. Az sayıda arkadaş. Çok sayıda yüzeysel ilişki yerine az sayıda yakın arkadaş. Maslow'a göre, kendini gerçekleştirenler "toplumsal ilgi, topluluk duygusu veya tüm insanlıkla birlik duygusu" na sahiptirler.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
Düşüncelerimizin duygularımızı ve davranışlarımızı nasıl şekillendirdiğine odaklanan, bilimsel dayanağı oldukça güçlü bir yaklaşımdır. Temel mantığı şudur: Olaylar bizi üzmez; olaylara yüklediğimiz anlamlar bizi üzer.
İşte BDT'nin temel özellikleri ve zihnindeki o "olumsuz plak takılmalarını" kırmanın yolları:
🧠 BDT'nin Temel Özellikleri
BDT, diğer terapi yöntemlerinden birkaç yönüyle ayrılır:
* Çözüm Odaklıdır: Geçmişin derinliklerinde kaybolmak yerine "şu ana" ve mevcut sorunların çözümüne odaklanır.
* İş Birliğine Dayalıdır: Terapist bir öğretmen, danışan ise kendi hayatının uzmanıdır. Birlikte bir ekip gibi çalışırlar.
* Eğitici Bir Süreçtir: Size kendi kendinizin terapisti olmayı öğretir. Seanslar bittiğinde, cebinizde ömür boyu kullanacağınız bir alet çantası kalır.
* Yapılandırılmıştır: Belirli bir gündemi vardır ve genellikle ev ödevleri içerir (günlük tutmak, yeni davranışlar denemek gibi).
Manifesto İstasyonunun Psikolojik Katmanları
Manifesto süreci aslında bilişsel bir yeniden yapılandırmadır. Bu istasyonda şu üç psikolojik süreç işler:
| Süreç | Psikolojik Karşılığı | İşlevi |
|---|---|---|
| Vizyonlama | Zihinsel Prova (Mental Rehearsal) | Beyni, olay gerçekleşmiş gibi hazırlar ve stresi azaltır. |
| Duygusal Rezonans | Somatik İşaretleyiciler | Vücuda "güvendeyim ve hazırım" mesajı vererek motivasyonu artırır. |
| Bırakma (Teslimiyet) | Bilişsel Esneklik | Takıntılı odaklanmayı durdurur, bu da yaratıcılığı ve problem çözmeyi tetikler. |
"Sahte Umut" mu, Yoksa "Bilişsel Araç" mı?
Bilimsel perspektiften bakıldığında, manifest yapmak sadece "hayal kurmak" değildir. Bu, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) tekniklerine benzer şekilde, işlevsiz düşünce kalıplarını yıkıp yerine hedef odaklı bir zihin yapısı inşa etmektir. Yani evren size bir hediye paketlemez; zihniniz, o hediyeyi alacak yolları bulmanız için sizi optimize eder.
Manifesto ve Çekim Yasası gibi kavramlar kulağa mistik gelse de, aslında beynimizin çalışma prensipleri ve psikolojik mekanizmalarla doğrudan ilişkilidir. "Manifesto İstasyonu" dediğimiz o zihinsel durak, aslında nörobiyolojik bir odaklanma merkezidir.
İşte bu sürecin bilimsel temelleri:
1. Retiküler Aktif Sistem (RAS): Beynin Filtresi
Beynimiz her saniye milyonlarca veri akışına maruz kalır. Ancak hepsini işlemez. Beyin sapında bulunan RAS, hangi bilgilerin bilincimize çıkacağına karar veren bir "güvenlik görevlisi" gibidir.
* Bilimsel Altyapı: Eğer sürekli "yetersizliğe" odaklanırsan, RAS hayatındaki engelleri filtreleyip önüne getirir. Eğer bir hedefe (manifest) odaklanırsan, RAS o hedefle ilgili fırsatları, kişileri ve bilgileri seçmeye başlar.
* Örnek: Yeni bir araba almayı düşündüğünde, sokakta aniden o model arabaları daha sık görmen tesadüf değil, RAS’ın o veriyi ön plana çıkarmasıdır.
2. Nöroplastisite: Zihni Yeniden Kablolamak
İnanç sistemleri, beyindeki nöronlar arasında kurulan güçlü yollardır. "Ben başarısızım" dediğinde bu yol kalınlaşır.
* Manifesto Psikolojisi: Yeni bir inanç (olumlama) tekrarlandığında, beyin yeni sinaptik bağlar kurar. Buna Nöroplastisite denir. Yeterli tekrarla, bu yeni düşünce tarzı "varsayılan ayar" haline gelir.
3. Onaylama Yanlılığı (Confirmation Bias)
İnsan zihni, mevcut inançlarını destekleyen kanıtları arama ve bulma eğilimindedir.
* Mekanizma: Bir şeyin olacağına gerçekten inandığında (İnanç Yasası), zihnin bu inancı doğrulayacak verileri toplar. Bu da özgüveni artırarak "İlham Veren Eylem" (Inspired Action) basamağını tetikler.
Analitik Psikoloji Kuramı:
Carl Gustav Jung tarafından temelleri atılan Analitik Psikoloji, insan psikolojisini sadece çocukluk travmaları veya biyolojik dürtülerle değil, ruhun derinliklerindeki semboller ve evrensel mirasla açıklar. Freud’un öğrencisi olsa da, bilinçaltını çok daha geniş ve spiritüel bir perspektifle ele alarak ondan ayrılmıştır.
İşte Jung kuramının temel yapı taşları:
🏛️ 1. Psişenin Yapısı
Jung’a göre zihin (psişe) üç ana katmandan oluşur:
 * Bilinç: Kişinin farkında olduğu kısımdır. Merkezinde Ego bulunur. Ego, bizim gerçeklik algımızı ve kimlik duygumuzu yönetir.
 * Kişisel Bilinçdışı: Bireyin hayatı boyunca bastırdığı veya unuttuğu anılardan oluşur (Freud'un bilinçaltına benzer).
 * Kollektif Bilinçdışı: Jung’un en özgün katkısıdır. Tüm insanlığın ortak mirası olan, evrensel düşünce kalıplarını ve sembolleri içerir. Doğuştan getirilen bu "ortak hafıza", kültürlerden bağımsız olarak hepimizde bulunur.
🎭 2. Arketipler
Kollektif bilinçdışının içinde yer alan, insan deneyimini organize eden evrensel sembollerdir. En önemlileri şunlardır:
 * Persona: Topluma karşı taktığımız "maske"dir. Sosyal dünyaya uyum sağlamak için sergilediğimiz roldür.
 * Gölge (Shadow): Kişiliğimizin karanlık, bastırılmış ve toplumca kabul görmeyen yönleridir. "İçimizdeki canavar" değil, kabul etmek istemediğimiz parçalarımızdır.
 * Anima ve Animus: Erkeğin içindeki dişil enerji (Anima) ve kadının içindeki eril enerjidir (Animus).
 * Kendilik (Self): Kişiliğin merkezi ve bütünlüğüdür. Tüm zıtlıkların birleştiği noktayı temsil eder.
🧭 3. Psikolojik Tipler ve Enerji
Jung, insanların dünyayı algılama biçimlerini iki temel tutum ve dört işlevle açıklar:
 * Tutumlar: Dışadönüklük (Enerjiyi dış dünyadan alma) ve İçedönüklük (Enerjiyi kendi iç dünyasından alma).
 * Dört İşlev: Düşünme, Hissetme (Değerlendirme işlevleri); Duyumsama, Sezgi (Algılama işlevleri).
> Not: Bugün yaygın olarak kullanılan MBTI (Myers-Briggs) kişilik testi, tamamen Jung’un bu tipoloji kuramı üzerine inşa edilmiştir.
✨ 4. Bireyleşme Süreci (Individuation)
Jung kuramının nihai amacıdır. Kişinin kendi içindeki zıtlıkları (ışık ve gölge, eril ve dişil) tanıması, maskelerinden sıyrılması ve "kendisi olması" sürecidir. Bu, insanın tam ve bütün bir birey olma yolculuğudur.
🌀 5. Eşzamanlılık (Synchronicity)
Jung, bazen dış dünyadaki olaylar ile iç dünyamızdaki düşünceler arasında neden-sonuç ilişkisi olmayan ama "anlamlı" rastlantılar olduğunu savunur. Örneğin; rüyanızda gördüğünüz bir nesneyle ertesi gün gerçek hayatta karşılaşmanızın psikolojik bir anlamı olduğunu düşünür.
Jung’un kuramı rüyalar, mitoloji ve sanatı anlamak için harika bir anahtardır. Özellikle "Gölge" kavramı, modern kişisel gelişimde çok sık kullanılır.
Persona (maske) ve gerçek benlik arasındaki o gerilim, modern insanın en büyük yorgunluk kaynaklarından biridir.
Jung’a göre Persona aslında kötü bir şey değildir; bir nevi "psikolojik zırh" veya toplum içinde hayatta kalmamızı sağlayan bir "kıyafet" gibidir. Sorun, o kıyafetin üzerimize yapışması ve bizim kendimizi o kıyafetten ibaret sanmamızla başlar.
Bu dengeyi anlamak ve yönetmek için şu üç adımlı süreci inceleyebiliriz:
1. Persona'yı Tanımlamak: Hangi Maskeyi Takıyorsun?
Hepimizin farklı ortamlar için farklı maskeleri vardır. Sosyal medyadaki "mutlu" maskesi, iş yerindeki "profesyonel" maskesi ya da aile içindeki "uslu çocuk" maskesi...
* Kendine sor: "İnsanlar yanımdayken en çok hangi özelliğimi göstermeye çalışıyorum ve hangi yönümü saklamak için ekstra enerji harcıyorum?"
2. Enerji Sızıntısını Fark Etmek
Eğer Persona, gerçek benliğinden (Self) çok uzaksa, hayatında bir "sahtelik" hissi ve kronik bir yorgunluk başlar.
* Belirti: Sosyal bir ortamdan döndüğünde kendini tamamen tükenmiş hissediyorsan, o gün taktığın maske ruhuna çok dar gelmiş demektir. Maskeyi taşımak, gerçek benliğini yaşamaktan daha çok enerji tüketir.
3. Maskeyi Esnetmek (Bireyleşme)
Jung, maskeleri tamamen çöpe atmamızı önermez (çünkü toplum içinde çıplak kalmak zordur). Bunun yerine maskenin şeffaflaşmasını önerir.
* Gerçek benliğindeki bazı "kusurları" veya "aykırı fikirleri" kontrollü bir şekilde dışarı sızdırmaya başladığında, Persona ve Öz birleşmeye başlar. Bu, Jung'un bahsettiği Bireyleşme yolculuğunun en kritik adımıdır.
Sigmund Freud tarafından geliştirilen Psikanalitik Kuram, insan davranışlarının arkasındaki temel itici gücün bilinçdışı (bilinçaltı) süreçler olduğunu savunan devrim niteliğinde bir yaklaşımdır. Freud'a göre zihnimiz bir buzdağı gibidir; görünen kısım (bilinç) buzdağının çok küçük bir parçasıyken, asıl büyük kütle suyun altındadır (bilinçdışı).
İşte Freud'un kuramının temel yapı taşları ve özellikleri:
1. Zihnin Yapısal Modeli (Kişiliğin Üç Bileşeni)
Freud, kişiliğin birbiriyle etkileşim halindeki üç ana sistemden oluştuğunu belirtir:
* İd (Alt Benlik): Kişiliğin ilkel, kalıtımlı ve biyolojik yanıdır. Haz ilkesiyle çalışır; arzuların anında tatmin edilmesini ister. Mantık veya ahlak tanımaz.
* Ego (Benlik): İd ile dış dünya arasındaki dengeleyicidir. Gerçeklik ilkesine göre hareket eder. İd’in isteklerini sosyal olarak kabul edilebilir yollarla doyurmaya çalışır.
* Süper Ego (Üst Benlik): Toplumun değer yargılarını, ahlak kurallarını ve vicdanı temsil eder. Kusursuzluk ilkesine odaklanır ve Ego’yu denetleyerek İd’in dürtülerini baskılar.
2. Zihnin Topografik Modeli (Bilinç Düzeyleri)
Zihinsel süreçlerin farkındalık düzeylerini açıklar:
* Bilinç: O an farkında olduğumuz yaşantılar.
* Bilinçöncesi: O an farkında olmadığımız ama biraz çabayla hatırlayabildiğimiz bilgiler (örneğin telefon numaranız).
* Bilinçdışı: Farkında olmadığımız, bastırılmış arzular, korkular ve travmaların bulunduğu alan. Freud'a göre davranışlarımızın asıl kaynağı burasıdır.
3. Psikoseksüel Gelişim Dönemleri
Freud, kişiliğin çocukluktaki ilk beş yılda büyük ölçüde şekillendiğini savunur. Her dönem belirli bir haz bölgesine odaklanır:
* Oral Dönem (0-1 yaş): Haz kaynağı ağızdır.
* Anal Dönem (1-3 yaş): Odak noktası tuvalet eğitimi ve kontrolüdür.
* Fallik Dönem (3-6 yaş): Cinsel kimliğin keşfedildiği, Oedipus ve Elektra komplekslerinin yaşandığı dönemdir.
* Latent (Gizil) Dönem (6-12 yaş): Cinsel enerjinin uykuya daldığı, odak noktasının oyun ve sosyalleşme olduğu evre.
* Genital Dönem (Ergenlik ve sonrası): Yetişkin cinselliğinin ve kimliğin oturduğu dönem.
4. Savunma Mekanizmaları
Ego, İd ve Süper Ego arasındaki çatışmalar kaygı yarattığında, Ego bu kaygıyla başa çıkmak için bilinçdışı yöntemler kullanır:
* Bastırma: Rahatsız edici düşünceleri bilinçaltına itmek.
* Yansıtma: Kendi kusurlarını başkasına yüklemek.
* Mantığa Bürüme: Kabul edilemez bir duruma "geçerli" bahaneler bulmak.
* Yüceltme: Toplumca kabul görmeyen dürtüleri (örneğin saldırganlığı) sanata veya spora yönlendirmek.
Freud Kuramının Temel Özellikleri (Özet)
* Deterministiktir: Hiçbir davranış tesadüf değildir; her şeyin geçmişte veya bilinçdışında bir nedeni vardır.
* Cinsellik ve Saldırganlık: İnsan davranışlarını yönlendiren iki temel içgüdünün Libido (yaşam enerjisi) ve Thanatos (ölüm/saldırganlık içgüdüsü) olduğunu savunur.
* Çocukluk Odaklıdır: Yetişkinlikteki psikolojik sorunların kökenini çocukluk yaşantılarında arar.
* Yöntem: Serbest çağrışım, rüya analizi ve dil sürçmeleri gibi yöntemlerle bilinçdışına ulaşmayı hedefler.
Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud (ve kızı Anna Freud) tarafından geliştirilen savunma mekanizmaları, egonun dış dünyadan gelen tehditler veya içsel dürtüler (id) karşısında hissettiği kaygıyı azaltmak için kullandığı bilinçdışı stratejilerdir.
Kısacası; gerçeklik canımızı yaktığında, zihnimizin kullandığı "psikolojik amortisörler"dir.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

