29 Ocak 2026 Perşembe

​Aşk: Felsefi Bakış Açıları

Psikolojik ve Felsefi Bakış: Pygmalion Etkisi

​Bu hikaye modern psikolojide Pygmalion Etkisi (Beklenti Etkisi) olarak adlandırılır. Bu kavram şunu savunur:

​Beklentiler Gerçeği Şekillendirir: Birine veya bir duruma dair sahip olduğunuz yüksek ve olumlu beklentiler, o kişinin performansını ve karakterini olumlu yönde etkiler.

​İnancın Gücü: Pygmalion'un heykelini "canlanacakmış gibi" sevmesi ve ona değer vermesi, aslında insanın inandığı şeyi yaratma gücünü simgeler. 

İdealize Etme: Felsefi açıdan ise bu hikaye, insanın kendi zihnindeki "mükemmellik" arayışını ve yarattığı ideallere nasıl tutkuyla bağlandığını sorgular.

Aşkın anlaşılamayacak bir tarafı yoktur. Aşk, her türlü olabilir. Bir insanı ne etkilerse, kendisine ne uygunsa ona aşık olur. Bazen 1 yılda, bazen 1 dakikada. Bazen ilk görüşte birisinin gözlerine aşık olur, bazen hiç görmediği birisinin iç dünyasına, duygularına, saflığına.

Sanatın Aşka Dönüşümü: Mitolojiye göre Pygmalion, Kıbrıs adasında yaşayan yetenekli bir heykeltıraştır. Çevresindeki kadınların kusurlu ve ahlaksız olduğunu düşünerek kadınlardan uzaklaşmış ve hayatını bekâr kalarak sanatına adamaya karar vermiştir. Ancak Pygmalion, fildişinden öyle bir kadın heykeli yontmaya başlar ki, bu heykel dünyadaki tüm kadınlardan daha kusursuz ve güzel olur. Heykele Galatea adını verir. Zamanla heykeline o kadar çok emek verir ki, ona aşık olmaya başlar. Ona hediyeler alır, mücevherler takar ve sanki canlıymış gibi onunla konuşur.

​Afrodit’in Dokunuşu

Aşk tanrıçası Afrodit onuruna düzenlenen festival gününde Pygmalion, tanrıçanın sunağına gider ve içinden gizlice şu duayı eder: "Bana eşim olarak fildişinden yonttuğum kıza benzeyen birini ver." Aslında kalbinden geçen, heykelin ta kendisidir. Afrodit bu saf ve derin aşkı görür. Pygmalion eve dönüp heykeli öptüğünde, fildişinin soğukluğu yerine bir sıcaklık hisseder. Heykel yavaş yavaş yumuşar, damarlarında kan akmaya başlar ve canlanır. Pygmalion’un hayali gerçeğe dönüşmüştür.

Montaigne ; ‘’Aşk için kitapları bir yana bırakıp açık yüreklilikle konuşursak, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, diyebiliriz gibi geliyor bana.’’ Demiştir. 

Sokrates’e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. 

Mesela Sait Faik’i ele alalım. Şöyle başlıyor cümlelerine, dünyanın en iyi tasvircisi; ‘’Ne yalan söyleyeyim, benim aşkım tuhaftır. Halbuki, böyle olmamalıdır, insan yıldırımla vurulmuş gibi âşık olmalı, sonra muvaffak olmak için bir şeyler icat etmelidir. Bu nevi aşkı pek severim ama, bir türlü de olamam. Muhakkak, evvela, seveceğimden biraz yüz görmeliyim. Sonrası kolaydır. İkinci yüz verişte yakalandığımı hisseder, kaçınmaya çalışırım. Üçüncüde her şey bitmiştir. Artık deli gibi aşığımdır.’’ Gördünüz işte, Sait Faik, yüz verilmesine ihtiyacı olduğunu söylüyor. Peki ya zavallı Pygmalion ne yapsın? Hiç fildişinden yapılma bir heykelden, yüz görebilir mi insan? ‘’Galetea, ah Galetea, ne kadar güzelsin’’ diye iç geçirmelerle, ellerini kadının yüzünde dolaştıran bir erkek hayal edin ki, adamın elleri fildişi malzemenin soğukluğunu bile hissetmesin, gözleri o bembeyaz rengi, ten rengi sansın… Pygmalion, o kadar güzel bir heykelden kadın çıkarmıştır ki ortaya, kendini ona aşık olmaktan alıkoyamaz. Evet, siz sevdiğiniz insanın size ilgi göstermesini bekleyen âhlaksızlar, Pygmalion’a bakın ve ibret alın. Hanginizin sevgisi, bir taşı sevebilecek kadar büyük? Esas büyük sevgi, ellerini tuttuğunuz, yüzü okşadığınız, dudaklarını öptüğünüz, saçlarına dokunabildiğiniz, gözlerinin parlaklığını görebildiğiniz bir sevgiliye duyulan sevgi midir? Uğrunda ölebilirim dediğiniz sevgilerin, kaçı payidar kaldı hayatınızda? Onsuz olamam dediğiniz kaç sevgiliden ayrıldınız, içten pazarlıklılar?! Pygmalion öyle sevmedi. O sadece, taş ta olsa, konuşamasa da, kendisine karşılık veremese de, Galetea’yı sevdi, sevdi ve sevdi… Her gün onun taş dudaklarını öptü, saatlerce karşısında bekledi. Umut etti mi, etmedi mi bilemem ama, tanrılara yakardığını biliyorum. 

