29 Ocak 2026 Perşembe

​Aşk: Felsefi Bakış Açıları ve Hayatınızı Romantikleştirecek Öneriler

Psikolojik ve Felsefi Bakış: Pygmalion Etkisi

​Bu hikaye modern psikolojide Pygmalion Etkisi (Beklenti Etkisi) olarak adlandırılır. Bu kavram şunu savunur:

​Beklentiler Gerçeği Şekillendirir: Birine veya bir duruma dair sahip olduğunuz yüksek ve olumlu beklentiler, o kişinin performansını ve karakterini olumlu yönde etkiler.

​İnancın Gücü: Pygmalion'un heykelini "canlanacakmış gibi" sevmesi ve ona değer vermesi, aslında insanın inandığı şeyi yaratma gücünü simgeler. 

İdealize Etme: Felsefi açıdan ise bu hikaye, insanın kendi zihnindeki "mükemmellik" arayışını ve yarattığı ideallere nasıl tutkuyla bağlandığını sorgular.

Aşkın anlaşılamayacak bir tarafı yoktur. Aşk, her türlü olabilir. Bir insanı ne etkilerse, kendisine ne uygunsa ona aşık olur. Bazen 1 yılda, bazen 1 dakikada. Bazen ilk görüşte birisinin gözlerine aşık olur, bazen hiç görmediği birisinin iç dünyasına, duygularına, saflığına.

Sanatın Aşka Dönüşümü: Mitolojiye göre Pygmalion, Kıbrıs adasında yaşayan yetenekli bir heykeltıraştır. Çevresindeki kadınların kusurlu ve ahlaksız olduğunu düşünerek kadınlardan uzaklaşmış ve hayatını bekâr kalarak sanatına adamaya karar vermiştir. Ancak Pygmalion, fildişinden öyle bir kadın heykeli yontmaya başlar ki, bu heykel dünyadaki tüm kadınlardan daha kusursuz ve güzel olur. Heykele Galatea adını verir. Zamanla heykeline o kadar çok emek verir ki, ona aşık olmaya başlar. Ona hediyeler alır, mücevherler takar ve sanki canlıymış gibi onunla konuşur.

​Afrodit’in Dokunuşu

Aşk tanrıçası Afrodit onuruna düzenlenen festival gününde Pygmalion, tanrıçanın sunağına gider ve içinden gizlice şu duayı eder: "Bana eşim olarak fildişinden yonttuğum kıza benzeyen birini ver." Aslında kalbinden geçen, heykelin ta kendisidir. Afrodit bu saf ve derin aşkı görür. Pygmalion eve dönüp heykeli öptüğünde, fildişinin soğukluğu yerine bir sıcaklık hisseder. Heykel yavaş yavaş yumuşar, damarlarında kan akmaya başlar ve canlanır. Pygmalion’un hayali gerçeğe dönüşmüştür.

Montaigne ; ‘’Aşk için kitapları bir yana bırakıp açık yüreklilikle konuşursak, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, diyebiliriz gibi geliyor bana.’’ Demiştir. 

Sokrates’e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. 

Mesela Sait Faik’i ele alalım. Şöyle başlıyor cümlelerine, dünyanın en iyi tasvircisi; ‘’Ne yalan söyleyeyim, benim aşkım tuhaftır. Halbuki, böyle olmamalıdır, insan yıldırımla vurulmuş gibi âşık olmalı, sonra muvaffak olmak için bir şeyler icat etmelidir. Bu nevi aşkı pek severim ama, bir türlü de olamam. Muhakkak, evvela, seveceğimden biraz yüz görmeliyim. Sonrası kolaydır. İkinci yüz verişte yakalandığımı hisseder, kaçınmaya çalışırım. Üçüncüde her şey bitmiştir. Artık deli gibi aşığımdır.’’ Gördünüz işte, Sait Faik, yüz verilmesine ihtiyacı olduğunu söylüyor. Peki ya zavallı Pygmalion ne yapsın? Hiç fildişinden yapılma bir heykelden, yüz görebilir mi insan? ‘’Galetea, ah Galetea, ne kadar güzelsin’’ diye iç geçirmelerle, ellerini kadının yüzünde dolaştıran bir erkek hayal edin ki, adamın elleri fildişi malzemenin soğukluğunu bile hissetmesin, gözleri o bembeyaz rengi, ten rengi sansın… Pygmalion, o kadar güzel bir heykelden kadın çıkarmıştır ki ortaya, kendini ona aşık olmaktan alıkoyamaz. Evet, siz sevdiğiniz insanın size ilgi göstermesini bekleyen âhlaksızlar, Pygmalion’a bakın ve ibret alın. Hanginizin sevgisi, bir taşı sevebilecek kadar büyük? Esas büyük sevgi, ellerini tuttuğunuz, yüzü okşadığınız, dudaklarını öptüğünüz, saçlarına dokunabildiğiniz, gözlerinin parlaklığını görebildiğiniz bir sevgiliye duyulan sevgi midir? Uğrunda ölebilirim dediğiniz sevgilerin, kaçı payidar kaldı hayatınızda? Onsuz olamam dediğiniz kaç sevgiliden ayrıldınız, içten pazarlıklılar?! Pygmalion öyle sevmedi. O sadece, taş ta olsa, konuşamasa da, kendisine karşılık veremese de, Galetea’yı sevdi, sevdi ve sevdi… Her gün onun taş dudaklarını öptü, saatlerce karşısında bekledi. Umut etti mi, etmedi mi bilemem ama, tanrılara yakardığını biliyorum. 