29 Ocak 2026 Perşembe

​Aşk: Felsefi Bakış Açıları

Psikolojik ve Felsefi Bakış: Pygmalion Etkisi

​Bu hikaye modern psikolojide Pygmalion Etkisi (Beklenti Etkisi) olarak adlandırılır. Bu kavram şunu savunur:

​Beklentiler Gerçeği Şekillendirir: Birine veya bir duruma dair sahip olduğunuz yüksek ve olumlu beklentiler, o kişinin performansını ve karakterini olumlu yönde etkiler.

​İnancın Gücü: Pygmalion'un heykelini "canlanacakmış gibi" sevmesi ve ona değer vermesi, aslında insanın inandığı şeyi yaratma gücünü simgeler. 

İdealize Etme: Felsefi açıdan ise bu hikaye, insanın kendi zihnindeki "mükemmellik" arayışını ve yarattığı ideallere nasıl tutkuyla bağlandığını sorgular.

Aşkın anlaşılamayacak bir tarafı yoktur. Aşk, her türlü olabilir. Bir insanı ne etkilerse, kendisine ne uygunsa ona aşık olur. Bazen 1 yılda, bazen 1 dakikada. Bazen ilk görüşte birisinin gözlerine aşık olur, bazen hiç görmediği birisinin iç dünyasına, duygularına, saflığına.

Sanatın Aşka Dönüşümü: Mitolojiye göre Pygmalion, Kıbrıs adasında yaşayan yetenekli bir heykeltıraştır. Çevresindeki kadınların kusurlu ve ahlaksız olduğunu düşünerek kadınlardan uzaklaşmış ve hayatını bekâr kalarak sanatına adamaya karar vermiştir. Ancak Pygmalion, fildişinden öyle bir kadın heykeli yontmaya başlar ki, bu heykel dünyadaki tüm kadınlardan daha kusursuz ve güzel olur. Heykele Galatea adını verir. Zamanla heykeline o kadar çok emek verir ki, ona aşık olmaya başlar. Ona hediyeler alır, mücevherler takar ve sanki canlıymış gibi onunla konuşur.

​Afrodit’in Dokunuşu

Aşk tanrıçası Afrodit onuruna düzenlenen festival gününde Pygmalion, tanrıçanın sunağına gider ve içinden gizlice şu duayı eder: "Bana eşim olarak fildişinden yonttuğum kıza benzeyen birini ver." Aslında kalbinden geçen, heykelin ta kendisidir. Afrodit bu saf ve derin aşkı görür. Pygmalion eve dönüp heykeli öptüğünde, fildişinin soğukluğu yerine bir sıcaklık hisseder. Heykel yavaş yavaş yumuşar, damarlarında kan akmaya başlar ve canlanır. Pygmalion’un hayali gerçeğe dönüşmüştür.

Montaigne ; ‘’Aşk için kitapları bir yana bırakıp açık yüreklilikle konuşursak, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, diyebiliriz gibi geliyor bana.’’ Demiştir. 

Sokrates’e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. 

Mesela Sait Faik’i ele alalım. Şöyle başlıyor cümlelerine, dünyanın en iyi tasvircisi; ‘’Ne yalan söyleyeyim, benim aşkım tuhaftır. Halbuki, böyle olmamalıdır, insan yıldırımla vurulmuş gibi âşık olmalı, sonra muvaffak olmak için bir şeyler icat etmelidir. Bu nevi aşkı pek severim ama, bir türlü de olamam. Muhakkak, evvela, seveceğimden biraz yüz görmeliyim. Sonrası kolaydır. İkinci yüz verişte yakalandığımı hisseder, kaçınmaya çalışırım. Üçüncüde her şey bitmiştir. Artık deli gibi aşığımdır.’’ Gördünüz işte, Sait Faik, yüz verilmesine ihtiyacı olduğunu söylüyor. Peki ya zavallı Pygmalion ne yapsın? Hiç fildişinden yapılma bir heykelden, yüz görebilir mi insan? ‘’Galetea, ah Galetea, ne kadar güzelsin’’ diye iç geçirmelerle, ellerini kadının yüzünde dolaştıran bir erkek hayal edin ki, adamın elleri fildişi malzemenin soğukluğunu bile hissetmesin, gözleri o bembeyaz rengi, ten rengi sansın… Pygmalion, o kadar güzel bir heykelden kadın çıkarmıştır ki ortaya, kendini ona aşık olmaktan alıkoyamaz. Evet, siz sevdiğiniz insanın size ilgi göstermesini bekleyen âhlaksızlar, Pygmalion’a bakın ve ibret alın. Hanginizin sevgisi, bir taşı sevebilecek kadar büyük? Esas büyük sevgi, ellerini tuttuğunuz, yüzü okşadığınız, dudaklarını öptüğünüz, saçlarına dokunabildiğiniz, gözlerinin parlaklığını görebildiğiniz bir sevgiliye duyulan sevgi midir? Uğrunda ölebilirim dediğiniz sevgilerin, kaçı payidar kaldı hayatınızda? Onsuz olamam dediğiniz kaç sevgiliden ayrıldınız, içten pazarlıklılar?! Pygmalion öyle sevmedi. O sadece, taş ta olsa, konuşamasa da, kendisine karşılık veremese de, Galetea’yı sevdi, sevdi ve sevdi… Her gün onun taş dudaklarını öptü, saatlerce karşısında bekledi. Umut etti mi, etmedi mi bilemem ama, tanrılara yakardığını biliyorum. 

