Kendini Gerçekleştir: Ruhsal Güçlen, Dayanıklılığı Arttır

Psikolojik Sağlamlık Nedir? Nasıl Desteklenir?

Zor zamanlardan geçerken en dayanıklı olan kişiler üzülmeyen, öfkelenmeyen, acı çekmeyen kişiler değil kararlı, cesur, yaratıcı, proaktif olabilen, her şeye rağmen umutlu ve iyimser kalabilen kişilerdir. Hayatın kusurluluğu ve acımasızlığı karşısında üzerinde kontrol sahibi olduğumuz tek faktör psikolojik sağlamlığımız yani strese karşı duruşumuz, düşünce yapımız, duygularımız ve aksiyonlarımızdır. Kimse doğuştan hayatın tüm streslerine karşı dayanıklı doğmaz ancak psikolojik sağlamlığını geliştirebilir. Hepimizin zor zamanlardan mutluluğu hissedebileceği günlere geçebilmesi için psikolojik sağlamlığını; duygusal, fiziksel, zihinsel ve sosyal dayanıklılığını beslemesi, iç gücünü her daim büyütmesi gerekir. Yaşam zaman zaman bizleri çok zorlayabilir; büyük kayıplar, felaketler yaşatabilir, çaresizliğe sürükleyebilir. Böyle kriz anlarında gündelik yaşamın her unsuru anlamını ve önemini kaybederken hepimizin sahip olduğu tek bir beceri bizi düştüğümüz yerden kaldırmak için uyanır: Psikolojik sağlamlık

Psikolojik sağlamlık, kriz, kaos veya yoğun bir stres ile duygusal, zihinsel, fiziksel olarak başa çıkabilme, eski “kriz-öncesi” haline geri dönebilme yetisidir. 

İnsanların yaşadıkları problemler, felaket karşısında sakin kalmak, büyük ve kalıcı bir hasar almamak için geliştirdiği bir dizi düşünce, aksiyon ve savunma mekanizmasıdır. İlk defa 1970’lerde bilim insanı Emmy Werner tarafından ortaya atılan psikolojik sağlamlık (resilience) terimi oldukça subjektif bir konu olduğu için hala tartışılmakta ve eleştiriler almaktadır. En basit formunda psikolojik sağlamlık, strese karşı pozitif bir adaptasyon geçirmek ve sorunların içerisinden en az hasarla ayrılabilmektir. Psikolojik sağlamlık stresten etkilenmemek, üzülmemek, acı çekmemek değildir. Aksine tüm duyguların içerisinden geçebilmek, hislerini kontrol etmeden yaşayabilmek ve yine de tünelin sonundan çıkabilmektir. 

Psikolojik sağlamlık çeşitleri

Zihinsel sağlamlık: Zor bir görevi veya sorumluluğu yapmak için kendini motive edebilme, odaklanabilme, sonuca erdirebilme yetisidir.

Sosyal sağlamlık: İhtiyaç sahiplerine yardım eli uzatabilme, destek olabilme, kibar ve güven verici bir tavırla yaklaşabilme yetisidir. 