‘’Ey büyük tanrılar, madem insanlara her şeyi bahşediyorsunuz, madem ki hibenizin sonu yok, o halde Galetea’yı verin bana…’’ Galetea bir heykeldi. Ve Pygmalion onu, hiçbir şey beklemeden sevdi. Sadece o, Galetea olduğu için… Galetea onu öpemezdi, dokunamazdı, güzel sözler söyleyemez, onu tatmin edemezdi. Kısacası Pygmalion’un sevgisine karşılık veremezdi ama, Pygmalion onu sevdi. Hiçbir şeyi umursamadı, sadece sevgisine sahip çıktı. Akabinde Afrodit, Pygmalion’a acımış olacak ki, bir sürpriz yaptı ona. Pygmalion, gene bir gün eve geldiğinde, Galetea’ya dokundu, yüzünü okşadı, Galetea’nın ona karşılık vermeyeceğini bile bile. Ve… Evet oldu. Galetea karşılık verdi. Kadın da onu öpüyordu. Pygmalion’un sevgisi, onu taştan, kanlı canlı bir insana çevirmişti… Ee, Pygmalion da bunu hak etmişti doğrusu. Bugünlerde, bu kadar büyük aşklara, aşk diye nitelendirilemeyecek aşklara, hiç de hak etmeyen insanların, her şeyden bir katkı, bir karşılık bekleyen insanların sahip olduğunu görüyorum da… Hem Pygmalion’a acıyorum, hem kendime…Benim de aşkım Pygmalion ile Sait Faik’in arasında bir yerdedir herhalde. Ve siz, olanla yetinmeyen, varoluşun, doğallığın, içten gelenin, samimiyetin, gerçekliğin mucizesini görmeyen romantikler… İçten pazarlıklı, karşılık bekleyen, ilgi görmezse solan ahlaksızlar… Siz sakın aşık oldum demeyin, Pygmalion’dan haberdar olduktan sonra. Bakın Pygmalion kimmiş; ‘‘pygmalion, kendisi için kusursuz kadının heykelini yapan eski bir Yunan Kralı. Tanrıça Afrodit bu heykele can vermiştir. Bu efsane, eşlerinin görünüşünü ya da kişiliğini değiştirmek isteyenlere karşılık ortaya çıkmıştır.’’ 

Şimdi gidin ve Nietzsche’nin size önerdiği gibi yazgınızı kabullenin ki, gerçekten insanüstüne ulaşabilesiniz ve sevginiz gerçekten, maymunların sevgisinden farklı olsun... Ki gerçekten büyük sevginizle gurur duyabilin, gerçekten sevginiz mucizevi olabilsin..

Ünlü düşünür Eflatun, bildiğiniz gibi diğer ismi Platon olan bu düşünürün adıyla tanımlanan “Platonik aşk” yani tek taraflı aşktır. Platonik askın adıyla anılmasına rağmen onaylamayan ve açıkça sevmenin gizliden sevmekten daha güzel olduğunu söyleyen bu filozof sevgi üzerine oldukça kafa yormuştur. Şölen adlı meşhur kitabında tamamen sevgi ve dostluk üzerine duran Eflatun, öğrencileriyle baştan sona sevgiyi tartışır ve onu tanımlamaya çabalar. Ve güzellik ile askı buluşturur. Öyle ki, güzelin olduğu yerde ancak sevgi olabileceğini söyler. 

“Güzel yaşamak isteyenleri ömürleri boyunca nedir güzel yasatan? Akrabaları mi? Hayır. Şanlari şerefleri mi? Hayır. Zenginlik mi? Hayır. Ne su ne bu, hiçbir sey insanı sevgi kadar güzel yaşatmaz.“ 

Ardından “Homeros der ya, yiğitlere Tanrı yürek üflermiş, iste budur Sevgi’nin sevenlere verdiği güç. Başkası için ölmek, bunu yalnız sevenler yapabilir, erkekler değil yalnız, kadınlar bile.“ diyerek, sevginin büyüklüğünü ve güçlü kalplerden işi olduğunun üzerinde durur. Sevginin özünde Tanrısallık olduğunu, sevginin bir tek olmadığını çeşitlere ayrıldığını anlatır. Ayrıca seks ve güzellik tanrıçası Afrodit’i örnek göstererek tensel sevgiye işaret eder: “Orta mali Aphrodite’ye bağlanan insanın kendisi de orta malıdır, her isini rasgele yapar; bu sevgi aşagilik kişilerin sevgisidir. Bu türlüleri kadınları da delikanlılar kadar severler, sonra da sevdiklerinin bedenlerini canlarindan(ruh güzelligi) çok severler, üstelik de sevdiklerini çogu zaman aptallar arasindan seçerler, çünkü istedikleri arzularini sonuna kadar götürmektir; bu isin güzelligine, çirkinligine bakmazlar.” 

“En iyi en soylu ve en değerli insanlar, başkalarını çirkin de olsa severler“[4] diyerek sevginin yüksek bir değer olduğunu savunur. Eflatun’a göre düşkün kadınları seven yani ruh güzelliğinden daha çok bedensel hazza önem veren insan, aslında seven insan değildir. Olsa olsa kendi bedenini seven insandır der. Böylece Sevgiyi ikiye ayırmış olur: bedensel sevgi, ruhsal sevgi… Ruhsal sevgi mistiklerde sakinliği dönüşür insanla Tanrı'nın buluşması gerçekleşir. Bu sevginin savunucuları mistiklerdir. Bedensel olan sevgi gerçekte sevgi değildir, ilgidir. Beden istediği doyumu gerçekleştirdiğinde sevgi yok olur. Bunu bazıları ” Sevmek dokunmaktır” cümlesiyle ifade ederler. Eflatun Sevgi’yi düzenli, ölçülü olmasından yana tavır koyarak sevgi de akil arar gibidir. Buna karşın mistiklerin aşk anlayışında ise, aşk gaflet halidir. Deli, mecnun ve askın bir şekilde kendinden geçer. Özellikle Müslüman mistiklerin aşka bakışı böyledir.” Aşk sarhoşluktur” diye ifade edilir. Eflatun’da ise, iki ayrı parçanın bitişmesidir ask. Yunan efsanelerine dayanarak anlattığı hikâyede geçmişte tek parça olan insanoğlu, dişilik ve erkekliği tek bünyede bulunduruyormuş. Daha sonra üçe bölünerek kadın, erkek ve hem kadın hem erkek bir varlık olarak üçe ayrılmış. Parçanın erkek ve dişisinin birbirinin arayışının adı aşk olmuş.  Netice olarak sevgiyi bütün boyutlarıyla ele alan Eflatun, sanat sevgisinden, kadın erkek sevgisine, erkeğe duyulan sevgiden, orta mali kadınlara duyulan sevgilere kadar bütün sevgi çeşitlerini derinliğine irdeler, öğrencileriyle tartışır. En geniş anlamıyla der: 

“Sevgi, her iyi olanı ve bizi mesut edeni arzulamaktır.”

​1. Platon: Eksik Parçanın Peşinde 

Platon'un Şölen diyaloğu, aşkın felsefi temelini atar. Burada iki önemli kavram öne çıkar: Androjen Mitosu: İnsanların başlangıçta dört kollu, dört bacaklı ve iki yüzlü devasa varlıklar olduğu söylenir. Tanrılar onları ikiye böldüğünde, her parça sonsuza dek "diğer yarısını" aramaya başlar. Aşk, bu eski bütünlüğümüze dönme arzusudur.