‘’Ey büyük tanrılar, madem insanlara her şeyi bahşediyorsunuz, madem ki hibenizin sonu yok, o halde Galetea’yı verin bana…’’ Galetea bir heykeldi. Ve Pygmalion onu, hiçbir şey beklemeden sevdi. Sadece o, Galetea olduğu için… Galetea onu öpemezdi, dokunamazdı, güzel sözler söyleyemez, onu tatmin edemezdi. Kısacası Pygmalion’un sevgisine karşılık veremezdi ama, Pygmalion onu sevdi. Hiçbir şeyi umursamadı, sadece sevgisine sahip çıktı. Akabinde Afrodit, Pygmalion’a acımış olacak ki, bir sürpriz yaptı ona. Pygmalion, gene bir gün eve geldiğinde, Galetea’ya dokundu, yüzünü okşadı, Galetea’nın ona karşılık vermeyeceğini bile bile. Ve… Evet oldu. Galetea karşılık verdi. Kadın da onu öpüyordu. Pygmalion’un sevgisi, onu taştan, kanlı canlı bir insana çevirmişti… Ee, Pygmalion da bunu hak etmişti doğrusu. Bugünlerde, bu kadar büyük aşklara, aşk diye nitelendirilemeyecek aşklara, hiç de hak etmeyen insanların, her şeyden bir katkı, bir karşılık bekleyen insanların sahip olduğunu görüyorum da… Hem Pygmalion’a acıyorum, hem kendime…Benim de aşkım Pygmalion ile Sait Faik’in arasında bir yerdedir herhalde. Ve siz, olanla yetinmeyen, varoluşun, doğallığın, içten gelenin, samimiyetin, gerçekliğin mucizesini görmeyen romantikler… İçten pazarlıklı, karşılık bekleyen, ilgi görmezse solan ahlaksızlar… Siz sakın aşık oldum demeyin, Pygmalion’dan haberdar olduktan sonra. Bakın Pygmalion kimmiş; ‘‘pygmalion, kendisi için kusursuz kadının heykelini yapan eski bir Yunan Kralı. Tanrıça Afrodit bu heykele can vermiştir. Bu efsane, eşlerinin görünüşünü ya da kişiliğini değiştirmek isteyenlere karşılık ortaya çıkmıştır.’’ 

Şimdi gidin ve Nietzsche’nin size önerdiği gibi yazgınızı kabullenin ki, gerçekten insanüstüne ulaşabilesiniz ve sevginiz gerçekten, maymunların sevgisinden farklı olsun... Ki gerçekten büyük sevginizle gurur duyabilin, gerçekten sevginiz mucizevi olabilsin..

Ünlü düşünür Eflatun, bildiğiniz gibi diğer ismi Platon olan bu düşünürün adıyla tanımlanan “Platonik aşk” yani tek taraflı aşktır. Platonik askın adıyla anılmasına rağmen onaylamayan ve açıkça sevmenin gizliden sevmekten daha güzel olduğunu söyleyen bu filozof sevgi üzerine oldukça kafa yormuştur. Şölen adlı meşhur kitabında tamamen sevgi ve dostluk üzerine duran Eflatun, öğrencileriyle baştan sona sevgiyi tartışır ve onu tanımlamaya çabalar. Ve güzellik ile askı buluşturur. Öyle ki, güzelin olduğu yerde ancak sevgi olabileceğini söyler. 

“Güzel yaşamak isteyenleri ömürleri boyunca nedir güzel yasatan? Akrabaları mi? Hayır. Şanlari şerefleri mi? Hayır. Zenginlik mi? Hayır. Ne su ne bu, hiçbir sey insanı sevgi kadar güzel yaşatmaz.“ 

Ardından “Homeros der ya, yiğitlere Tanrı yürek üflermiş, iste budur Sevgi’nin sevenlere verdiği güç. Başkası için ölmek, bunu yalnız sevenler yapabilir, erkekler değil yalnız, kadınlar bile.“ diyerek, sevginin büyüklüğünü ve güçlü kalplerden işi olduğunun üzerinde durur. Sevginin özünde Tanrısallık olduğunu, sevginin bir tek olmadığını çeşitlere ayrıldığını anlatır. Ayrıca seks ve güzellik tanrıçası Afrodit’i örnek göstererek tensel sevgiye işaret eder: “Orta mali Aphrodite’ye bağlanan insanın kendisi de orta malıdır, her isini rasgele yapar; bu sevgi aşagilik kişilerin sevgisidir. Bu türlüleri kadınları da delikanlılar kadar severler, sonra da sevdiklerinin bedenlerini canlarindan(ruh güzelligi) çok severler, üstelik de sevdiklerini çogu zaman aptallar arasindan seçerler, çünkü istedikleri arzularini sonuna kadar götürmektir; bu isin güzelligine, çirkinligine bakmazlar.” 

“En iyi en soylu ve en değerli insanlar, başkalarını çirkin de olsa severler“[4] diyerek sevginin yüksek bir değer olduğunu savunur. Eflatun’a göre düşkün kadınları seven yani ruh güzelliğinden daha çok bedensel hazza önem veren insan, aslında seven insan değildir. Olsa olsa kendi bedenini seven insandır der. Böylece Sevgiyi ikiye ayırmış olur: bedensel sevgi, ruhsal sevgi… Ruhsal sevgi mistiklerde sakinliği dönüşür insanla Tanrı'nın buluşması gerçekleşir. Bu sevginin savunucuları mistiklerdir. Bedensel olan sevgi gerçekte sevgi değildir, ilgidir. Beden istediği doyumu gerçekleştirdiğinde sevgi yok olur. Bunu bazıları ” Sevmek dokunmaktır” cümlesiyle ifade ederler. Eflatun Sevgi’yi düzenli, ölçülü olmasından yana tavır koyarak sevgi de akil arar gibidir. Buna karşın mistiklerin aşk anlayışında ise, aşk gaflet halidir. Deli, mecnun ve askın bir şekilde kendinden geçer. Özellikle Müslüman mistiklerin aşka bakışı böyledir.” Aşk sarhoşluktur” diye ifade edilir. Eflatun’da ise, iki ayrı parçanın bitişmesidir ask. Yunan efsanelerine dayanarak anlattığı hikâyede geçmişte tek parça olan insanoğlu, dişilik ve erkekliği tek bünyede bulunduruyormuş. Daha sonra üçe bölünerek kadın, erkek ve hem kadın hem erkek bir varlık olarak üçe ayrılmış. Parçanın erkek ve dişisinin birbirinin arayışının adı aşk olmuş.  Netice olarak sevgiyi bütün boyutlarıyla ele alan Eflatun, sanat sevgisinden, kadın erkek sevgisine, erkeğe duyulan sevgiden, orta mali kadınlara duyulan sevgilere kadar bütün sevgi çeşitlerini derinliğine irdeler, öğrencileriyle tartışır. En geniş anlamıyla der: 

“Sevgi, her iyi olanı ve bizi mesut edeni arzulamaktır.”

​1. Platon: Eksik Parçanın Peşinde 

Platon'un Şölen diyaloğu, aşkın felsefi temelini atar. Burada iki önemli kavram öne çıkar: Androjen Mitosu: İnsanların başlangıçta dört kollu, dört bacaklı ve iki yüzlü devasa varlıklar olduğu söylenir. Tanrılar onları ikiye böldüğünde, her parça sonsuza dek "diğer yarısını" aramaya başlar. Aşk, bu eski bütünlüğümüze dönme arzusudur.

​Platonik Aşk: Genelde "dokunmadan sevmek" sanılsa da, aslında fiziksel güzellikten başlayıp İdea'ya (saf güzelliğe ve erdeme) ulaşma basamağıdır.

​2. Schopenhauer: Doğanın Tuzağı

​Schopenhauer daha karamsar bir tablo çizer. Ona göre aşk, **"Yaşama İradesi"**nin bir oyunudur. Doğa, türün devamını sağlamak için bizi kör bir tutkuyla birine bağlar. Aşkın o yüce duygularının arkasında, aslında biyolojik bir zorunluluk yatar.

​3. Erich Fromm: Bir Sanat Olarak Aşk

​Fromm, aşkın başına gelen bir şey değil, öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu savunur.

​"Sevmek, bir duygu değil, bir karardır; bir yargıdır, bir söz vermektir."

Ona göre gerçek aşk; ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi temelleri üzerine kurulur. Kişi, sevme yeteneğini geliştirmediği sürece gerçek aşkı bulamaz.

​4. Sartre ve Varoluşçuluk: Özgürlük Çatışması

Sartre için aşk bir paradokstur. Sevdiğimiz kişinin hem bize ait olmasını (bir nesne gibi) hem de tamamen özgür olmasını isteriz. Bu durum, iki özgürlüğün birbiriyle çatışmasıdır. Aşk, bir başkasının bakışında kendimizi anlamlı bulma çabasıdır.