Doğal afetlerden, toplu kayıplardan, ekonomik krizlerden sonra toplumun eski güçlü haline geri dönebilme hızını da işaret eder.
Duygusal sağlamlık: İhtiyaç anında pozitif duyguları uyandırabilme, ruh halini yükseltebilme yetisidir. Zor zamanlarda umutlu ve iyimser kalabilme duygusal sağlamlık göstergesidir.
Fiziksel sağlamlık: Fiziksel zorluklar ile başa çıkabilme yetisidir.
Psikolojik sağlamlığı ne oluşturur?
Esneklik, değişimlere adapte olabilme ve sabır özelliği bir kişinin psikolojik sağlamlığını geliştirmesine yardım edebilir. 
Öte yandan bu özelliklerin tam zıttı tutumlara sahip olmak strese karşı güçlü durmayı zorlaştırır. 
Bir kişinin strese karşı dayanıklılığını ne kadar çok stresle karşılaşıp hayatta kaldığı değil, strese karşı bakış açısı, dünya görüşü, sosyal bağlarının kuvvetliliği ve stres üzerinde ne denli bir kontrol sahibi olduğunu düşünmesi etkiler.
Öz benliği kuvvetli olan, öz güven ve sevgisi ile büyük problemler yaşamayan kişilerin psikolojik sağlamlıkları da o denli kuvvetli olur. Zor zamanları atlatabileceğine dair kendine güven duymak, bir tür otonomiye sahip olmak, çaresizlik veya yetersizlik hislerine düşmemek kriz anlarında stresin daha iyi yönetilebilmesini sağlar.
Kişinin dünyayı nasıl gördüğü ve çevresiyle nasıl etkileşime geçtiği.
Çevresindeki kaynakların sayısı, kalitesi, erişilebilirliği.
Başa çıkma stratejileri.
Bu konuyu bir adım öteye taşıyan çocuk doktoru Ken Ginsberg’in “7C” teorisine göre herkes, her yaşta, dışarıdan gerekli kaynakları da kullanarak iç gücünü oluşturabilir. 7C’yi oluşturan özellik ve beceriler ise; 
yeterlilik,  güven,  bağlantı,  karakter, katkı, başa çıkma kontroldür.
Her tip psikolojik sağlamlığı destekleyen alışkanlıklar:
Psikolojik sağlamlık geliştirilebilir beceri ve alışkanlıklardan oluşur. Bazı insanların strese karşı daha dayanıklı oldukları doğru olsa da herkes kendi psikolojik sağlamlığının üzerinde çalışarak, çevrelerinden destek alarak, zaman içinde daha dayanıklı ve güçlü bir versiyonuna ulaşabilir.
Başa çıkma stratejileri:
Zor zamanlarda duygusal regülasyon sağlayan birtakım teknik veya “kaçışlara” sahip olmak dayanıklılık için çok önemlidir. Bu stratejilerde tek bir doğru bulunmaz. 
Doğal olanı, kişinin kendisi için en etkili ve doğru olanı bulması veya geliştirmesidir. 
Günlük tutma, olumlama, sosyalleşme, dışarıda vakit geçirme, yaratıcı dışa vurum teknikleri; resim çizme, dans etme, müzik dinleme başa çıkma stratejileri arasında sayılabilir.
1. Mindfulness: 
Nefes pratikleri, meditasyon, mindful yürüyüş ve yoga gibi mindfulness egzersizleri gündelik yaşama dahil edildiğinde stresle başa çıkma kapasitesinin yükselmesine yardımcı olur. 
Hem var olan hem de geleceğe dair anksiyeteye sebep olan stres faktörleri karşısında daha sakin kalabilmeyi, anda durabilmeyi, duygu ve düşünceleri kontrol etmeden izleyebilmeyi öğreten mindfulness, psikolojik sağlamlılığı destekler.
2. Zihin ve ruh sağlığını destekleyen bir diyet
Stres bedendeki enflamasyonu (İltihaplanma olarak bilinen inflamasyon, herkeste meydana gelen ve bağışıklık sisteminin vücudu çeşitli hastalık veya yaralanmalara karşı korumak amacıyla oluşturduğu bir tepkidir.) yükselterek bütünsel sağlığı geri çeker. Akut stres anlarında bir de bedeni beslenme ile enflamatuar duruma sokmak hissedilen fiziksel, zihinsel ve duygusal stresin şiddetlenmesine, psikolojik dayanıklılığın düşmesine neden olur. 
Antioksidan ve mikro besin açısından zengin gıdalara bol miktarda yer vermek önerilir. Öne çıkan mikro besinler Omega-3 yağları, A, K, B vitaminleri, magnezyum ve çinkodur.