​Platonik Aşk: Genelde "dokunmadan sevmek" sanılsa da, aslında fiziksel güzellikten başlayıp İdea'ya (saf güzelliğe ve erdeme) ulaşma basamağıdır.

​2. Schopenhauer: Doğanın Tuzağı

​Schopenhauer daha karamsar bir tablo çizer. Ona göre aşk, **"Yaşama İradesi"**nin bir oyunudur. Doğa, türün devamını sağlamak için bizi kör bir tutkuyla birine bağlar. Aşkın o yüce duygularının arkasında, aslında biyolojik bir zorunluluk yatar.

​3. Erich Fromm: Bir Sanat Olarak Aşk

​Fromm, aşkın başına gelen bir şey değil, öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu savunur.

​"Sevmek, bir duygu değil, bir karardır; bir yargıdır, bir söz vermektir."

Ona göre gerçek aşk; ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi temelleri üzerine kurulur. Kişi, sevme yeteneğini geliştirmediği sürece gerçek aşkı bulamaz.

​4. Sartre ve Varoluşçuluk: Özgürlük Çatışması

Sartre için aşk bir paradokstur. Sevdiğimiz kişinin hem bize ait olmasını (bir nesne gibi) hem de tamamen özgür olmasını isteriz. Bu durum, iki özgürlüğün birbiriyle çatışmasıdır. Aşk, bir başkasının bakışında kendimizi anlamlı bulma çabasıdır.

5. Doğru ruhlar birbirlerini terk etmezler. Varoluşun ağırlığı üzerlerine çöktüğünde zayıflamazlar ya da yol belirsizleştiğinde geri çekilmezler. Hayat değişken doğası gereği fırtınaları çağırır, kesinlikleri çözer ve en güçlü bağların bile metanetini sınar ama doğru olan kırılmaz. Kahkahaların güneş ışığı gibi zahmetsizce ve altın renginde döküldüğü günler ve sessizliğin cevaplanmayı bekleyen bir soru gibi uzayıp gittiği geceler olacaktır. Yanlış adımlar, uzun gölgeler ve mesafenin uçsuz bucaksız hissedildiği anlar olacaktır. Ama o zaman bile, kırılgan sessizlikte eller uzanacak ve kalpler - yorgun olsa da bir kez daha ritmini bulacaktır. Aşk bir mükemmellik kurgusu değil, kalmak, görmek ve anlamak için verilen amansız bir karardır. Geçici kolaylıkla değil, başka bir yere sığınmak yerine fırtınada durmak için yapılan sarsılmaz seçimle bağlanan bir yemindir. Mücadelenin yokluğunu değil, içinde lütfun varlığını talep eder. Öyleyse bırakın zaman bizi şekillendirsin; bırakın mevsimler değiştikçe dünya da değişsin. Gerçek olan, belirsizliğin gelgitleri altında aşınmaz. Geçip giden fırtınalara boyun eğmez. Dönüşür, derinleşir, kalır - çünkü sevgi, en yüksek biçimiyle, kaybetme korkusuyla tutunmak değil, nereye götürürse götürsün yolu birlikte yürümeyi tekrar tekrar seçmektir. ~ Katie Kamara

6. Aşık olmak sürekli korkmaktır. Sevdiğine bir şey olacak diye korkar, ölümüne bir dehşete kapılır,düşünürsün. Her düşünceyle birlikte kalbin sıkışıyor mu? İşte dostum bu aşktır. Ve korku olmadan aşk da olamayacağı için, aşk hepimize esir eder. ~ Barones Sammorca

RUH EŞİ

"İnsanlar ruh eşinin mükemmel uyum olduğunu düşünür ve herkesin istediği de budur. Ancak gerçek bir ruh eşi bir aynadır, sizi geride tutan her şeyi size gösteren kişidir, hayatınızı değiştirebilmeniz için sizi kendi dikkatinize getiren kişidir. Gerçek bir ruh eşi muhtemelen tanışacağınız en önemli kişidir, çünkü duvarlarınızı yıkar ve sizi uyandırır. Ama bir ruh eşiyle sonsuza kadar yaşamak? Olmaz. Çok acı verici. Ruh eşleri, hayatınıza sadece size başka bir katmanınızı göstermek için gelirler ve sonra giderler. Ruh eşlerinin amacı sizi sarsmak, egonuzu biraz parçalamak, engellerinizi ve bağımlılıklarınızı göstermek, kalbinizi kırmak ve böylece yeni ışığın içeri girmesini sağlamak, sizi hayatınızı dönüştürmek zorunda kalacak kadar çaresiz ve kontrolden çıkmış hale getirmek ve sonra sizi ruhani ustanızla tanıştırmaktır."- Elizabeth Gilbert, Ye, Dua Et, Sev

Aşk "seni istiyorum" ya da "benim olmanı istiyorum" demek değildir, "yakışıklısın" ya da "seksisin" demek de değildir... "Sensiz yaşayamam" ya da "sana ihtiyacım var" ya da "sonsuza kadar birlikte olalım" ya da sıklıkla karıştırıldığı şeylerden herhangi biri anlamına gelmez.  Aslında anlamı şudur: "Tüm gerçekliğiniz ve egemenliğinizle kim olduğunuzu gerçekten seviyor, saygı duyuyor ve takdir ediyorum ve gerçek doğamdan ödün vermeden, yolunuzda size yardımcı olacak sunabileceğim bir şey varsa, vermeme izin verirseniz bu benim için bir hediye olacaktır."  Bu şekilde her geçen gün daha fazla insanı sevdiğimi görüyorum.  Red K. Elders

Ünlü düşünürlerden aşk tarifleri:

Aristotales: "Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. Sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur."

François Bacon: "Büyük insanlarda, liyakat sahibi olanların kendilerini budalaca aska kaptirdiklari görülmez. Büyük ruhlar ve büyük işler aşkla uzlaşmaz."

Augustinus: "Sevgi ruhun güzelligidir."

Franz Xaver Von Baader: "Özgürlük ask değildir, yalnız aşkın kapısıdır."

Bailey: "Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır."

Basta: "Erkek az fakat sık sever, kadın ise çok ancak bir kez sever."

Jeremy Bentham: "Aşk hazzı, dostlukla duyu hazlarından yoğrulmuştur."