5. Doğru ruhlar birbirlerini terk etmezler. Varoluşun ağırlığı üzerlerine çöktüğünde zayıflamazlar ya da yol belirsizleştiğinde geri çekilmezler. Hayat değişken doğası gereği fırtınaları çağırır, kesinlikleri çözer ve en güçlü bağların bile metanetini sınar ama doğru olan kırılmaz. Kahkahaların güneş ışığı gibi zahmetsizce ve altın renginde döküldüğü günler ve sessizliğin cevaplanmayı bekleyen bir soru gibi uzayıp gittiği geceler olacaktır. Yanlış adımlar, uzun gölgeler ve mesafenin uçsuz bucaksız hissedildiği anlar olacaktır. Ama o zaman bile, kırılgan sessizlikte eller uzanacak ve kalpler - yorgun olsa da bir kez daha ritmini bulacaktır. Aşk bir mükemmellik kurgusu değil, kalmak, görmek ve anlamak için verilen amansız bir karardır. Geçici kolaylıkla değil, başka bir yere sığınmak yerine fırtınada durmak için yapılan sarsılmaz seçimle bağlanan bir yemindir. Mücadelenin yokluğunu değil, içinde lütfun varlığını talep eder. Öyleyse bırakın zaman bizi şekillendirsin; bırakın mevsimler değiştikçe dünya da değişsin. Gerçek olan, belirsizliğin gelgitleri altında aşınmaz. Geçip giden fırtınalara boyun eğmez. Dönüşür, derinleşir, kalır - çünkü sevgi, en yüksek biçimiyle, kaybetme korkusuyla tutunmak değil, nereye götürürse götürsün yolu birlikte yürümeyi tekrar tekrar seçmektir. ~ Katie Kamara

6. Aşık olmak sürekli korkmaktır. Sevdiğine bir şey olacak diye korkar, ölümüne bir dehşete kapılır,düşünürsün. Her düşünceyle birlikte kalbin sıkışıyor mu? İşte dostum bu aşktır. Ve korku olmadan aşk da olamayacağı için, aşk hepimize esir eder. ~ Barones Sammorca

RUH EŞİ

"İnsanlar ruh eşinin mükemmel uyum olduğunu düşünür ve herkesin istediği de budur. Ancak gerçek bir ruh eşi bir aynadır, sizi geride tutan her şeyi size gösteren kişidir, hayatınızı değiştirebilmeniz için sizi kendi dikkatinize getiren kişidir. Gerçek bir ruh eşi muhtemelen tanışacağınız en önemli kişidir, çünkü duvarlarınızı yıkar ve sizi uyandırır. Ama bir ruh eşiyle sonsuza kadar yaşamak? Olmaz. Çok acı verici. Ruh eşleri, hayatınıza sadece size başka bir katmanınızı göstermek için gelirler ve sonra giderler. Ruh eşlerinin amacı sizi sarsmak, egonuzu biraz parçalamak, engellerinizi ve bağımlılıklarınızı göstermek, kalbinizi kırmak ve böylece yeni ışığın içeri girmesini sağlamak, sizi hayatınızı dönüştürmek zorunda kalacak kadar çaresiz ve kontrolden çıkmış hale getirmek ve sonra sizi ruhani ustanızla tanıştırmaktır."- Elizabeth Gilbert, Ye, Dua Et, Sev

Aşk "seni istiyorum" ya da "benim olmanı istiyorum" demek değildir, "yakışıklısın" ya da "seksisin" demek de değildir... "Sensiz yaşayamam" ya da "sana ihtiyacım var" ya da "sonsuza kadar birlikte olalım" ya da sıklıkla karıştırıldığı şeylerden herhangi biri anlamına gelmez.  Aslında anlamı şudur: "Tüm gerçekliğiniz ve egemenliğinizle kim olduğunuzu gerçekten seviyor, saygı duyuyor ve takdir ediyorum ve gerçek doğamdan ödün vermeden, yolunuzda size yardımcı olacak sunabileceğim bir şey varsa, vermeme izin verirseniz bu benim için bir hediye olacaktır."  Bu şekilde her geçen gün daha fazla insanı sevdiğimi görüyorum.  Red K. Elders

Ünlü düşünürlerden aşk tarifleri:

Aristotales: "Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. Sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur."

François Bacon: "Büyük insanlarda, liyakat sahibi olanların kendilerini budalaca aska kaptirdiklari görülmez. Büyük ruhlar ve büyük işler aşkla uzlaşmaz."

Augustinus: "Sevgi ruhun güzelligidir."

Franz Xaver Von Baader: "Özgürlük ask değildir, yalnız aşkın kapısıdır."

Bailey: "Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır."

Basta: "Erkek az fakat sık sever, kadın ise çok ancak bir kez sever."

Jeremy Bentham: "Aşk hazzı, dostlukla duyu hazlarından yoğrulmuştur."

Balzac: "Aşk yaşamında kadın, ancak hünerli bir çalgıcının elinde dile gelen bir lir gibidir. Kadınlar bizleri sevdikleri zaman her suçumuzu bağışlarlar."

Jacob Boehme: "İstek, hareket/genişleme, yön veren tezlere bilgelik eklendiğinde ask olur."

Eugene Delacroix: "Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister."

Descartes: "Bir şey kendimiz için iyi, yani uygun gibi sunulmuşsa ona karşı ask duyarız."

Bulor: "Aşk cennetin dilinden bize kalan tek andır."

Antoine Bret: "Aşkın ilk soluğu mantigin son soluğudur."

Epiktet: "Hareket etmenin nedeni 'istek' ve 'sevmektir', bu ise düşünmektir. Ask tutkudur. İyi ya da kötünün ne olduğunu fark edemeyen insan nasıl sevebilir".

Duclos: "Aşk bıkılmayandır. Her şeyden bıkılabilir ama aşktan ... hayır."

Epikür: "Bilge olan evlenmez. Evlense bile aşkın vehimlerine kapılmaz. Bir uygarlığın yetkinliği ve insanloğı ancak kardeşlik ve sevgiyle olasıdır."

Douglas Ferrola: "Aşk kizamığa benzer, insan ne kadar geç yakalanırsa o kadar ağır geçer."

Faulkner: "Asşkı kitaplara soktuklari iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktık."

Fenelon: "Sevmeden yaşamak yaşamak degildir. Az sevmek ise sürüklenmektir."

Costance Foster: "Sevgi bizi zamanin yıkımından koruyan yıkılmaz bir kaledir."

Freud: "Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktir."

Geraldy: "Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır."

Geothe: "Sevilenin kusurlarini hos görmeyen sevmiyor demektir."

Victor Hugo: "Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır."

Holty: "Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir."

Albert Hubbart: "Ask yasamdir deriz, ancak umutsuz inançsiz ask ölümden beterdir."

Konfüçyus: "Dinsel erdem, insanligi sevmekle olanaklidir. Bu sevgi hissi, aileden toplumdan hükümete dek karsilikli olarak uzamalidir."

Moliere: "Kadinlarin büyük tutkusu aski ilham etmektir. Insani askin güzellikleri yasatir."

Montaigne: "Ask utanma ve çekinmenin oldugu yerde vardir."

Newton: "Ask köprü kurmaktir. Insanlar köprü kuracaklarina duvar ördükleri için yalniz kalirlar."

Robert Owen: "Insana karsi sonsuz bir sevgi ve sefkat duyabilmek için dinsel inançlardan kurtulmak gerekir."

Oscar Wilde: "Erkekler kadinlarin ilk aski, kadinlar da erkeklerin son aski olmak ister."

Voltaire: "Ask bir tablodur, onu doga çizmis ve hayal süslemistir. Tanri kadinlari erkekleri evcillestirmek için yaratti."

Mark Twain: "Hiç kimse uzun süre evli kalmadikça gerçek askin ne oldugunu anlayamaz."

Cenap Sehabettin: "Kadin olsun, kitap olsun cildine aldanmayip içindekilere bakilmalidir."

Stendal: "Ask, cosku ve tutku olduktan sonra insan hiç sarsilmaz, bunlar olmayinca yasam neye yarar."

Seneca: "Yalniz akilli bir insan sevmesini bilir. Sevip de yitirmek, sevmemis olmaktan daha iyidir."

Schiller: "Ey ask, güzel ve kisasin... Ask insani birlige, bencillik yalnizliga götürür."

Madame De Scudery: "Insan sevmeye basladi mi, yasamaya da baslar."

Shakespeare: "Degisiklikle karsilasinca degisen ask, ask degildir... Ask gözle degil ruhla görülür."

J. J. Rousseau: "Ask mutlulugunu evlendirdikten sonra da sürdürebilseydik, dünya cennet olurdu. Duygulu gönüller sevginin her türlüsü için duygulu degil mi?"

Dante: "Genis varlik denizinin her yaninda genis bir ask akisi vardir. Fiziksel devinim, bitkisel yasam, zihinsel yasam... hep evrensel askin derece derece yükselen asamalarini olusturur. Asagi derecelerinde yanilmayan ask, akilla aydinlandigi zaman iyilik ve kötülüge egilim kazanir. Ask kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardir. Hatta irade, hile ve siddet kullanmak yoluyla bir baskasinin kötülügüne çalismis olsa bile yine aska uyar. Kötülükler asktan uzaklasma oraninda bir takim derecelere sahiptir ve kötülük aska yaklasmak için sarf ettigi üç oraninda erdeme yaklasmis olur... Cehennem bile adalet kadar askin eseridir."

Feuerbach:

"Varlik sezginin, duyunun ve askin bir sirridir. Bu kisi, bu sey yani bireysel, yalniz duyumda, yalniz askta, mutlak bir degere sahiptir. Sonlu ve sonsuz orada bulunur. Askin sonsuz derinligi ve askin gerçegi, bununla yalniz bununla kaimdir" "... En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklidir. Böylece genel olarak basimiz disinda bulunan bir nesne varolusun gerçek ve ontolojik belgesi asktir, varolusun asktan ve duyumdan baska belgesi yoktur."

François M. C. Fourier:

1) Geçici ya da keyif verici asklar ki, bu oyuncular, kahpeler, arsizlik asklari gibi sekillere ayrilir.

2) Az çok bir süresi fakat kisir asklar ki, bunlar gözde asklardir.

3) Yalniz bir çocuk dogurtan geçici asklar ki, bunlar dölleyen asklardir.

4) Karilar ve kocalar askidir ki, bu iki tarafin istegi ile yillarca sürer ve bir çok çocuk dogurturur. Fakat bunlar birbirleriyle yasayip yasamamakta serbesttir." "Her erkek bütün kadinlara ve bir kadin bütün erkeklere sahiptir."

Efes'li Heraklitos: "Duyu organlari akilsiz ruhlara hizmet ettikleri zaman kötü taniklardir. Esek samani altina tercih eder; köpek tanimadiklarina havlar. Domuz için çamur saf sudan daha degerlidir. Deniz suyu ister temiz ister kirli olsun, baliklar için kurtarici insanlar için ugursuzdur."