‘’Ey büyük tanrılar, madem insanlara her şeyi bahşediyorsunuz, madem ki hibenizin sonu yok, o halde Galetea’yı verin bana…’’ Galetea bir heykeldi. Ve Pygmalion onu, hiçbir şey beklemeden sevdi. Sadece o, Galetea olduğu için… Galetea onu öpemezdi, dokunamazdı, güzel sözler söyleyemez, onu tatmin edemezdi. Kısacası Pygmalion’un sevgisine karşılık veremezdi ama, Pygmalion onu sevdi. Hiçbir şeyi umursamadı, sadece sevgisine sahip çıktı. Akabinde Afrodit, Pygmalion’a acımış olacak ki, bir sürpriz yaptı ona. Pygmalion, gene bir gün eve geldiğinde, Galetea’ya dokundu, yüzünü okşadı, Galetea’nın ona karşılık vermeyeceğini bile bile. Ve… Evet oldu. Galetea karşılık verdi. Kadın da onu öpüyordu. Pygmalion’un sevgisi, onu taştan, kanlı canlı bir insana çevirmişti… Ee, Pygmalion da bunu hak etmişti doğrusu. Bugünlerde, bu kadar büyük aşklara, aşk diye nitelendirilemeyecek aşklara, hiç de hak etmeyen insanların, her şeyden bir katkı, bir karşılık bekleyen insanların sahip olduğunu görüyorum da… Hem Pygmalion’a acıyorum, hem kendime…Benim de aşkım Pygmalion ile Sait Faik’in arasında bir yerdedir herhalde. Ve siz, olanla yetinmeyen, varoluşun, doğallığın, içten gelenin, samimiyetin, gerçekliğin mucizesini görmeyen romantikler… İçten pazarlıklı, karşılık bekleyen, ilgi görmezse solan ahlaksızlar… Siz sakın aşık oldum demeyin, Pygmalion’dan haberdar olduktan sonra. Bakın Pygmalion kimmiş; ‘‘pygmalion, kendisi için kusursuz kadının heykelini yapan eski bir Yunan Kralı. Tanrıça Afrodit bu heykele can vermiştir. Bu efsane, eşlerinin görünüşünü ya da kişiliğini değiştirmek isteyenlere karşılık ortaya çıkmıştır.’’ 

Şimdi gidin ve Nietzsche’nin size önerdiği gibi yazgınızı kabullenin ki, gerçekten insanüstüne ulaşabilesiniz ve sevginiz gerçekten, maymunların sevgisinden farklı olsun... Ki gerçekten büyük sevginizle gurur duyabilin, gerçekten sevginiz mucizevi olabilsin..

Ünlü düşünür Eflatun, bildiğiniz gibi diğer ismi Platon olan bu düşünürün adıyla tanımlanan “Platonik aşk” yani tek taraflı aşktır. Platonik askın adıyla anılmasına rağmen onaylamayan ve açıkça sevmenin gizliden sevmekten daha güzel olduğunu söyleyen bu filozof sevgi üzerine oldukça kafa yormuştur. Şölen adlı meşhur kitabında tamamen sevgi ve dostluk üzerine duran Eflatun, öğrencileriyle baştan sona sevgiyi tartışır ve onu tanımlamaya çabalar. Ve güzellik ile askı buluşturur. Öyle ki, güzelin olduğu yerde ancak sevgi olabileceğini söyler. 