Beslenmede yer verilebilecek dayanıklılık arttıran gıdalar:
  • Yumurta
  • Koyu yeşil yapraklı sebzeler
  • Mantar
  • Brokoli
  • Fermente gıdalar
  • Avokado
  • Keten tohumu, kabak çekirdeği
  • Yağlı balıklar
  • Bitter çikolata
3. Soğuk maruziyeti: 
Yüksek tempolu egzersize benzer şekilde bedeni ve zihni kontrollü, bilinçli “pozitif stres” olarak adlandırılan zorlayıcı durumlarına sokmak psikolojik sağlamlılığı geliştirir. Buna en iyi örnek soğuk maruziyetidir. Soğuk duş almak, denize girmek, kışın çok kalın giyinmemek hücresel seviyede bütünsel sağlığı desteklerken kişinin zihinsel ve fiziksel sağlamlığını da yükseltir.
4. Güçlü sosyal bağlar ve Kişisel Sınır: 
Kişisel sınırlar, bireyin dünyayla etkileşim kurarken kendini rahat hissettiği güvenli bir alanı temsil eder.Bedenimizin fiziksel sınırları, kendimiz hakkındaki bilgimiz temelinde oluşur. Kişinin kriz veya travma anında çevresinden bulabildiği tüm maddi ve manevi destekler yaşanılan olayın atlatılmasında büyük rol oynar. Psikolojik sağlamlığın en önemli faktörlerinden birisi de bu sosyal destek çemberinin varlığı ve kalitesidir. İlk olarak çekirdek aile daha sonra büyük aile, arkadaşlar, toplum, organizasyonlar ve devletin varlığı kriz zamanlarında kişilere hem fiziksel hem de duygusal güç ve destek sağlar.
Sınırlar çocuklukta oluşur. Eğer ebeveynler kendi sınırlarını nasıl belirleyeceklerini biliyor ve çocuğun sınırlarına saygı duyarak, çocuğun duygularını tanımasına ve yaşamasına yardımcı oluyorlarsa, çocuk doğal olarak kendi sınırlarının yanı sıra başkalarının sınırlarının da farkında olacaktır. Ancak, eğer çocuk sağlıksız bir ortamda, katı veya aşırı hoşgörülü bir ortamda büyürse, fiziksel ve psikolojik sınırları sürekli ihlal edilirse, bu deformasyona yol açar.
Sınırlar daraldığında, kişi başkalarının kendisini ve durumunu kontrol etmesine izin verir, hayır diyemez ve kendi zararına olacak şekilde başkaları için şeyler yapabilir. Bilinçaltı düzeyde bir güvensizlik duygusu, düşük öz saygı ve öz güven duygusu oluşur.
Bu durumda, kendinizi dinlemeyi, hayır demeyi ve gerekirse sağlıklı çatışmalara girmeyi öğrenmeniz gerekiyor; kendi ruh sağlığınız için başkaları için rahatsızlık verici olmaya izin vermelisiniz.
Sınırlar aşırı derecede genişletildiğinde, kişi kendi bakış açısını tek doğru bakış açısı olarak görür, istenmeyen tavsiyelerde bulunur, başkalarının görüşlerini dikkate almaz ve reddedilmeleri görmezden gelir. Başkalarının sınırlarını ihlal eder, rahatsızlık yaratır ve ilişkileri bozar.
Bu durumda, başkalarını dinlemeyi, farklı olsa bile onların görüşlerine saygı duymayı öğrenmek gerekir. Ayrıca kendi sınırlarınız üzerinde çalışmanız da tavsiye edilir, çünkü kendi ihtiyaçlarımızı kabul edip zararsız bir şekilde ifade edebildiğimizde, diğer insanların sınırlarını anlamamız daha kolay olur.
Sağlıklı sınırlar esnektir; duruma, yaşam dönemine, duygusal duruma veya kişiye bağlı olarak değişebilirler. Kendinize ihanet etmeden ne zaman sınırları değiştirebileceğinizi ve ne zaman güçlendirmeniz gerektiğini hissetmeyi öğrenmek önemlidir.
Vücudunuzdaki hislere ve tepkilere güvenebilirsiniz: gergin kaslar, sıkılmış çene, baş ağrısı, uzaklaşma veya ellerinizle kendinizi savunma isteği. Vücudunuz, sınırlarınız ihlal edildiğinde size dürüstçe haber verir.
Sınır koyma süreci uzun ve zorlu olabilir. Kendinizi güvenli ve nazik bir şekilde keşfetmenize yardımcı olabilecek bir psikolog veya uzmandan destek almak faydalı olacaktır.