Paul Henri D. Holbach: "Insanlara kendi akillarina saygi duymalari ve cesur olmalari telkin edilmeli ve kendileri için arkasindan kosmasi gereken hayallere gereksinimleri varsa, dogruluk, iyilik ve baris sevgisini benimsemeleri ögretilmelidir"

François La Rocheffoucauld: "Tüm duygularimiz ve tutkularimiz rastlanti ve çikarin eseridir ve bizim erdem, ask, karsilik beklemezlik dedigimiz seyler de hosgörülerden baska bir sey degildir. Adalet aski nedir? Adaletsizlik istirabindan korkmaktir. Ask sahip olduklarimizin bizden alinmasi korkusudur. Ask duyularin bir hummasidir."

Mevlana: "Bir aski baska ask söndürebilir. Askta ne yükseklik, ne alçaklik, ne de akillilik ve akilsizlik vardir. Hafizlik, seyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, asagilik ve rintlik vardir. Insanin topragini ask sebnemi ile yogurduklari için alemde yüzlerce fitne ve kargasalik peyda olur. Askin yüzlerce nesteri, ruhun damarlarina sokuldu ve oradan gönül adi verilen bir damla aldi... Ask öyle engin bir denizdir ki, ne kenari vardir, ne de ucu bucagi."

Mu-Ti: "Kim baskasini severse kendisi de sevilecektir. Baskalarini kazandirmis olan kendisi de kazanmış olacaktir. Tüm insanlar kendileri arasinda karsilikli bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayiflari avlayamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide tarafsizlik, kisisel sevgide yanılmayı önler; tarafsız sevgi kisisel sevginin de güvencesidir."

Pascal: "Ask iradenin eregidir. Her çesit dissal emir ve baskılardan çok usa uymak gerekir. Iradenin eregi olan bu asktan baslayip tutkuda sona eren bir yasam mutludur. Bunlardan birini seçmem gerekse 'ask'i yeg tutarim. Biz ask karakteri ile dogariz. Ask ruhumuz yetkinlestikçe gelisir ve bizi güzel görünen seye sürükler. Bundan sonra artik bizim bu alemde sevmekten baska bir sey için var oldugumuzdan kim kuskulanir? ... Askin konusu güzelliktir ve insan evrenin en güzel nesnesi olduğu için disarida aradigi bu güzelligin örnegini kendi içinde bulmasi gerekir. Bu itibarla insan ancak kendisine benzeyeni ve olabildigi kadar kendisine yaklaşanı sever. Sevmeye baslayinca eskisinden bambaska bir insan oldugumuzu anlarız.

İlişkilere Yön

Sağlıklı, mutlu ilişkiler sadece "o kişiyi" bulmakla ilgili değildir. İkisinin de sevgi, güven, saygı ve neşe içinde yaşayabileceği sıcak, ortak bir yer yaratmakla alakalıdır. Bu tür ilişkilere giden yol, kendinle başlayan çok yönlü bir süreçtir. Çocukluktan itibaren, ilişkileri çevremizin merceğinden algılıyoruz. Ebeveynlerimizin ne tür bir ilişkisi var? Ailemizde ve yakın çevremizde hangi senaryolar gözlemledik? Bu yetişkinlikte nasıl ilişkiler gördüğümüz ve kurduğumuzun temelini oluşturur. Bağımlılık ve ortak bağımlılık olan akrabalar, bir ya da ikisinin de yokluğu, boşanma, bir aile üyesinin kaybı bunların hepsi bir çocuğu etkiler. Sağlıksız davranış desenleri, korku reddedilmesi, herkesi kurtarma arzusu, düşük özsaygı ve kendin için yaşayama becerisi bilinçsizce gelişebilir. Eğer uyumlu örnekler bulunmazsa sağlıklı bir ilişki hayal etmek zor olabilir. Bu, zaman, sabır ve anne ve babamızın içerdeki figürleriyle derin çalışma gerektirir. Şifa bloğundan "Ebeveynlerle Birlik" meditasyonunun yardımı dokunabilir.

Arketipler: Jung'a göre, her birimiz karşı cinsiyetin içi bir arketipimiz var. Animasyon, bir erkeğin kadınsı yönünü tamir eder, ve animus ise bir kadındaki erkek arketipidir. Bunlar bizim "ideal erkek ya da dişi" hakkındaki bilinçaltı fikirlerimizdir. İlişkilere girdiğimizde, sadece gerçek kişiyle değil, kendi projeksiyonumuzla da etkileşim kurarız. Örneğin, uyumsuz bir animasyonu olan bir adam iç kusurlarını dolduracak bir kadın arayabilir. Zayıf bir düşmanı olan bir kadın erkek otoritesine bağımlı olabilir, sürekli bir "kurtarıcı" arayabilir ve ilişkilerde ve hayatta sorumluluk alamaz olabilir.

Anim ve animus dengelendiğinde ilişkiler daha olgunlaşır. Her iki ortak da idealleştirilmiş veya zehirli beklentileri yansıtmadan hislerini ve ihtiyaçlarını ifade edebilir.

Bu yüzden, erkeksi ve kadınsı yönlerinizi tanımak ve uyum sağlamak önemlidir. Değerli bir erkeği dıştan görmek için bir kadının önce içindeki erkekliğine bağlanması gerekir ve tam tersi.

İlişkiler, bir kişinin bu arketipleri ne kadar iyi birleştirdiğini ve başka bir kişiyi olduğu gibi kabul etmeye ne kadar istekli olduklarını yansıtır. Bu, "Şiva ve Shakti Enerjisi'nin Dengesi" makalesinde daha detaylı olarak tartışılmaktadır.

Çeşitli psikoterapi uygulamaları kendini geliştirme araçlarıdır: bireysel ve grup terapisi, bütünleştirici psikoloji ve aile desenlerini anlamak ve iyileştirmek için Hellinger takımyıldızları. Tantra, Osho pratikleri, sanat terapisi, vücut çalışması ve dans teknikleri iç yönlerinizle bağlantı kurmanızı sağlar. Anahtar niyetinizi ifade etmektir ve gerekli araçlar ortaya çıkacaktır. Kendiniz üzerinde çalışmak derin bir öz bilinç geliştirir ve yıkıcı duyguların tanımlanmasına ve değiştirmeye yardımcı olur. Bu yoldan daha önce gelmiş olan insanlar da değerli kaynaklar olabilir. Sağlıklı ilişkilerin mümkün olduğunu gösteren öğretmenlerdir. Örnekleri ilham verebilir veya tam tersi acıyı tetikleyebilir "Neden onlar doğru ama ben doğru yapamıyorum?" Bu duygular kendini keşfetmek için alanları aydınlatabilir. Sağlıklı bir ilişkide bir ortağın ideallerine tam uyum sağlayacağına inanmak bir hatadır. Her insan eşsiz dersleri olan bir öğretmendir. Bir ilişkide, birbirinizden öğrenebilirsiniz, birlikte büyüyüp uzlaşmalısınız. İlişkiler çiftin refahı için rollerini ve sorumluluklarını anladıkları iki yönlü bir yoldur. 

Aşka giden yol olgunluğa ve bütünlüğe giden bir yoldur, hem kişisel hem de ilişkisel olarak. Birlikte mutlu olmak için, yalnız mutlu olmayı dene.

Bazen yalnızlığı kucaklaman gerekir ve partnerinde bir ebeveyn figürü aramadan ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenmen gerekir. Bu, bireysel olarak mutlu ve birlikte daha iyi ilişkiler kurmanıza olanak sağlıyor.

O zaman en önemli şey arzu kalır. Mutlu ilişkiler arzusu. Geçmiş programları, çözülmemiş sorunları, kurbanlık, ikincil kazançları ve acıyı bırakın. Karşılıklı aşkı deneyimlemenize izin verin. Hayatının efendisi ol. İçindeki hazırlıkla, her şey güzelce ortaya çıkıyor.

İlişkiler sadece etkileşimlerden fazlasıdır; kendi kendini keşfetme ve bütünleşmenin derin bir sürecidir. Aşk hikayesi içeride başlıyor. Herkes güçlü, mutlu ve sevgi dolu bir ilişkiyi hak eder.

Karmik İlişkiler:  Bu, geçmiş yaşamlarındaki olaylara dayanarak insanlar arasındaki özel bir bağdır. Çözülmemiş görevleri tamamlamak ve ruhun gelişimi için önemli dersler almak için ortaya çıkar. Bu tür ilişkiler karşı konulmaz ve kederli görünüyor. Güçlü bir duygusal bağ ve enerjik çekim ile karakterize edilirler: aşk, nefret, bağlılık ve önemli ortak olaylar. Bu ilişkiler sayesinde insanlar kendilerini keşfedip her zamankinden farklı davranırlar. Bütün dersler alınana kadar bitirmek çok zordur. Bağlantı acı ve ızdırap getirebilir ya da karşılıklı destek ve büyüme sağlayabilir. Bu birikmiş karmaya bağlı. Geçmiş hayatında yardım ettiyseniz, bu canlandırmada yardım alacaksınız. İhanet ve yalan söylediyseniz, aynı şekilde karşı karşıya kalacaksınız. Bazen, semboller ve buluşma koşulları insanları birbirine bağlayan geçmiş olaylara işaret eder. Astroloji, psikoterapi, takımyıldızlar ve derin meditasyon karmik bir ilişkiniz varsa anlamanıza yardımcı olabilir.

Uyum: Vedi astrolojisi karmik ilişkileri uyumlu hale getirmek için denemeler (uygulamalar, ritüeller, mantralar ve meditasyonlar) sunar. Bunlar sorunların kaynağını anlamanıza ve dönüştürmenize yardımcı olabilir. Psikolojik çalışma ve kendini keşfetme de bilinçli olarak negatif desenleri ve senaryoları değiştirmek için gereklidir. 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

7 Haziran 2024 Cuma

Psikolojik Dayanıklılık Notları: KAYGI, KORKU, BAĞIMLILIKtan KURTUL!

Psikolojik Sağlamlık Nedir? Nasıl Desteklenir?