Balzac: "Aşk yaşamında kadın, ancak hünerli bir çalgıcının elinde dile gelen bir lir gibidir. Kadınlar bizleri sevdikleri zaman her suçumuzu bağışlarlar."

Jacob Boehme: "İstek, hareket/genişleme, yön veren tezlere bilgelik eklendiğinde ask olur."

Eugene Delacroix: "Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister."

Descartes: "Bir şey kendimiz için iyi, yani uygun gibi sunulmuşsa ona karşı ask duyarız."

Bulor: "Aşk cennetin dilinden bize kalan tek andır."

Antoine Bret: "Aşkın ilk soluğu mantigin son soluğudur."

Epiktet: "Hareket etmenin nedeni 'istek' ve 'sevmektir', bu ise düşünmektir. Ask tutkudur. İyi ya da kötünün ne olduğunu fark edemeyen insan nasıl sevebilir".

Duclos: "Aşk bıkılmayandır. Her şeyden bıkılabilir ama aşktan ... hayır."

Epikür: "Bilge olan evlenmez. Evlense bile aşkın vehimlerine kapılmaz. Bir uygarlığın yetkinliği ve insanloğı ancak kardeşlik ve sevgiyle olasıdır."

Douglas Ferrola: "Aşk kizamığa benzer, insan ne kadar geç yakalanırsa o kadar ağır geçer."

Faulkner: "Asşkı kitaplara soktuklari iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktık."

Fenelon: "Sevmeden yaşamak yaşamak degildir. Az sevmek ise sürüklenmektir."

Costance Foster: "Sevgi bizi zamanin yıkımından koruyan yıkılmaz bir kaledir."

Freud: "Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktir."

Geraldy: "Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır."

Geothe: "Sevilenin kusurlarini hos görmeyen sevmiyor demektir."

Victor Hugo: "Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır."

Holty: "Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir."

Albert Hubbart: "Ask yasamdir deriz, ancak umutsuz inançsiz ask ölümden beterdir."

Konfüçyus: "Dinsel erdem, insanligi sevmekle olanaklidir. Bu sevgi hissi, aileden toplumdan hükümete dek karsilikli olarak uzamalidir."

Moliere: "Kadinlarin büyük tutkusu aski ilham etmektir. Insani askin güzellikleri yasatir."

Montaigne: "Ask utanma ve çekinmenin oldugu yerde vardir."

Newton: "Ask köprü kurmaktir. Insanlar köprü kuracaklarina duvar ördükleri için yalniz kalirlar."

Robert Owen: "Insana karsi sonsuz bir sevgi ve sefkat duyabilmek için dinsel inançlardan kurtulmak gerekir."

Oscar Wilde: "Erkekler kadinlarin ilk aski, kadinlar da erkeklerin son aski olmak ister."

Voltaire: "Ask bir tablodur, onu doga çizmis ve hayal süslemistir. Tanri kadinlari erkekleri evcillestirmek için yaratti."

Mark Twain: "Hiç kimse uzun süre evli kalmadikça gerçek askin ne oldugunu anlayamaz."

Cenap Sehabettin: "Kadin olsun, kitap olsun cildine aldanmayip içindekilere bakilmalidir."

Stendal: "Ask, cosku ve tutku olduktan sonra insan hiç sarsilmaz, bunlar olmayinca yasam neye yarar."

Seneca: "Yalniz akilli bir insan sevmesini bilir. Sevip de yitirmek, sevmemis olmaktan daha iyidir."

Schiller: "Ey ask, güzel ve kisasin... Ask insani birlige, bencillik yalnizliga götürür."

Madame De Scudery: "Insan sevmeye basladi mi, yasamaya da baslar."

Shakespeare: "Degisiklikle karsilasinca degisen ask, ask degildir... Ask gözle degil ruhla görülür."

J. J. Rousseau: "Ask mutlulugunu evlendirdikten sonra da sürdürebilseydik, dünya cennet olurdu. Duygulu gönüller sevginin her türlüsü için duygulu degil mi?"

Dante: "Genis varlik denizinin her yaninda genis bir ask akisi vardir. Fiziksel devinim, bitkisel yasam, zihinsel yasam... hep evrensel askin derece derece yükselen asamalarini olusturur. Asagi derecelerinde yanilmayan ask, akilla aydinlandigi zaman iyilik ve kötülüge egilim kazanir. Ask kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardir. Hatta irade, hile ve siddet kullanmak yoluyla bir baskasinin kötülügüne çalismis olsa bile yine aska uyar. Kötülükler asktan uzaklasma oraninda bir takim derecelere sahiptir ve kötülük aska yaklasmak için sarf ettigi üç oraninda erdeme yaklasmis olur... Cehennem bile adalet kadar askin eseridir."

Feuerbach:

"Varlik sezginin, duyunun ve askin bir sirridir. Bu kisi, bu sey yani bireysel, yalniz duyumda, yalniz askta, mutlak bir degere sahiptir. Sonlu ve sonsuz orada bulunur. Askin sonsuz derinligi ve askin gerçegi, bununla yalniz bununla kaimdir" "... En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklidir. Böylece genel olarak basimiz disinda bulunan bir nesne varolusun gerçek ve ontolojik belgesi asktir, varolusun asktan ve duyumdan baska belgesi yoktur."

François M. C. Fourier:

1) Geçici ya da keyif verici asklar ki, bu oyuncular, kahpeler, arsizlik asklari gibi sekillere ayrilir.

2) Az çok bir süresi fakat kisir asklar ki, bunlar gözde asklardir.

3) Yalniz bir çocuk dogurtan geçici asklar ki, bunlar dölleyen asklardir.

4) Karilar ve kocalar askidir ki, bu iki tarafin istegi ile yillarca sürer ve bir çok çocuk dogurturur. Fakat bunlar birbirleriyle yasayip yasamamakta serbesttir." "Her erkek bütün kadinlara ve bir kadin bütün erkeklere sahiptir."

Efes'li Heraklitos: "Duyu organlari akilsiz ruhlara hizmet ettikleri zaman kötü taniklardir. Esek samani altina tercih eder; köpek tanimadiklarina havlar. Domuz için çamur saf sudan daha degerlidir. Deniz suyu ister temiz ister kirli olsun, baliklar için kurtarici insanlar için ugursuzdur."