Sınırlar iyice belirlendiğinde ve bedende açıkça hissedildiğinde, duygularımızın ve arzularımızın farkına varırız, kendi duruşumuzu koruyabilir, kendimizi ve başkalarının farklılıklarını tanıyabiliriz. Artık yıkıcı ilişkilerde kalmaya, manipülasyona ve baskıya boyun eğmeye, kendimizi yok etmeye izin vermeyiz.
Bu süreçte, zararsız ve güvenle sınırlar koyma becerisini, kendimizi dinlemeyi ve başkalarına kapılmamayı öğreniriz. Neyin size ait olduğunu, neyin olmadığını, nerede size ait olduğunuzu, nerede olmadığınızı fark edersiniz. İşte bu şekilde bütünlüğümüzü, bireyselliğimize olan doğal hakkımızı ve kişisel yaşam öykümüzü yaşama hakkımızı geri kazanırız.
Anlık olarak durumu izlemek ve yargılanma veya yanlış anlaşılma korkusu olmadan ifade etmek faydalıdır. Açık iletişim, karşılıklı saygı ve manevi yakınlığa dayalı güçlü, güvene dayalı ilişkiler kurmayı mümkün kılar.
Kaygının üstesinden nasıl gelinir?
Hayatımızın bir noktasında kaçınılmaz olarak kaygı yaşarız. Bu, akut stres veya rahatsız edici bir ortam olabilir. Kriz dönemleri bizi mahveder, gücümüzü ve kaynaklarımızı elimizden alır. Dünya çöküyormuş ve destek yokmuş gibi gelir.
Burada, sanki olan her şey gerçek dışıymış gibi bir derealizasyon (kişinin gerçek dünyanın dışına çıkıp kendi benliğinden ve çevresinden uzaklaştığı ya da koptuğu dissosiyatif bir bozukluktur.) hissi olabilir. Sanki bir rüyadaymış gibi yaşar ve içinde bulunduğumuz anda tam olarak var olamayız. Bu dönemde, öncelikle kendinize yardım etmeniz önemlidir. Ancak sakinlikle doğru düşünebilir, kararlar alabilir ve sevdiklerimize destek olabiliriz.
1. Kendinizi sevindirin.
Duygularınızı ihmal etmeyin. Kendinizi şu anki halinizle kabul edin - kaygı, korku, üzüntü ve öfkeyle. Bu şekilde hissetmeye hakkınız var. Gerektiğinde ağlamanıza, şikayet etmenize ve çığlık atmanıza izin verin.
Duygularınızı hareket, spor, dans veya yazı yoluyla ifade etmenin uygun yollarını bulun. Duygularınızın günlüğünü tutmak iyi bir fikirdir: Gün boyunca en belirgin duygularınızı, bunlara hangi olayların sebep olduğunu ve vücudunuzda nasıl tepki verdiklerini yazın.
Sevdiklerinizden sizi endişelendiren şeyleri anlatmalarını isteyebilir, içinizi dökebilir ve onların desteğinin tadını çıkarabilirsiniz. Duygularınızla baş edemediğinizi düşünüyorsanız, bir psikolog, psikoterapist veya herhangi bir alanda uzman bir kişiyle iletişime geçin.
2. Kendine dikkat et.
Kaygı döneminde daha az üretken olabilirsiniz ve bu tamamen normaldir, kendinizi suçlamanıza gerek yok. Kendinizi rahatlatacak daha fazla şeye izin verin: yemek, uyku, dinlenme ve açık havada yürüyüşler. Hiçbir şey yapmadığınız için kendinizi suçlamamak ve gerekli olan en az şeyi yapmak için birkaç basit günlük görevden oluşan bir liste yapabilirsiniz.
3. Doğru düşünmeye çalış.
Düşüncelerinizi eleştirmek için iki yol var. Kendinize şu soruları sorun: "Durumu nesnel olarak değerlendiriyor muyum? Kaygımla çelişen gerçeklere aynı dikkati gösteriyor muyum? Bunun olacağını düşünmeme ne sebep oldu? Ve eğer olursa bana ne olacak?"
Durum ve duygularınız hakkında notlar almak iyi bir fikirdir. Kağıda döküldüklerinde daha az korkutucu görünürler ve eleştirilmeleri daha kolaydır.
4. Düşüncelerinizi takip edin.
Düşünceler sadece düşüncelerdir. Eylemlerinizi kontrol etmezler. Ve onları seçebilirsiniz. Kriz sırasında, yararlı ve yararsız düşünceleri tanımayı ve hangilerinin hayatınızda kalacağına ve hangilerinin gitmesine izin vereceğinize dair bilinçli bir seçim yapmayı öğrenmek çok önemlidir. Başınıza gelenlerin sorumluluğunu bu şekilde alırsınız.