Zor zamanlardan geçerken en dayanıklı olan kişiler üzülmeyen, öfkelenmeyen, acı çekmeyen kişiler değil kararlı, cesur, yaratıcı, proaktif olabilen, her şeye rağmen umutlu ve iyimser kalabilen kişilerdir. Hayatın kusurluluğu ve acımasızlığı karşısında üzerinde kontrol sahibi olduğumuz tek faktör psikolojik sağlamlığımız yani strese karşı duruşumuz, düşünce yapımız, duygularımız ve aksiyonlarımızdır. Kimse doğuştan hayatın tüm streslerine karşı dayanıklı doğmaz ancak psikolojik sağlamlığını geliştirebilir. Hepimizin zor zamanlardan mutluluğu hissedebileceği günlere geçebilmesi için psikolojik sağlamlığını; duygusal, fiziksel, zihinsel ve sosyal dayanıklılığını beslemesi, iç gücünü her daim büyütmesi gerekir.

Yaşam zaman zaman bizleri çok zorlayabilir; büyük kayıplar, felaketler yaşatabilir, çaresizliğe sürükleyebilir. Böyle kriz anlarında gündelik yaşamın her unsuru anlamını ve önemini kaybederken hepimizin sahip olduğu tek bir beceri bizi düştüğümüz yerden kaldırmak için uyanır: Psikolojik sağlamlık! 

Psikolojik sağlamlık, kriz, kaos veya yoğun bir stres ile duygusal, zihinsel, fiziksel olarak başa çıkabilme, eski “kriz-öncesi” haline geri dönebilme yetisidir. 

İnsanların yaşadıkları problemler, felaket karşısında sakin kalmak, büyük ve kalıcı bir hasar almamak için geliştirdiği bir dizi düşünce, aksiyon ve savunma mekanizmasıdır. İlk defa 1970’lerde bilim insanı Emmy Werner tarafından ortaya atılan psikolojik sağlamlık (resilience) terimi oldukça subjektif bir konu olduğu için hala tartışılmakta ve eleştiriler almaktadır. En basit formunda psikolojik sağlamlık, strese karşı pozitif bir adaptasyon geçirmek ve sorunların içerisinden en az hasarla ayrılabilmektir. Psikolojik sağlamlık stresten etkilenmemek, üzülmemek, acı çekmemek değildir. Aksine tüm duyguların içerisinden geçebilmek, hislerini kontrol etmeden yaşayabilmek ve yine de tünelin sonundan çıkabilmektir. 

Psikolojik sağlamlık çeşitleri

Zihinsel sağlamlık: Zor bir görevi veya sorumluluğu yapmak için kendini motive edebilme, odaklanabilme, sonuca erdirebilme yetisidir.

Sosyal sağlamlık: İhtiyaç sahiplerine yardım eli uzatabilme, destek olabilme, kibar ve güven verici bir tavırla yaklaşabilme yetisidir. 