Paul Henri D. Holbach: "Insanlara kendi akillarina saygi duymalari ve cesur olmalari telkin edilmeli ve kendileri için arkasindan kosmasi gereken hayallere gereksinimleri varsa, dogruluk, iyilik ve baris sevgisini benimsemeleri ögretilmelidir"

François La Rocheffoucauld: "Tüm duygularimiz ve tutkularimiz rastlanti ve çikarin eseridir ve bizim erdem, ask, karsilik beklemezlik dedigimiz seyler de hosgörülerden baska bir sey degildir. Adalet aski nedir? Adaletsizlik istirabindan korkmaktir. Ask sahip olduklarimizin bizden alinmasi korkusudur. Ask duyularin bir hummasidir."

Mevlana: "Bir aski baska ask söndürebilir. Askta ne yükseklik, ne alçaklik, ne de akillilik ve akilsizlik vardir. Hafizlik, seyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, asagilik ve rintlik vardir. Insanin topragini ask sebnemi ile yogurduklari için alemde yüzlerce fitne ve kargasalik peyda olur. Askin yüzlerce nesteri, ruhun damarlarina sokuldu ve oradan gönül adi verilen bir damla aldi... Ask öyle engin bir denizdir ki, ne kenari vardir, ne de ucu bucagi."

Mu-Ti: "Kim baskasini severse kendisi de sevilecektir. Baskalarini kazandirmis olan kendisi de kazanmış olacaktir. Tüm insanlar kendileri arasinda karsilikli bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayiflari avlayamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide tarafsizlik, kisisel sevgide yanılmayı önler; tarafsız sevgi kisisel sevginin de güvencesidir."

Pascal: "Ask iradenin eregidir. Her çesit dissal emir ve baskılardan çok usa uymak gerekir. Iradenin eregi olan bu asktan baslayip tutkuda sona eren bir yasam mutludur. Bunlardan birini seçmem gerekse 'ask'i yeg tutarim. Biz ask karakteri ile dogariz. Ask ruhumuz yetkinlestikçe gelisir ve bizi güzel görünen seye sürükler. Bundan sonra artik bizim bu alemde sevmekten baska bir sey için var oldugumuzdan kim kuskulanir? ... Askin konusu güzelliktir ve insan evrenin en güzel nesnesi olduğu için disarida aradigi bu güzelligin örnegini kendi içinde bulmasi gerekir. Bu itibarla insan ancak kendisine benzeyeni ve olabildigi kadar kendisine yaklaşanı sever. Sevmeye baslayinca eskisinden bambaska bir insan oldugumuzu anlarız.

İlişkilere Yön

Sağlıklı, mutlu ilişkiler sadece "o kişiyi" bulmakla ilgili değildir. İkisinin de sevgi, güven, saygı ve neşe içinde yaşayabileceği sıcak, ortak bir yer yaratmakla alakalıdır. Bu tür ilişkilere giden yol, kendinle başlayan çok yönlü bir süreçtir. Çocukluktan itibaren, ilişkileri çevremizin merceğinden algılıyoruz. Ebeveynlerimizin ne tür bir ilişkisi var? Ailemizde ve yakın çevremizde hangi senaryolar gözlemledik? Bu yetişkinlikte nasıl ilişkiler gördüğümüz ve kurduğumuzun temelini oluşturur. Bağımlılık ve ortak bağımlılık olan akrabalar, bir ya da ikisinin de yokluğu, boşanma, bir aile üyesinin kaybı bunların hepsi bir çocuğu etkiler. Sağlıksız davranış desenleri, korku reddedilmesi, herkesi kurtarma arzusu, düşük özsaygı ve kendin için yaşayama becerisi bilinçsizce gelişebilir. Eğer uyumlu örnekler bulunmazsa sağlıklı bir ilişki hayal etmek zor olabilir. Bu, zaman, sabır ve anne ve babamızın içerdeki figürleriyle derin çalışma gerektirir. Şifa bloğundan "Ebeveynlerle Birlik" meditasyonunun yardımı dokunabilir.

Arketipler: Jung'a göre, her birimiz karşı cinsiyetin içi bir arketipimiz var. Animasyon, bir erkeğin kadınsı yönünü tamir eder, ve animus ise bir kadındaki erkek arketipidir. Bunlar bizim "ideal erkek ya da dişi" hakkındaki bilinçaltı fikirlerimizdir. İlişkilere girdiğimizde, sadece gerçek kişiyle değil, kendi projeksiyonumuzla da etkileşim kurarız. Örneğin, uyumsuz bir animasyonu olan bir adam iç kusurlarını dolduracak bir kadın arayabilir. Zayıf bir düşmanı olan bir kadın erkek otoritesine bağımlı olabilir, sürekli bir "kurtarıcı" arayabilir ve ilişkilerde ve hayatta sorumluluk alamaz olabilir.

Anim ve animus dengelendiğinde ilişkiler daha olgunlaşır. Her iki ortak da idealleştirilmiş veya zehirli beklentileri yansıtmadan hislerini ve ihtiyaçlarını ifade edebilir.

Bu yüzden, erkeksi ve kadınsı yönlerinizi tanımak ve uyum sağlamak önemlidir. Değerli bir erkeği dıştan görmek için bir kadının önce içindeki erkekliğine bağlanması gerekir ve tam tersi.

İlişkiler, bir kişinin bu arketipleri ne kadar iyi birleştirdiğini ve başka bir kişiyi olduğu gibi kabul etmeye ne kadar istekli olduklarını yansıtır. Bu, "Şiva ve Shakti Enerjisi'nin Dengesi" makalesinde daha detaylı olarak tartışılmaktadır.

Çeşitli psikoterapi uygulamaları kendini geliştirme araçlarıdır: bireysel ve grup terapisi, bütünleştirici psikoloji ve aile desenlerini anlamak ve iyileştirmek için Hellinger takımyıldızları. Tantra, Osho pratikleri, sanat terapisi, vücut çalışması ve dans teknikleri iç yönlerinizle bağlantı kurmanızı sağlar. Anahtar niyetinizi ifade etmektir ve gerekli araçlar ortaya çıkacaktır. Kendiniz üzerinde çalışmak derin bir öz bilinç geliştirir ve yıkıcı duyguların tanımlanmasına ve değiştirmeye yardımcı olur. Bu yoldan daha önce gelmiş olan insanlar da değerli kaynaklar olabilir. Sağlıklı ilişkilerin mümkün olduğunu gösteren öğretmenlerdir. Örnekleri ilham verebilir veya tam tersi acıyı tetikleyebilir "Neden onlar doğru ama ben doğru yapamıyorum?" Bu duygular kendini keşfetmek için alanları aydınlatabilir. Sağlıklı bir ilişkide bir ortağın ideallerine tam uyum sağlayacağına inanmak bir hatadır. Her insan eşsiz dersleri olan bir öğretmendir. Bir ilişkide, birbirinizden öğrenebilirsiniz, birlikte büyüyüp uzlaşmalısınız. İlişkiler çiftin refahı için rollerini ve sorumluluklarını anladıkları iki yönlü bir yoldur. 