Başa çıkma kartları yapabilirsiniz: Aklınıza gelen olumsuz kalıpları ve düşünceleri yazın ve arka yüzüne bu ifadeler hakkında eleştirel yorumlar yazın, bunları çürütün ve destekleyici kelimelerle değiştirin. Aklınıza zararlı bir düşünce geldiği anda, kartı alıp güven verici sözler okuyabilirsiniz.
Kare nefes tekniğini uygulayabilirsiniz: Yavaşça nefes alın, yavaşça nefesinizi tutun ve 4 saniye tutun. Bir elinizi göğsünüze, diğerini karnınıza koyup, dikkatinizi dağıtarak dönüşümlü olarak göğsünüz ve karnınızla nefes alabilirsiniz.
5. Kendinizi koruyun.
Kendinizi olumsuzluklardan koruyun. Kaygınızı artıran ve sizi desteklemeyen kişilerle temastan kaçının. Kaba görünmekten de korkmayın. Rahatsız edici iletişimi sınırlama ve sizi mahvedebileceğini düşündüğünüz şeyleri ortadan kaldırma hakkınız var.
Özellikle alt çeneye dikkat edin, elmacık kemiğinin altındaki kaslara, kulaklara yakın olan bölgeye masaj yapın. Vücutla teması yeniden sağlamak için masaj yaptırmak, düzenli egzersiz veya spor yapmak faydalıdır. Tuz banyosu yapmak da hem kendi hem de başkalarının kaygılarını gidermeye yardımcı olur.
6. Vücuda dön.
Vücudunuz donup kalır ve gerilir. Rahatlamasına yardımcı olmak önemlidir. Tüm vücudunuzdaki kasları sıkabilir, derin bir nefes alıp verebilir ve ardından tüm vücudunuzu birkaç dakika boyunca sallayabilirsiniz. Ayaklarınızı yere vurabilirsiniz.
7. Şimdiki ana geri dönün.
Çoğumuz, henüz gelmemiş gelecek için endişeleniyoruz. Gerçeğe geri dönelim. Bunu yapmak için, çevrenizdekilerin dikkatinizi dağıtmasına izin verin. Çevrenizdeki 10 nesnenin adını söyleyin ve onları tanımlayın.
Dışarı çıkıp yürüyüşe çıkabilirsiniz. Topraklanma uygulamaları çok faydalıdır: çıplak ayakla dolaşmak, ayaklarınıza odaklanmak, dengede hissetmek için yerde oturmak veya uzanmak. Ellerinizle bir şeyler yapın: resim çizin, yemek yapın veya evi temizleyin. Ortam değişikliği de faydalıdır; kısa bir yolculuğa çıkıp nadiren yaptığınız bir şeyi yapabilirsiniz.
8. Sevdiklerinizle kalın.
İnanç ve umutsuzluk, kendinizi yalnız ve terk edilmiş hissetmenize neden olabilir. Bu dönemde sevdiklerinizle iletişimde kalmak özellikle önemlidir. Aileniz ve arkadaşlarınızla iletişimde kalın, birlikte vakit geçirin, sevdiklerinize sarılın.
Evcil hayvanlarımızla aktif temas, gerçekliğe dönmenize yardımcı olur. Daha fazla dikkatinizi hayvanlara verebilirsiniz, stresi azaltmanıza ve sakinleşmenize yardımcı olurlar.
9. Meditasyon yapın.
Her gün 10-15 dakika meditasyon yapmak, zihin durumunuzda büyük bir fark yaratabilir. Bunun için derin transa dalmanız gerekmez. Gözlerinizi kapatıp sessiz olmanız, kendi düşüncelerinizi gözlemlemeniz ve onları serbest bırakmanız yeterlidir.
İstediğiniz duruma ulaşmanıza yardımcı olacak bir rehberin bulunduğu ses meditasyonlarına yönelebilirsiniz. Huzur ve sükunet bulmak için en güçlü meditasyonlardan biri Sevgi Şefkati meditasyonudur.
Ve en önemlisi, her gün minnettar olmak için bir sebep bulmaya çalışın. Kriz dönemlerinde bu zor olabilir ama yakında bitecektir. Şimdi bile kendinize güvenebilir, içinizde bir güç ve sakinlik kaynağı bulabilirsiniz.
10. Rahatlama
Sakinlik ve rahatlama hali bizim için doğaldır. Bu sayede hayattan keyif alır, yaratır, sever ve şükran duyarız. Ancak bazen olaylar gelişirken dengemizi kaybeder ve doğru düzgün dinlenmeyi unuturuz.
Fiziksel ve zihinsel stres gerginliğe, kas blokajlarına, kaygıya ve hastalıklara yol açar. Enerji dolaşımı durur, bu da durumumuzu, davranışlarımızı ve insanlarla ilişkilerimizi etkiler. Potansiyelimizi gerçekleştiremeyiz ve mutsuz hissederiz.
Gerilim, travmalar ve ağrı noktalarıyla temas ettiğimiz stresli durumlarda ortaya çıkar. Hızlı, sığ nefes alma veya şaşkınlık, karın kaslarının, omuzların ve çiğneme kaslarının gerginliğiyle kendini gösterebilir. Bunu anında fark etmeye ve bilinçli olarak rahatlamaya çalışın. Ayrıca, beden ve zihnin düzenli olarak rahatlaması için uygun bazı teknikler de önereceğiz.
Vücut gevşemesi: Gerginlik ve gevşeme arasında geçiş yapmak için kullanılır. Tüm vücudunuzu olabildiğince gerginleştirebilir, ardından gevşetebilir ve kollarınızı, bacaklarınızı ve başınızı aktif olarak sallayabilir; gerginliği atmak için zıplayabilirsiniz.
Özellikle tef ve davul sesleri eşliğinde müzik açıp vücudunuzun istediği gibi 5-10 dakika dans edebilirsiniz. Hareketten sonra Şavasana pozisyonuna uzanın ve hisleri gözlemleyerek tamamen rahatlayın. Bu egzersizleri özellikle tatsız olaylardan sonra yapmak, duyguları serbest bırakmak için iyidir.
Çenenizin sıkıldığını fark ederseniz, dairesel hareketlerle aktif olarak ovabilir, yüz ifadeleri yapabilir, çiğneme kaslarınıza masaj yapabilirsiniz. Fiziksel aktivite, esneme, yoga ve sevişme de gevşemeye yardımcı olur.
Su: Sıcak Epsom tuzu banyosu, kasların derinlemesine gevşemesine yardımcı olur ve enerjik düzeyde temizler. Ilık bir duş alıp suyun gerginliğinizi temizlediğini hayal edebilirsiniz.
Yatmadan önce ayaklarınızı ılık suya batırıp lavanta yağı sürebilirsiniz. Aroma lambasında gül ve portakal esansiyel yağları kullanmak iyi bir fikirdir. Yeşil, bitki veya oolong çayıyla yapılan bir yavaş çay seremonisi her açıdan rahatlatıcıdır.
Psikolojik çalışma
Zihni düşüncelerden arındırmak için onları kağıda yazmak, günlük tutmak faydalıdır.
Herhangi bir geleneğin psikoloğu, üstadı veya şifacısı, içsel gerginlik, kaygı, olumsuz duygular ve travmalarla başa çıkmanıza yardımcı olabilir. Beden merkezli terapi, tıkanıklıkları gidermeye ve vücuttaki enerjiyi serbest bırakmaya yardımcı olur.
Doğa
Doğaya dönüş bizi rahatlatır ve sakinleştirir. Telefon ve müzik olmadan yalnız yürüyüşler yapmak, doğaya çıkmak, su kenarında yürümek, evcil hayvanlarla temas kurmak iyidir.
Detoks
Sürekli bilgi akışı gerginlik yaratır. Kaynaklarını azaltmak iyidir: telefon bildirimlerini kapatın, gereksiz abonelikleri kaldırın ve olumsuz haberlerden uzak durun. Özellikle yatmadan önce ve uyandığınızda, telefon veya bilgisayardan uzak geçireceğiniz zamanı ayırın.
İşte her kişiye özel rahatlama yöntemlerini keşfedin: Kendinizi gözlemleyebilir ve nelerden hoşlandığınızı keşfedebilirsiniz. Rahatlamayı günlük pratiğiniz haline getirmeyi deneyin. Günlük rutininize küçük ritüeller ekleyin ve hayatın daha keyifli ve mutlu hale geldiğini hissedeceksiniz.