Doğal afetlerden, toplu kayıplardan, ekonomik krizlerden sonra toplumun eski güçlü haline geri dönebilme hızını da işaret eder.
Duygusal sağlamlık: İhtiyaç anında pozitif duyguları uyandırabilme, ruh halini yükseltebilme yetisidir. Zor zamanlarda umutlu ve iyimser kalabilme duygusal sağlamlık göstergesidir.
Fiziksel sağlamlık: Fiziksel zorluklar ile başa çıkabilme yetisidir.
Psikolojik sağlamlığı ne oluşturur?
Esneklik, değişimlere adapte olabilme ve sabır özelliği bir kişinin psikolojik sağlamlığını geliştirmesine yardım edebilir. 
Öte yandan bu özelliklerin tam zıttı tutumlara sahip olmak strese karşı güçlü durmayı zorlaştırır. 
Bir kişinin strese karşı dayanıklılığını ne kadar çok stresle karşılaşıp hayatta kaldığı değil, strese karşı bakış açısı, dünya görüşü, sosyal bağlarının kuvvetliliği ve stres üzerinde ne denli bir kontrol sahibi olduğunu düşünmesi etkiler.
Öz benliği kuvvetli olan, öz güven ve sevgisi ile büyük problemler yaşamayan kişilerin psikolojik sağlamlıkları da o denli kuvvetli olur. Zor zamanları atlatabileceğine dair kendine güven duymak, bir tür otonomiye sahip olmak, çaresizlik veya yetersizlik hislerine düşmemek kriz anlarında stresin daha iyi yönetilebilmesini sağlar.
Kişinin dünyayı nasıl gördüğü ve çevresiyle nasıl etkileşime geçtiği.
Çevresindeki kaynakların sayısı, kalitesi, erişilebilirliği.
Başa çıkma stratejileri.
Bu konuyu bir adım öteye taşıyan çocuk doktoru Ken Ginsberg’in “7C” teorisine göre herkes, her yaşta, dışarıdan gerekli kaynakları da kullanarak iç gücünü oluşturabilir. 7C’yi oluşturan özellik ve beceriler ise; 
yeterlilik,  güven,  bağlantı,  karakter, katkı, başa çıkma kontroldür.
Her tip psikolojik sağlamlığı destekleyen alışkanlıklar:
Psikolojik sağlamlık geliştirilebilir beceri ve alışkanlıklardan oluşur. Bazı insanların strese karşı daha dayanıklı oldukları doğru olsa da herkes kendi psikolojik sağlamlığının üzerinde çalışarak, çevrelerinden destek alarak, zaman içinde daha dayanıklı ve güçlü bir versiyonuna ulaşabilir.
Başa çıkma stratejileri:
Zor zamanlarda duygusal regülasyon sağlayan birtakım teknik veya “kaçışlara” sahip olmak dayanıklılık için çok önemlidir. Bu stratejilerde tek bir doğru bulunmaz. 
Doğal olanı, kişinin kendisi için en etkili ve doğru olanı bulması veya geliştirmesidir. 
Günlük tutma, olumlama, sosyalleşme, dışarıda vakit geçirme, yaratıcı dışa vurum teknikleri; resim çizme, dans etme, müzik dinleme başa çıkma stratejileri arasında sayılabilir.
1. Mindfulness: 
Nefes pratikleri, meditasyon, mindful yürüyüş ve yoga gibi mindfulness egzersizleri gündelik yaşama dahil edildiğinde stresle başa çıkma kapasitesinin yükselmesine yardımcı olur. 
Hem var olan hem de geleceğe dair anksiyeteye sebep olan stres faktörleri karşısında daha sakin kalabilmeyi, anda durabilmeyi, duygu ve düşünceleri kontrol etmeden izleyebilmeyi öğreten mindfulness, psikolojik sağlamlılığı destekler.
2. Zihin ve ruh sağlığını destekleyen bir diyet
Stres bedendeki enflamasyonu (İltihaplanma olarak bilinen inflamasyon, herkeste meydana gelen ve bağışıklık sisteminin vücudu çeşitli hastalık veya yaralanmalara karşı korumak amacıyla oluşturduğu bir tepkidir.) yükselterek bütünsel sağlığı geri çeker. Akut stres anlarında bir de bedeni beslenme ile enflamatuar duruma sokmak hissedilen fiziksel, zihinsel ve duygusal stresin şiddetlenmesine, psikolojik dayanıklılığın düşmesine neden olur. 
Antioksidan ve mikro besin açısından zengin gıdalara bol miktarda yer vermek önerilir. Öne çıkan mikro besinler Omega-3 yağları, A, K, B vitaminleri, magnezyum ve çinkodur.
Beslenmede yer verilebilecek dayanıklılık arttıran gıdalar:
  • Yumurta
  • Koyu yeşil yapraklı sebzeler
  • Mantar
  • Brokoli
  • Fermente gıdalar
  • Avokado
  • Keten tohumu, kabak çekirdeği
  • Yağlı balıklar
  • Bitter çikolata
3. Soğuk maruziyeti: 
Yüksek tempolu egzersize benzer şekilde bedeni ve zihni kontrollü, bilinçli “pozitif stres” olarak adlandırılan zorlayıcı durumlarına sokmak psikolojik sağlamlılığı geliştirir. Buna en iyi örnek soğuk maruziyetidir. Soğuk duş almak, denize girmek, kışın çok kalın giyinmemek hücresel seviyede bütünsel sağlığı desteklerken kişinin zihinsel ve fiziksel sağlamlığını da yükseltir.
4. Güçlü sosyal bağlar: 
Kişinin kriz veya travma anında çevresinden bulabildiği tüm maddi ve manevi destekler yaşanılan olayın atlatılmasında büyük rol oynar. Psikolojik sağlamlığın en önemli faktörlerinden birisi de bu sosyal destek çemberinin varlığı ve kalitesidir. İlk olarak çekirdek aile daha sonra büyük aile, arkadaşlar, toplum, organizasyonlar ve devletin varlığı kriz zamanlarında kişilere hem fiziksel hem de duygusal güç ve destek sağlar.
Korkuyu yenmek!
Korku, yaşam boyunca bize eşlik eden temel bir duygudur. Koruyucu bir işlevi yerine getirir ve evrimsel olarak hayatta kalmamıza yardımcı olur, yani bizi dış tehditlerden korur, tehlikeye karşı uyarır. Ancak bizi kısıtlayan ve katı sınırlar içinde tutan korkular vardır. Bu korkuların ardındaki dersleri, fırsatları ve kaynakları farkında olmadan göz ardı ederiz. Bu korkularla başa çıkılabilir. Korku, atalardan birinin olumsuz bir deneyimi sonucu atalar sisteminden kaynaklanabilir. Örneğin, bir kişi çok para kazanmış ve kaybetmiş olabilir.
Sinir sisteminin hassas olduğu çocukluk döneminde derinlere yerleşmiş korkular oluşur. Eğer bir çocuğun ebeveynleriyle karmaşık bir ilişkisi varsa, yakınlık korkusu geliştirebilir. Bu durumda gelecekte ilişki kurmakta zorlanabilir. Ayrıca, çocuğun karşılaştığı ancak üstesinden gelmek için destek görmediği şeylerden de korkabilir; örneğin yalnızlık, karanlık, hayvanlar vb.
Travmatik deneyim bedensel düzeyde nesilden nesile aktarılır. Torunlar büyük paranın korkusunu taşır ve bilinçaltında para kazanma fırsatlarını reddederek kendilerini olumsuz deneyimlerin tekrarından korurlar. Para onlara zorlukla gelir ve kolayca gerekli harcamalara gider.
Ayrıca, bir kişi bir şeyi bizzat deneyimlememiş olsa bile, başkalarının anlattığı hikayelerden, toplumdan ve medyadan bilgi edindiğinde ortaya çıkan dayatılmış korkular da vardır. Kişi, farkında olmadan anne babasının, akrabalarının ve arkadaşlarının korkularını benimseyebilir.
Korku gerçek bir tehditten korumadığı zaman, özgürlüğü kısıtlar ve gerçeklik algısını çarpıtır. Mantıksız korku, bizi farklı yaşamaya ve davranmaya zorlar, rasyonel düşünmemizi ve olanaklarımızı genişletmemizi engeller.
Korkular genellikle gizli kaynakların ve büyüme potansiyelinin bulunduğu alanlarda ortaya çıkar. Bu korkuların üstesinden gelmek uzun bir süreçtir; bu noktada bir psikolog veya tıp alanında uzman bir kişiyle çalışmak yardımcı olacaktır. Kendi başınıza uygulayabileceğiniz çeşitli teknikler önereceğiz.
Korkuları tanıyın.
Birkaç gün boyunca korkularınızı analiz edin ve kağıda yazın. Bunlar belirli şeylere (yükseklik, örümcek, köpek, topluluk önünde konuşma, hastalıklar) veya daha soyut şeylere (yalnızlık, kendini ifade etme, yakınlık, aile kurma) dair korkular olabilir.
Bu, onları bilinçaltından yüzeye çıkarmanın yoludur. Ardından, her bir korku için, bu korku olmasaydı hayatınızın nasıl olacağını yazın. Ne tür yeni deneyimler ve kaynaklara sahip olurdunuz? Alternatif bir gerçekliğe bakmak ve korkuyla mı yoksa korkusuz mu yaşamak istediğinizi anlamak yardımcı olur.
Korkuyu tanıyın
Meditasyon ortamında, rahatlayarak ve derin nefes alarak korkunuzu davet edebilirsiniz. Korkunuzun neye benzediğine, size neyi veya kimi hatırlattığına bakın. Ondan amacının ne olduğunu, sizi neden koruduğunu ve nereden geldiğini söylemesini isteyin.
Korku üzerine düşünün.
Korkunuzun gerçekleştiğini kabul edin. Bunun ne kadar olası olduğunu, neler olabileceğini ve ne yapacağınızı, size kimin yardımcı olabileceğini, durumu çözmek için hangi kaynaklara sahip olduğunuzu kendinize sorun.
Korkunun size ne söylediğini dinleyin; bilinçaltınızla etkileşimleriniz ilginç iç görülere yol açabilir. Ardından, onu kabul ettiğinizi ve ona teşekkür ettiğinizi söyleyin. Hazır hissediyorsanız, bundan sonra onsuz yaşamak istediğinizi söyleyebilir ve size özgürlük vermesini isteyebilirsiniz.
İyileşme bölümündeki "Korku" meditasyonumuzla korkunuzu tanıyabilirsiniz. Bu meditasyon, korkunun üstesinden gelmek için gereken gücü bulmanıza ve odağınızı yaşamın neşesine ve enerjisine kaydırmanıza yardımcı olacaktır.
Korkuların üstesinden gelmenin ilk adımı onları tanımaktır. Onları görmezden gelmeye, bilinçaltımızın derinliklerine itmeye devam ettiğimiz sürece, hayatımızı yönetmeye devam ederler.
Bu şekilde korkunun en karanlık köşelerine bakabilir, oraya ışık ve bir nebze de olsa akılcılık getirebilirsiniz.
Onları yüzeye çıkardığımızda, psikoterapi, beden terapisi, ezoterik uygulamalar, meditasyon, koçluk, aile dizimi, soy ağacıyla çalışma, konuyla ilgili literatür ve makaleler okuma yoluyla onlarla çalışma fırsatımız olur. Bu şekilde kendi gerçekliğimizin tam teşekküllü yaratıcıları haline geliriz.
Kaygının üstesinden nasıl gelinir?
Hayatımızın bir noktasında kaçınılmaz olarak kaygı yaşarız. Bu, akut stres veya rahatsız edici bir ortam olabilir. Kriz dönemleri bizi mahveder, gücümüzü ve kaynaklarımızı elimizden alır. Dünya çöküyormuş ve destek yokmuş gibi gelir.
Burada, sanki olan her şey gerçek dışıymış gibi bir derealizasyon (kişinin gerçek dünyanın dışına çıkıp kendi benliğinden ve çevresinden uzaklaştığı ya da koptuğu dissosiyatif bir bozukluktur.) hissi olabilir. Sanki bir rüyadaymış gibi yaşar ve içinde bulunduğumuz anda tam olarak var olamayız. Bu dönemde, öncelikle kendinize yardım etmeniz önemlidir. Ancak sakinlikle doğru düşünebilir, kararlar alabilir ve sevdiklerimize destek olabiliriz.
1. Kendinizi sevindirin.
Duygularınızı ihmal etmeyin. Kendinizi şu anki halinizle kabul edin - kaygı, korku, üzüntü ve öfkeyle. Bu şekilde hissetmeye hakkınız var. Gerektiğinde ağlamanıza, şikayet etmenize ve çığlık atmanıza izin verin.
Duygularınızı hareket, spor, dans veya yazı yoluyla ifade etmenin uygun yollarını bulun. Duygularınızın günlüğünü tutmak iyi bir fikirdir: Gün boyunca en belirgin duygularınızı, bunlara hangi olayların sebep olduğunu ve vücudunuzda nasıl tepki verdiklerini yazın.
Sevdiklerinizden sizi endişelendiren şeyleri anlatmalarını isteyebilir, içinizi dökebilir ve onların desteğinin tadını çıkarabilirsiniz. Duygularınızla baş edemediğinizi düşünüyorsanız, bir psikolog, psikoterapist veya herhangi bir alanda uzman bir kişiyle iletişime geçin.
2. Kendine dikkat et.
Kaygı döneminde daha az üretken olabilirsiniz ve bu tamamen normaldir, kendinizi suçlamanıza gerek yok. Kendinizi rahatlatacak daha fazla şeye izin verin: yemek, uyku, dinlenme ve açık havada yürüyüşler. Hiçbir şey yapmadığınız için kendinizi suçlamamak ve gerekli olan en az şeyi yapmak için birkaç basit günlük görevden oluşan bir liste yapabilirsiniz.
3. Doğru düşünmeye çalış.
Düşüncelerinizi eleştirmek için iki yol var. Kendinize şu soruları sorun: "Durumu nesnel olarak değerlendiriyor muyum? Kaygımla çelişen gerçeklere aynı dikkati gösteriyor muyum? Bunun olacağını düşünmeme ne sebep oldu? Ve eğer olursa bana ne olacak?"
Durum ve duygularınız hakkında notlar almak iyi bir fikirdir. Kağıda döküldüklerinde daha az korkutucu görünürler ve eleştirilmeleri daha kolaydır.
4. Düşüncelerinizi takip edin.
Düşünceler sadece düşüncelerdir. Eylemlerinizi kontrol etmezler. Ve onları seçebilirsiniz. Kriz sırasında, yararlı ve yararsız düşünceleri tanımayı ve hangilerinin hayatınızda kalacağına ve hangilerinin gitmesine izin vereceğinize dair bilinçli bir seçim yapmayı öğrenmek çok önemlidir. Başınıza gelenlerin sorumluluğunu bu şekilde alırsınız.