Aşka giden yol olgunluğa ve bütünlüğe giden bir yoldur, hem kişisel hem de ilişkisel olarak. Birlikte mutlu olmak için, yalnız mutlu olmayı dene.

Bazen yalnızlığı kucaklaman gerekir ve partnerinde bir ebeveyn figürü aramadan ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenmen gerekir. Bu, bireysel olarak mutlu ve birlikte daha iyi ilişkiler kurmanıza olanak sağlıyor.

O zaman en önemli şey arzu kalır. Mutlu ilişkiler arzusu. Geçmiş programları, çözülmemiş sorunları, kurbanlık, ikincil kazançları ve acıyı bırakın. Karşılıklı aşkı deneyimlemenize izin verin. Hayatının efendisi ol. İçindeki hazırlıkla, her şey güzelce ortaya çıkıyor.

İlişkiler sadece etkileşimlerden fazlasıdır; kendi kendini keşfetme ve bütünleşmenin derin bir sürecidir. Aşk hikayesi içeride başlıyor. Herkes güçlü, mutlu ve sevgi dolu bir ilişkiyi hak eder.

Karmik İlişkiler:  Bu, geçmiş yaşamlarındaki olaylara dayanarak insanlar arasındaki özel bir bağdır. Çözülmemiş görevleri tamamlamak ve ruhun gelişimi için önemli dersler almak için ortaya çıkar. Bu tür ilişkiler karşı konulmaz ve kederli görünüyor. Güçlü bir duygusal bağ ve enerjik çekim ile karakterize edilirler: aşk, nefret, bağlılık ve önemli ortak olaylar. Bu ilişkiler sayesinde insanlar kendilerini keşfedip her zamankinden farklı davranırlar. Bütün dersler alınana kadar bitirmek çok zordur. Bağlantı acı ve ızdırap getirebilir ya da karşılıklı destek ve büyüme sağlayabilir. Bu birikmiş karmaya bağlı. Geçmiş hayatında yardım ettiyseniz, bu canlandırmada yardım alacaksınız. İhanet ve yalan söylediyseniz, aynı şekilde karşı karşıya kalacaksınız. Bazen, semboller ve buluşma koşulları insanları birbirine bağlayan geçmiş olaylara işaret eder. Astroloji, psikoterapi, takımyıldızlar ve derin meditasyon karmik bir ilişkiniz varsa anlamanıza yardımcı olabilir.

Uyum: Vedi astrolojisi karmik ilişkileri uyumlu hale getirmek için denemeler (uygulamalar, ritüeller, mantralar ve meditasyonlar) sunar. Bunlar sorunların kaynağını anlamanıza ve dönüştürmenize yardımcı olabilir. Psikolojik çalışma ve kendini keşfetme de bilinçli olarak negatif desenleri ve senaryoları değiştirmek için gereklidir. 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