Addiction (Bağımlılılar)

Bağımlılıklar, kötü alışkanlıklar ve bağımlı davranışlar kontrol edilemez güçlü bir arzudur. Birçok insanın çeşitli şeylere bağımlılıkları vardır: tütün, uyuşturucu, alkol, bir ilişki, yemek, iş, sosyal medya, oyunlar, vb.
Budizmin ilkelerinden biri, herhangi bir bağlılığın acı kaynağı olmasıdır. Bağımlılık acı getirir ama aynı zamanda onfiziksel ve zihinsel seviyeyi de yok eder.
Daha sonra ona kolayca ve hızlıca olumlu duygular veren bir nesne bulur. Kısa bir an yine endişe ve hayal kırıklığı ile değiştirilir. Arzuyu tatmin etmek için acil bir ihtiyaç tekrar ortaya çıkıyor. Alışkanlık güçlendirir. Hayatın diğer alanlarında sosyal yalıtma ve durgunluk yavaş yavaş meydana gelir. Kişi kendisiyle tüm dünyadaki bağlantıyı kaybeder.
Bağımlılıklar sıklıkla travmanın sonucu olarak oluşur, güçlü duygularla başa çıkamadığında ve bilinçaltına taşındığında. Eğer bir insan farklı duyguları ifade etmesini yasaklarsa, hayatı rengini kaybeder. Dünyayla temas kurmaktan kaçınıyor, kendinden ve onun başarısızlıkları ve sorunlarıyla gerçeklikten kaçmak istiyor.
Bağımlılıktan kurtulmak:
Bağımlılıksız doğal bir hayata giden yol uzun ve zor olabilir. Psikolog, usta, şifacı, grup terapisi, sevdiklerinizden desteği ve konu hakkında okumak yardımcı olabilir.
İlk ve en önemli adım, sorunun varlığının kabul edilmesi ve kabul edilmesidir. Biri içtenlikle bağımlılık kazanmak istiyor olmalı. Biri kalbinin derinliklerinden yardım isteği gönderdiğinde farklı kaynaklardan gelmek zorundadır.
Sonra bağımlılık nesnesini hayatından çıkarır. Bu duruma tatsız fiziksel ve psikolojik duygular eşlik ediyor. Kimyasal bağımlılıklar durumunda tıbbi yardım gerekebilir.
İyileşme süreci boyunca, vücut ve ruhun saflaştırılması. Meditasyon, yoga, egzersiz, nefes almaya, sağlıklı yiyecekler yemek ve yeterli su içmeye yardımcı olabilir.
Boşluğu kişisel gelişim için faydalı olan yeni deneyimlerle doldurmak önemlidir. Psikoterapi, eğitim, dünya ve insanlarla iletişim kurmak olumludur. Takımyıldızların yardımıyla ve zihin ve bedenle çalışarak iç negatif inançları düzeltebilir ve kendini ata kalıplarından ve çocukluk travmalarından arındırabilir.
Bağımlılığına yakalandıkça, insan bütünlüğünü birleştirir ve bilincini parça parça bloke eder. Her koşulda kendinden öğrenir. Onun alanı ve çevre değişikliği. Bağımlılık döneminde benzer kalıplara sahip insanları çekerken, artık yıkıcı temaslarla yollarını ayırır ve bilincin başka bir seviyesinde yeni bağlantılar oluşturur.
Bağımlılıksız hayat, kendini sevginin bir göstergesidir. İyileştiğimiz zaman, özgürlüğü elde ederiz. Gerçek, sağlıklı mutluluğu burada ve şimdi, gerçek hayatın tadını çıkarma yeteneğine sahip oluruz. Böylece kendi gerçekliğimizi kontrol edemeyiz.