Başa çıkma kartları yapabilirsiniz: Aklınıza gelen olumsuz kalıpları ve düşünceleri yazın ve arka yüzüne bu ifadeler hakkında eleştirel yorumlar yazın, bunları çürütün ve destekleyici kelimelerle değiştirin. Aklınıza zararlı bir düşünce geldiği anda, kartı alıp güven verici sözler okuyabilirsiniz.
Kare nefes tekniğini uygulayabilirsiniz: Yavaşça nefes alın, yavaşça nefesinizi tutun ve 4 saniye tutun. Bir elinizi göğsünüze, diğerini karnınıza koyup, dikkatinizi dağıtarak dönüşümlü olarak göğsünüz ve karnınızla nefes alabilirsiniz.
5. Kendinizi koruyun.
Kendinizi olumsuzluklardan koruyun. Kaygınızı artıran ve sizi desteklemeyen kişilerle temastan kaçının. Kaba görünmekten de korkmayın. Rahatsız edici iletişimi sınırlama ve sizi mahvedebileceğini düşündüğünüz şeyleri ortadan kaldırma hakkınız var.
Özellikle alt çeneye dikkat edin, elmacık kemiğinin altındaki kaslara, kulaklara yakın olan bölgeye masaj yapın. Vücutla teması yeniden sağlamak için masaj yaptırmak, düzenli egzersiz veya spor yapmak faydalıdır. Tuz banyosu yapmak da hem kendi hem de başkalarının kaygılarını gidermeye yardımcı olur.
6. Vücuda dön.
Vücudunuz donup kalır ve gerilir. Rahatlamasına yardımcı olmak önemlidir. Tüm vücudunuzdaki kasları sıkabilir, derin bir nefes alıp verebilir ve ardından tüm vücudunuzu birkaç dakika boyunca sallayabilirsiniz. Ayaklarınızı yere vurabilirsiniz.
7. Şimdiki ana geri dönün.
Çoğumuz, henüz gelmemiş gelecek için endişeleniyoruz. Gerçeğe geri dönelim. Bunu yapmak için, çevrenizdekilerin dikkatinizi dağıtmasına izin verin. Çevrenizdeki 10 nesnenin adını söyleyin ve onları tanımlayın.
Dışarı çıkıp yürüyüşe çıkabilirsiniz. Topraklanma uygulamaları çok faydalıdır: çıplak ayakla dolaşmak, ayaklarınıza odaklanmak, dengede hissetmek için yerde oturmak veya uzanmak. Ellerinizle bir şeyler yapın: resim çizin, yemek yapın veya evi temizleyin. Ortam değişikliği de faydalıdır; kısa bir yolculuğa çıkıp nadiren yaptığınız bir şeyi yapabilirsiniz.
8. Sevdiklerinizle kalın.
İnanç ve umutsuzluk, kendinizi yalnız ve terk edilmiş hissetmenize neden olabilir. Bu dönemde sevdiklerinizle iletişimde kalmak özellikle önemlidir. Aileniz ve arkadaşlarınızla iletişimde kalın, birlikte vakit geçirin, sevdiklerinize sarılın.
Evcil hayvanlarımızla aktif temas, gerçekliğe dönmenize yardımcı olur. Daha fazla dikkatinizi hayvanlara verebilirsiniz, stresi azaltmanıza ve sakinleşmenize yardımcı olurlar.
9. Meditasyon yapın.
Her gün 10-15 dakika meditasyon yapmak, zihin durumunuzda büyük bir fark yaratabilir. Bunun için derin transa dalmanız gerekmez. Gözlerinizi kapatıp sessiz olmanız, kendi düşüncelerinizi gözlemlemeniz ve onları serbest bırakmanız yeterlidir.
İstediğiniz duruma ulaşmanıza yardımcı olacak bir rehberin bulunduğu ses meditasyonlarına yönelebilirsiniz. Huzur ve sükunet bulmak için en güçlü meditasyonlardan biri Sevgi Şefkati meditasyonudur.
Ve en önemlisi, her gün minnettar olmak için bir sebep bulmaya çalışın. Kriz dönemlerinde bu zor olabilir ama yakında bitecektir. Şimdi bile kendinize güvenebilir, içinizde bir güç ve sakinlik kaynağı bulabilirsiniz.
Rahatlama
Sakinlik ve rahatlama hali bizim için doğaldır. Bu sayede hayattan keyif alır, yaratır, sever ve şükran duyarız. Ancak bazen olaylar gelişirken dengemizi kaybeder ve doğru düzgün dinlenmeyi unuturuz.
Fiziksel ve zihinsel stres gerginliğe, kas blokajlarına, kaygıya ve hastalıklara yol açar. Enerji dolaşımı durur, bu da durumumuzu, davranışlarımızı ve insanlarla ilişkilerimizi etkiler. Potansiyelimizi gerçekleştiremeyiz ve mutsuz hissederiz.
Gerilim, travmalar ve ağrı noktalarıyla temas ettiğimiz stresli durumlarda ortaya çıkar. Hızlı, sığ nefes alma veya şaşkınlık, karın kaslarının, omuzların ve çiğneme kaslarının gerginliğiyle kendini gösterebilir. Bunu anında fark etmeye ve bilinçli olarak rahatlamaya çalışın. Ayrıca, beden ve zihnin düzenli olarak rahatlaması için uygun bazı teknikler de önereceğiz.
Vücut gevşemesi: Gerginlik ve gevşeme arasında geçiş yapmak için kullanılır. Tüm vücudunuzu olabildiğince gerginleştirebilir, ardından gevşetebilir ve kollarınızı, bacaklarınızı ve başınızı aktif olarak sallayabilir; gerginliği atmak için zıplayabilirsiniz.
Özellikle tef ve davul sesleri eşliğinde müzik açıp vücudunuzun istediği gibi 5-10 dakika dans edebilirsiniz. Hareketten sonra Şavasana pozisyonuna uzanın ve hisleri gözlemleyerek tamamen rahatlayın. Bu egzersizleri özellikle tatsız olaylardan sonra yapmak, duyguları serbest bırakmak için iyidir.
Çenenizin sıkıldığını fark ederseniz, dairesel hareketlerle aktif olarak ovabilir, yüz ifadeleri yapabilir, çiğneme kaslarınıza masaj yapabilirsiniz. Fiziksel aktivite, esneme, yoga ve sevişme de gevşemeye yardımcı olur.
Su: Sıcak Epsom tuzu banyosu, kasların derinlemesine gevşemesine yardımcı olur ve enerjik düzeyde temizler. Ilık bir duş alıp suyun gerginliğinizi temizlediğini hayal edebilirsiniz.
Yatmadan önce ayaklarınızı ılık suya batırıp lavanta yağı sürebilirsiniz. Aroma lambasında gül ve portakal esansiyel yağları kullanmak iyi bir fikirdir. Yeşil, bitki veya oolong çayıyla yapılan bir yavaş çay seremonisi her açıdan rahatlatıcıdır.
Psikolojik çalışma
Zihni düşüncelerden arındırmak için onları kağıda yazmak, günlük tutmak faydalıdır.
Herhangi bir geleneğin psikoloğu, üstadı veya şifacısı, içsel gerginlik, kaygı, olumsuz duygular ve travmalarla başa çıkmanıza yardımcı olabilir. Beden merkezli terapi, tıkanıklıkları gidermeye ve vücuttaki enerjiyi serbest bırakmaya yardımcı olur.
Doğa
Doğaya dönüş bizi rahatlatır ve sakinleştirir. Telefon ve müzik olmadan yalnız yürüyüşler yapmak, doğaya çıkmak, su kenarında yürümek, evcil hayvanlarla temas kurmak iyidir.
Detoks
Sürekli bilgi akışı gerginlik yaratır. Kaynaklarını azaltmak iyidir: telefon bildirimlerini kapatın, gereksiz abonelikleri kaldırın ve olumsuz haberlerden uzak durun. Özellikle yatmadan önce ve uyandığınızda, telefon veya bilgisayardan uzak geçireceğiniz zamanı ayırın.
İşte her kişiye özel rahatlama yöntemlerini keşfedin: Kendinizi gözlemleyebilir ve nelerden hoşlandığınızı keşfedebilirsiniz. Rahatlamayı günlük pratiğiniz haline getirmeyi deneyin. Günlük rutininize küçük ritüeller ekleyin ve hayatın daha keyifli ve mutlu hale geldiğini hissedeceksiniz.
Addiction (Bağımlılılar)
Bağımlılıklar, kötü alışkanlıklar ve bağımlı davranışlar kontrol edilemez güçlü bir arzudur. Birçok insanın çeşitli şeylere bağımlılıkları vardır: tütün, uyuşturucu, alkol, bir ilişki, yemek, iş, sosyal medya, oyunlar, vb.
Budizmin ilkelerinden biri, herhangi bir bağlılığın acı kaynağı olmasıdır. Bağımlılık acı getirir ama aynı zamanda onfiziksel ve zihinsel seviyeyi de yok eder.
Daha sonra ona kolayca ve hızlıca olumlu duygular veren bir nesne bulur. Kısa bir an yine endişe ve hayal kırıklığı ile değiştirilir. Arzuyu tatmin etmek için acil bir ihtiyaç tekrar ortaya çıkıyor. Alışkanlık güçlendirir. Hayatın diğer alanlarında sosyal yalıtma ve durgunluk yavaş yavaş meydana gelir. Kişi kendisiyle tüm dünyadaki bağlantıyı kaybeder.
Bağımlılıklar sıklıkla travmanın sonucu olarak oluşur, güçlü duygularla başa çıkamadığında ve bilinçaltına taşındığında. Eğer bir insan farklı duyguları ifade etmesini yasaklarsa, hayatı rengini kaybeder. Dünyayla temas kurmaktan kaçınıyor, kendinden ve onun başarısızlıkları ve sorunlarıyla gerçeklikten kaçmak istiyor.
Bağımlılıktan kurtulmak
Bağımlılıksız doğal bir hayata giden yol uzun ve zor olabilir. Psikolog, usta, şifacı, grup terapisi, sevdiklerinizden desteği ve konu hakkında okumak yardımcı olabilir.
İlk ve en önemli adım, sorunun varlığının kabul edilmesi ve kabul edilmesidir. Biri içtenlikle bağımlılık kazanmak istiyor olmalı. Biri kalbinin derinliklerinden yardım isteği gönderdiğinde farklı kaynaklardan gelmek zorundadır.
Sonra bağımlılık nesnesini hayatından çıkarır. Bu duruma tatsız fiziksel ve psikolojik duygular eşlik ediyor. Kimyasal bağımlılıklar durumunda tıbbi yardım gerekebilir.
İyileşme süreci boyunca, vücut ve ruhun saflaştırılması. Meditasyon, yoga, egzersiz, nefes almaya, sağlıklı yiyecekler yemek ve yeterli su içmeye yardımcı olabilir.
Boşluğu kişisel gelişim için faydalı olan yeni deneyimlerle doldurmak önemlidir. Psikoterapi, eğitim, dünya ve insanlarla iletişim kurmak olumludur. Takımyıldızların yardımıyla ve zihin ve bedenle çalışarak iç negatif inançları düzeltebilir ve kendini ata kalıplarından ve çocukluk travmalarından arındırabilir.
Bağımlılığına yakalandıkça, insan bütünlüğünü birleştirir ve bilincini parça parça bloke eder. Her koşulda kendinden öğrenir. Onun alanı ve çevre değişikliği. Bağımlılık döneminde benzer kalıplara sahip insanları çekerken, artık yıkıcı temaslarla yollarını ayırır ve bilincin başka bir seviyesinde yeni bağlantılar oluşturur.
Bağımlılıksız hayat, kendini sevginin bir göstergesidir. İyileştiğimiz zaman, özgürlüğü elde ederiz. Gerçek, sağlıklı mutluluğu burada ve şimdi, gerçek hayatın tadını çıkarma yeteneğine sahip oluruz. Böylece kendi gerçekliğimizi kontrol edemeyiz.
Aşağıdaki mantralar iyileşme yolunda yardımcı olabilir: 
  • Bağımlılıktan arındım ve sağlıklı hissediyorum. 
  • Hayatımı her gün daha iyi kılan doğru seçimi yapıyorum. 
  • Kendimi seviyorum, bedenime ve zihnime göz kulak oluyorum. 
  • Değişmek ve ilerlemek için kalbimi sarıp eski alışkanlıkları geride bırakıyorum. 
  • Mutlu bir hayatı hak ediyorum.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,