20 Mart 2025 Perşembe

Ay Dönümleri ve Ekinoks Ritüelleri

Ay Rotası Hakkında
Ay, iç mutluluğun, rahatlamanın ve vücut ve duygularla bağlantının sembolüdür, evrelerini gözlemleyerek ve durumumuzu onlarla hizalayarak, hayatımızdaki olayları etkileyen desenleri fark edebiliriz.
Bu bize ve diğerlerine olanları daha iyi anlamamıza ve kozmik ve doğal döngülerle uyum içinde bir hayat kurmamıza yardımcı olur. 
Ay'ın farklı evrelerinde kendinizi desteklemelisiniz. Ay'a bilimsel, enerjik ve psikolojik açıdan bakılmalıdır. Ay'ın Dünya'daki yaşamı, sıvıları ve gelgitleri nasıl etkilediğini öğrenmeliyiz.
Ay boyunca enerjisinin nasıl değiştiği ve iç süreçler üzerindeki etkisini anlamak için bir kurs alınabilir. Ay'ın arketipinin kullanımının farklı duyguları yönlendirmesine yardım edip, içimizdeki çocuğumuz ve ebeveynlerimizle, özellikle annelerle ilişkiler kurmasına yardım ettiğini fark edeceksiniz. 
Astroloji ve ruhani uygulamalara dalış seviyeniz ne olursa olsun bu kurs herkese uyar. 
Eğer: ⁃ iç destekler ve sınırlar oluşturmak istiyorsanız; kendiniz, bedeniniz ve ruhunuzla bağlantı kurun; 
⁃ sevdiklerinizle uyumlu ilişkiler kurun; potansiyelinizin kilidini açın, yeteneklerinizi gerçekleştirin; 
istirahat ve çalışmayı dengelemeyi öğrenin; 
duygularınızı ve arzularınızı daha iyi anlayın;
yaşam yönünüzü anlayın;  
ifade edecek cesareti bulun ve kendiniz olun. 
Şimdi iyileşme yolculuğuna başlayın.
Ay takvimi (lunar celendar)
Ay, Dünya'ya en yakın uzay nesnesidir. Yerçekimi kuvveti gelgitleri, hava basıncını, rüzgar aktivitesini etkiler, istikrarlı bir iklimi, gezegenin dengeli bir dönüş hızı ve açısını korur. Dünya'daki yaşamı sürdürmek için gereklidir.
Eski çağlarda bile insanlar Ay'ın evrelerinde değişikliklerin fiziksel, zihinsel ve duygusal düzeyde tüm canlı organizmaları etkilediğini fark ettiler. Döngüsünü takip etmek için bir Ay takvimi yarattılar.
Ay'ın evreleri şu isimlerle adlandırılır:
Yeni ay: Ay'ın aydınlık olmayan tarafı Dünya'ya dönüktür. Ay, Dünya'dan açıkça görülemez. Fakat Güneş tutulması süresince görülebilir.
Hilal: Ay Güneş'in doğusunda kalmaktadır. Ay - Yer - Güneş arasındaki açı 90°den küçüktür. Hilal evresinin gözlem süresi kısadır. Çünkü Güneş battıktan sonra batı ufkuna yakın gözlenir.
İlk dördün: Ay'ın yeni ay evresinden bir hafta sonra yarım daire biçiminde (D) göründüğü evre; Güneş'e göre açısal uzaklığı 90° olduğu andaki görünüşüdür.
Büyüyen ay: İlk dördün safhasından sonra Ay'ın uzanım açısının 90° ile 180° arasında olduğu zamanlar oluşan evre şişkin evre olarak bilinir.
Dolunay: Ay'ın tam bir daire olarak dolgun, parlak görüldüğü evredir.
Son dördün: Ay'ın Dünya'dan sol yarısının aydınlık gözüktüğü evredir. 
Bir ay, 30 ay günden oluşur
Ay'ın Dünya'nın etrafında dönmesi: 
Ay günü, Ay'ın yükselişi ile başlar ve biter, bu yüzden Güneş takvimiyle örtüşmez.
Ay, Yeni Ay ile başlar, Ay'ın enerjisi en düşük seviyedeyken. Bugün yeni bir aşamaya başlamak ve önümüzdeki ay için bir yapı sağlamak için mükemmel bir gün. Sonra, 15. ay gününe kadar, büyüyen Ay'ın bir evresi vardır. Enerji büyür ve biriktirir, bu yüzden faaliyet, karar alma ve yeni girişimlerin başlangıcının zamanıdır.
Dolunay'ın 15. ay gününde, Purnima Tithi, doğadaki her şeyin gücüyle doyduğu Ay enerjisinin zirvesidir. Bu, insanın duygusal ve zihinsel durumunu artıran çok enerjik bir gündür.
Dolunaydan sonra, enerjinin yavaş yavaş azalmasıyla küçülen ay evresi başlar. Bu zaman görevleri tamamlamak ve sonuçlar çıkarmak için en uygun zamandır. Sonra Yeni Ay tekrar gelir ve döngü tekrarlar. 
Ay'ın evreleri için genel tavsiyelere ek olarak, her Ay günü kendi enerji rengine sahiptir. Buna dayanarak, olumlu ve daha az olumlu günler vurgulanır ve uygun faaliyetler için tavsiyeler verilir.
Ay'ın konumuna göre, beslenme ve saç kesimi için tavsiyeler her Ay günü için hesaplanır. Bu, kozmetik ve kuaför prosedürlerinin planlanmasına ve uyumlu bir diyet oluşturulmasına yardımcı olur. Ay takvimi ekmek, bitkilere bakım, ekmek ve hasat için iyi günler seçmede yardımcı olur.
Neden Ay takvimine ihtiyacımız var?
Ay takvimi, bilinçli olarak hayatınızı organize etmek için bir araçtır. Bir anlamlı faaliyetleri planlamada, enerjiyi optimize etmede, aktiviteyi dengede tutmaya ve dinlenmeye yardımcı olur.
Ay duygularla ilişkilendirilir, bu yüzden evresini bilmek duygularınızı, çevrenizdeki insanların tezahürlerinizi daha iyi takip edip, daha akıllı ve daha hoşgörülü olmanızı sağlar. Yeni Ay ve dolunay günlerini bilirsek, bu günleri maksimum faydayla geçirebiliriz.
Ay takvimindeki tüm tavsiyeler sadece ipuçları ve kılavuzlardır Duygularınıza güvenmeniz ve sadece size uygun olanı düşünmeniz gereklidir.
Her Ay gününde durumunuzu takip etmek faydalıdır, özellikle de Ay'ın bir evresi diğerine geçerken ve bireysel tepkilerinizi ve desenlerinizi tanımlamak için not almak. Bu kendini anlamak için önemli bir adım.
Ay'ın etkisi - Luna: uydu demek.Aç
Lěna" (Latince), doğal bir Dünya uydusu ve yüzeyinde insanoğlunun ziyaret ettiği tek göksel cisimdir. Antik çağlardan beri birçok kültürde ibadet, ilham, ritüel ve şenlik kaynağı olmuştur.
Ay'ın insanların ve gezegenin yaşamları üzerindeki etkisi inanılmaz derecede önemlidir. O olmasaydı, bildiğimiz dünya var olmazdı.
Bu, Ay'ın Dünya'nın etrafında tam bir devrim yaptığı ve ana evrelerden geçtiği dönemdir: Yeni Ay, mumlayan Ay, Dolunay, azalan JJ.
Ay. Döngü yaklaşık 29 gün, 12 saat, 44 dakika ve 3 saniye sürer ve gök mekaniğindeki en düzenli döngülerden biridir. Dünya'ya Çarpışma
Ay'ın yerçekimi kuvveti gelgitlere neden olur.
hava basıncını, sıcaklığı, rüzgarları ve manyetik alanını etkiler. Mevsim değişikliğini düzenler ve iklimi dengelemeye yardımcı olur. Ay'ın yerçekimi kuvveti gezegeni koruyarak doğada uyum yaratıyor.
Doğal Dünya
Tüm canlı organizmalar Ay'a duyarlıdır. Belirli raf balıkları ve balıklar ay evrelerine hizada göç ederler ve üreme yaparlar.