Aşağıdaki mantralar iyileşme yolunda yardımcı olabilir: 

  • Bağımlılıktan arındım ve sağlıklı hissediyorum. 
  • Hayatımı her gün daha iyi kılan doğru seçimi yapıyorum. 
  • Kendimi seviyorum, bedenime ve zihnime göz kulak oluyorum. 
  • Değişmek ve ilerlemek için kalbimi sarıp eski alışkanlıkları geride bırakıyorum. 
  • Mutlu bir hayatı hak ediyorum.

Ruhsal Güçlenme

"Biz ruhsal deneyler yaşayan insanlar değil, insan deneyimi yaşayan ruhsal varlıklarız."  demiş Epiktetos... Karanlığın ve aydınlığın, tüm zıtlıkların iç içe girdiği şu yaşamda kimsenin ama kimsenin hayatı toz pembe değil. Dışarıdan gördüğünüz herkesin hayatında mücadeleler, aşması gereken engeller var. Çünkü bu dünyadaki insan bedenindeki yaşamlarımız aydınlık ve karanlığı aynı anda iç içe yaşıyor. Aslında yolculuğumuzun amacı karanlıklardan çıkmak ve güçlenmek üzerine. Ruhsal olarak güçlenmediğinizde her türlü dertten içsel sabotaja uğrayabiliyoruz. Her türlü mental bir farkındalıkla düşünebilenler, bu hayat yolculuğunda zaferler kazanırken; zayıf olup, bu sınavları, kötülükleri aşamayanlar, yenilenler sınıfında kalıyor. Tıpkı bir okul gibi... Acıları, zorlukları yaşarken içinden çıkamayacakmışız gibi geliyor. Hatta tekrarlayan sorunlar bizi alıp götürüyor, belki de tüm enerjiimizi çalıyor. Evrimleşemiyoruz. Bizlerin içimizdeki zaman zaman yükselen karanlıklar ya da dışarıdan maruz kaldığımız zorluklar içinde zayıf düşürebiliyor, tutkularını yaşamak için, ilişkinin düzenlemek için, aileni elde tutmak için ve sana sayabileceğim bir sürü konuda yaşadığın engel ve hatta saldırılarda senin ruhsal gücün esenlik halin çok önemli. Çünkü kabul edelim ki bu bir nevi savaş hayatının hangi döngüsünde şu an uyuştuysak beni ki şu an bu kaydedin yoksa içli bulunduğum küçük ya da büyük savaşında güçlenme için sana ışık ve rehberlik bulmuş demektir. Özellikle de ataerkil ve irileşmiş dünyanın içinde, en çok karanlıklarda, zorluklarda mücadele etme durumunda olan kadınlar olmuş. Şu an hangi yaşta ve hayatının hangi evresindeysen, belki ilişkinle ilgili eşimle ilgili, evliliğinle ilgili problemlerin olabilir. Erkek arkadaşla ya da iş veya okul arkadaşlarımla ilgili sorunlar yaşıyor olabilirsin. Ailenin bir arada tutmak ile ilgili sınavda huzursuzluklar, kaotik ortamlar, ergen çocuklarınla ilgili sorunlar, küçük çocuklarınla ilgili zorluklar yaşıyor olabilirsin. Belki şiddet, sözel mağduriyet, aşağılanma, baskılanma durumlarına maruz kalmış olabilirsin. Hastalıklarla mücadele ediyor, bu tansiyon vb., kimliğini yaşamakla ilgili tıkanıklıkların olabilir. Hayatında terslikler, kazalar peşini bırakmıyor gibi hissediyor olabilirsin. Sadece zihnin içindeki endişeler, korkular, vesveselerin içinde dengeli olmakta zorlanıyor olabilirsin. Bütün bu sıraladıklarımın içinde kendimiz kalıp, sağlıklı dişil niteliklerimizi güçlendirmek ve öyle kalabilmek hiç de kolay değil. Biliyorum ama mümkün mü? Evet.
Hangi inanç sistemine inanıyorsan inan bıkkınlığın, tükenmişliğin, üzüntülerinle ilgili çözümler ve haklı sebebler seninle olacak. 
Güçlenmenin ilk adımı elindeki sahip olduğun öncelikle varlığını ve sonra maddeyi, manevi her şeyin onurlandırılmasından yani şükür ve minnetten geçiyor. Tüm sürecin ilk yakıtı gibi düşünebiliriz. Bu adımda tam farkındalık yaşamak ve idrakın yükselişi için sana rehberlik ediyor olacağım ve dikkatini farklı konulara verip saf oluş halinle dengeli ve güçlü olmanı engelleyenlerden arınma adımları olacak. Geçmişin hükmüne son verme, korkularından, kaygılarından özgürleşme, sınırlarına, yönetime öfke ve kızgınlıklarında kurtulma gibi özellikle bu adımları tekrar ederken eğer senin özelinde arınman gerekenlerin arasında affetmen ve bağışlaman gereken durumla yolculuğunda karşına çıkarsa ve fark edersen bu süreçte yardım alabilirsin.

Psikolojik Dayanıklılık Notları

Kendimizle olan ilişkimiz, sağlıklı ve güvenli ise bunun olumlu etkilerini hayatımızın tüm alanlarında yaşar ve deneyimleriz. Şöyle düşünün, yaşamın herhangi bir alanında 
yaşamak oldukça zor olabilir. Her an farkında olmadan kendimizi eleştiriyor, yargılıyor ve başarısızlığımızı kendimize bu duygularla onaylatıyor olabiliriz. Buradaki en önemli yol ayrımı şu sevgili okuyucu acaba biz kendimizi yeterince seviyor muyuz? Yeterince değer veriyor muyuz? Hep başkalarından bizleri sevip, değer verip, önemsemesini bekleyemeyiz çünkü bizler kendi yansımamızı hayatımıza çekiyor ve kendimizi başkalarına aynalıyoruz. Bazen de bu durumdan beslenip, hayıflanıp, şikayet ederek hep karşı tarafı suçluyoruz. Maalesef bilmeden ve farkında olmadan bilinçaltımızda bu durumlardan beslenip kazanımlar sağlıyoruz. Kişi kendi gerçek potansiyelini ve kişiliğini dönüştürüp, geliştiremediği sürece hayatındaki duygusal ilişkilerde de başarısızlığa uğrama olasılığı yüksektir. Bu durumu kolaylaştırmak için kendimizdeki kusurları aşamadığımız durumları, duyguları ve olayları fark edip yola çıkmalı ve aynı kararlılıkla devam etmeliyiz. Kuşkusuz özdeki kendimizi olan sevgiyi, değeri fark edip onaylamamız ise bu yolculuk için çok önemlidir. Bizler kadın ve dişi olarak tüm bu sebeplerle beraber farklı ortamlarda, farklı rollerle ve farklı şapkalarla bulunuyoruz ve biz kendimize koşulsuz halimizle gerekli olan sevgiyi değeri ve önemi vermiyorsak, kendi içimizdeki ışığı kendimize yansıtmadan etrafımıza yaymamız mümkün değildir. Tüm bu sebeplere bağlı olarak kendi içimizde değişip, dönüşmediğimiz ve özgürleşmediğimiz sürece kendi özümüzü bulmak oldukça güçtür. 
Özümüzde gerçekten kendimizi tam ve bütün yaşayabilmek için neler yapmalıyız ve neleri dönüştürmeliyiz? 
Özgüvenimizi, tam anlamıyla kendimize olan onay ve saygı ile bütünleyip özümsememiz çok önemlidir. Öz şefkatli olmamız, kendimiz de olan ilişkimizde iyi ya da kötü deneyimlerimizle birlikte kendimize iyi davranmayı ve kendimizi olduğumuz her haliyle kucaklamak için olması gerekendir. 
Kendimizi yeterlilik alanında, içsel ve sosyal olarak her yönümüzle eksiksiz hissetmek ise yaptığımız her şeyde kendimizi tam ve bütün hissettirir. Hayatımızın her alanında, kendimizin olduğumuz her halimizle onaylamak bizlere daha tam ve bütün hissettirecektir. Kuşkusuz ve en önemlisi tüm bu maddeler doğrultusunda kendimizi sevip, değer verdiğimizde; kendi özümüzde gerçek sevgiyi ve değeri yaşar ve kendi içimizdeki sevgi ve değeri kendimize çok daha fazlasıyla akıtır ve büyütürüz. Tüm bu adımları seninle tek tek deneyimleyeceğiz sevgili okuyucu. 
Hayatınızın en büyük amacı, en doyumlu haliniz oluşana kadar sizi durduran tüm korkuları, şüpheleri, güvensizlikleri, yıkıcı duyguları ve yanlış inançları ortadan kaldırmaktır. Kısaca neden kendimizle olan ilişkimizde sorunlar yaşarız? 0-7 yaş çocuk travmaları, kendini onaylayamama hali, kendini görmezden gelme, özgüven eksikliği, yetersizlik, anne ve baba sevgi eksikliği, kendinle barışık olamama hali, kendinlrie olan kavgan, kendini olan öfken ve sinirin; geçmiş, gelecek, kaygı ve korkusu, değersizlik ve kendini sevmeme, ruhsal ve psikolojik bozukluklar, başkalarıyla kendine kıyaslama hali, sevme ve sevilme eksikliği, negatif alanda kalma yani kurban psikolojisi tüm bu olası sebeplerle beraber yaşantımızda kendimizle olan ilişkimizde sorunlar yaşamamız çok normaldir. 
Bu konuyla ilgili ne yapmalıyız? Kendimizle olan ilişkimizi nasıl iyi ve kaliteli hale getirip şifalandırabiliriz?
  1. Özgüven
  2. Şefkat
  3. Yeterlilik
  4. Onay 
  5. Değer ve sevgi 
Bu maddeleri hayatına empoze etmeliyiz. 4 büyük duygudan kaçınmalıyız: Korku, endişe, öfke, üzüntü... 
Kendinle olan ilişkinde, sağlam bir zeminde sevgiyle, kaliteli ve dengede, kendini olduğun her haliyle kucaklayan bir ilişki yaşamayı deneyimle. 
Sen değiş dünyan değişsin diyerek şimdiden kendinle olan ilişkinde sonsuz mutluluklar diliyorum. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Karma ve Özgür İrade

Düş Yolunda Rehberlik: Şamanik Trans ve Rüyaların Şifası