Birçok hayvan, kuş ve böcek mevsimsel göç ve yiyecek bulmak için Ay'ın konumuna güvenir. Ay ışığı güvende kalmalarına yardımcı olur, baykuşlar gibi geceleri yırtıcılar onu iyi avlanmak için kullanırlar.
Ay ışığının bitkiler üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Bahçıvanlar, çiçekler ve ekinlerle ilgilenirken Ay'ın evrelerini dikkate alırlar - daha iyi büyümeyi ve ürünleri teşvik ederler. Dolunay sapları güçlendirir, tam çiçek açar ve büyüyen ay evresi bitki ekmek için olumludur. Bitkinin besinleri budama ve köklenme için uygundur, bu süreçte bitkinin besinleri aktif olarak köklere taşınır. Bazı geceler sadece ay ışığına maruz kaldığında çiçek açar ve Peru elması kaktüsü sadece dolunayda çiçek açar.
Ay ve insanlar arasında derin bir bağ var. Rüyalarımızın enerji seviyelerini ve genel refahı etkileyen.
Dolunay olduğunda, birçok insan artmış duygusal duyarlılığı deneyimler. Psikolojik durum parlak bir enerji patlamasından iç istikrarsızlık ve endişeye kadar dalgalanır. Ay'ın etkisi günlük deneyimlerimizi yoğunlaştırıyor. Dolunay esnasında rüyaları özellikle canlı olarak hatırlarız kafa karıştırıcı ve rahatsız edici olabilseler bile. Bu süreçte uyku düzenleyici hormonu olan melatonin seviyesi düşüyor. Bu da uykusuzluğa ve sabah yorgunluğuna yol açabilir.
Uyku kalitesini sağlamak için düzenli bir uyku programını sürdürmek, stresli durumlardan kaçınmak ve yatak odasında karanlık ve huzurlu bir ortam yaratmak gereklidir. 
Enerjimiz ve yaşam ritmimiz de Ay'dan etkilenir. Yeni Ay sırasında, iç barışı ve dengeyi teşvik eden uygulamalara katılmak için zaman ayırmak önerilir.
Dolunay'da fiziksel aktivite ve yaratıcı arayışlara yönelmek için olumlu bir güç ve ilham dalgası hissedebilirsiniz.Kendinizle uyum içinde olmak, vücudunuzun sinyallerine dikkat etmek ve bu bilgiyi kendi yararınıza uygulamak önemlidir.
Birçok kadın aylık döngülerinin ay evreleriyle senkronize olduğunu fark eder. Dolunay yumurtlama zamanına karşılık gelir, hamilelik ve hamilelik olasılığı artarsa Ay'ın azalma evresi adet ile eşlik edebilir. Ay'ın evrelerinin bilinçli gözlemi ve duyguları takip etmek Ay döngüsüyle senkronize olmanızı sağlayabilir, uyum ve iç dengeyi artırabilir.
Ay'ın gizemli güzelliği, bilim yeni sırları açığa çıkarırken tutkulu çalışmalara ilham verir. Çözülen her gizem bizi içinde yaşadığımız engin evreni anlamaya yaklaştırır.
Kuzey Yarım Küre'de yaklaşık olarak 21 Mart İlkbahar Ekinoksu - 23 Eylül Sonbahar Ekinoksu'dur.
Güney Yarım Küre'de yaklaşık olarak 21 Mart Sonbahar Ekinoksu - 23 Eylül İlkbahar Ekinoksu'dur.
Yaz gündönümü, Güneş ışınlarının Yengeç Dönencesi'ne yılda bir defa (yaklaşık 21 Haziran'da) dik geldiği an. Kuzey yarımkürede en uzun gündüz yaşanır ve günler kısalmaya, güney yarımkürede en kısa gündüz yaşanır ve günler uzamaya başlar. Bu tarih, bâzı bazı ülkelerde kuzey yarımkürede yazın, güney yarımkürede kışın başlangıcı sayılır.
Kış gündönümü,(yaklaşık 21 Aralık) güneş ışınlarının Oğlak Dönencesi'ne dik geldiği an. Kuzey yarımkürede günler uzamaya, güney yarımkürede kısalmaya başlar. Bu tarih bazı ülkelerde kuzey yarımkürede kışın, güney yarımkürede yazın başlangıcı sayılır. Bununla beraber bazı ülkelerde de yazın veya kışın tam ortası kabul edilir. Güney yarımkürede en uzun gündüz, Kuzey yarımkürede en uzun gece yaşanır. .
Bu anlar uyum enerjisini taşır: ışık ve karanlık, başlangıçlar ve sonlar arasında bir denge. Denge ve yenilenme üzerine odaklanmış ritüeller için ideal zamanlardır.
Ekinoks Ritüelleri
Bahar ve Sonbahar Ekinoksları yılın döngüsünün iki dönüşüm noktasıdır. Gündüz ve gecenin eşit olduğu günler ve Dünya'nın yeni bir mevsime geçiş yaptığı günlerdir.
Alanınızı Temizleyin.
Ekinoks evinizi temizlemek ve yeni enerjilere yer açmak için harika bir zaman. Toz, odalarınızı havalandırın ve artık size neşe getirmeyen eşyaları bağışlayın ya da bir amaca hizmet etmeyen eşyaları atın. Ayrıca alanınızı daha ince ve enerjik bir düzeyde temizlemek için aromatik bitkiler ya da tütsü kullanabilirsiniz.
Ateş ve Su Ayinleri
Ekinoks gününde, ateş ve suyun karşıt elementlerini içeren uygulamalar özellikle güçlüdür.
Işığın ve taze başlangıçların sembolü olarak bir mum yak ve arınma ve dönüşümü temsil etmek için yakınına bir su kabı yerleştirin. Desteğiniz için evrene minnettarlığınızı ifade edin ve tüm canlılara mutluluk dileklerinizi iletin, sonra da ateşin onları enerjilendirmesine ve suyun olumlu değişimi yakıtmasını sağlayarak yeni döngü için niyetinize odaklanın.
İki elementle bir arınma ritüeli yapabilirsin. Beyaz veya altın renkli bir mum yakıp evin etrafında yürüyerek alevin negatif enerjiyi emmesine izin verin. Sonra duş al ya da tuz eklenerek rahatlatıcı bir banyo yap. Su birikmiş gerilimi temizleyecek.
Doğa ile Bağlanmak
Dışarıda vakit geçirmek - parkta ya da suyun yanında yürümek. Yavaşla ve etrafındaki dünyanın güzelliğine dal. Bu geçiş döneminde doğanın yaşam veren enerjisini hissedin. Kendinizi şu andan itibaren yaşayın ve yaşamın akışını ve içindeki rolünüzü yaşayın.
Meditasyon
Meditasyon zihinsel temizlik ve iç uyumu bulmak için güçlü bir araçtır. Nefesine odaklan, her nefesin ışık getirdiğini ve her nefesin karanlığı serbest bıraktığını hayal et. Enerji merkezlerinizi hizalamak için Şifa bölümünden "Chakra Dengesi" meditasyonunuzu deneyerek bu uygulamayı derinleştirebilirsiniz.
Yavaşlıyor ve Yeniden Yükleniyor
Ekinoks en iyi sakin ve nazik yaklaşımla deneyimlidir. Bu dönüşüm dönemi bedeni daha savunmasız hissettirdiği için güçlü aktivitelerden kaçın.
Bunun yerine, rahatlatıcı uygulamalara katılın: nazik yoga, kendine bakım tedavileri, ya da bir hamam ya da saunaya bir arınma ziyareti. Mümkünse şarj etmek ve yeniden bağlanmak için bir güç noktasını ziyaret edin.
Ekinoks yolculuğunuza ışık ve ilham versin.

Etiketler: , , , , ,