“Güzel yaşamak isteyenleri ömürleri boyunca nedir güzel yasatan? Akrabaları mi? Hayır. Şanlari şerefleri mi? Hayır. Zenginlik mi? Hayır. Ne su ne bu, hiçbir sey insanı sevgi kadar güzel yaşatmaz.“ 

Ardından “Homeros der ya, yiğitlere Tanrı yürek üflermiş, iste budur Sevgi’nin sevenlere verdiği güç. Başkası için ölmek, bunu yalnız sevenler yapabilir, erkekler değil yalnız, kadınlar bile.“ diyerek, sevginin büyüklüğünü ve güçlü kalplerden işi olduğunun üzerinde durur. Sevginin özünde Tanrısallık olduğunu, sevginin bir tek olmadığını çeşitlere ayrıldığını anlatır. Ayrıca seks ve güzellik tanrıçası Afrodit’i örnek göstererek tensel sevgiye işaret eder: “Orta mali Aphrodite’ye bağlanan insanın kendisi de orta malıdır, her isini rasgele yapar; bu sevgi aşagilik kişilerin sevgisidir. Bu türlüleri kadınları da delikanlılar kadar severler, sonra da sevdiklerinin bedenlerini canlarindan(ruh güzelligi) çok severler, üstelik de sevdiklerini çogu zaman aptallar arasindan seçerler, çünkü istedikleri arzularini sonuna kadar götürmektir; bu isin güzelligine, çirkinligine bakmazlar.” 

“En iyi en soylu ve en değerli insanlar, başkalarını çirkin de olsa severler“[4] diyerek sevginin yüksek bir değer olduğunu savunur. Eflatun’a göre düşkün kadınları seven yani ruh güzelliğinden daha çok bedensel hazza önem veren insan, aslında seven insan değildir. Olsa olsa kendi bedenini seven insandır der. Böylece Sevgiyi ikiye ayırmış olur: bedensel sevgi, ruhsal sevgi… Ruhsal sevgi mistiklerde sakinliği dönüşür insanla Tanrı'nın buluşması gerçekleşir. Bu sevginin savunucuları mistiklerdir. Bedensel olan sevgi gerçekte sevgi değildir, ilgidir. Beden istediği doyumu gerçekleştirdiğinde sevgi yok olur. Bunu bazıları ” Sevmek dokunmaktır” cümlesiyle ifade ederler. Eflatun Sevgi’yi düzenli, ölçülü olmasından yana tavır koyarak sevgi de akil arar gibidir. Buna karşın mistiklerin aşk anlayışında ise, aşk gaflet halidir. Deli, mecnun ve askın bir şekilde kendinden geçer. Özellikle Müslüman mistiklerin aşka bakışı böyledir.” Aşk sarhoşluktur” diye ifade edilir. Eflatun’da ise, iki ayrı parçanın bitişmesidir ask. Yunan efsanelerine dayanarak anlattığı hikâyede geçmişte tek parça olan insanoğlu, dişilik ve erkekliği tek bünyede bulunduruyormuş. Daha sonra üçe bölünerek kadın, erkek ve hem kadın hem erkek bir varlık olarak üçe ayrılmış. Parçanın erkek ve dişisinin birbirinin arayışının adı aşk olmuş.  Netice olarak sevgiyi bütün boyutlarıyla ele alan Eflatun, sanat sevgisinden, kadın erkek sevgisine, erkeğe duyulan sevgiden, orta mali kadınlara duyulan sevgilere kadar bütün sevgi çeşitlerini derinliğine irdeler, öğrencileriyle tartışır. En geniş anlamıyla der: 

“Sevgi, her iyi olanı ve bizi mesut edeni arzulamaktır.”

​1. Platon: Eksik Parçanın Peşinde 

Platon'un Şölen diyaloğu, aşkın felsefi temelini atar. Burada iki önemli kavram öne çıkar: Androjen Mitosu: İnsanların başlangıçta dört kollu, dört bacaklı ve iki yüzlü devasa varlıklar olduğu söylenir. Tanrılar onları ikiye böldüğünde, her parça sonsuza dek "diğer yarısını" aramaya başlar. Aşk, bu eski bütünlüğümüze dönme arzusudur.

​Platonik Aşk: Genelde "dokunmadan sevmek" sanılsa da, aslında fiziksel güzellikten başlayıp İdea'ya (saf güzelliğe ve erdeme) ulaşma basamağıdır.

​2. Schopenhauer: Doğanın Tuzağı

​Schopenhauer daha karamsar bir tablo çizer. Ona göre aşk, **"Yaşama İradesi"**nin bir oyunudur. Doğa, türün devamını sağlamak için bizi kör bir tutkuyla birine bağlar. Aşkın o yüce duygularının arkasında, aslında biyolojik bir zorunluluk yatar.

​3. Erich Fromm: Bir Sanat Olarak Aşk

​Fromm, aşkın başına gelen bir şey değil, öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu savunur.

​"Sevmek, bir duygu değil, bir karardır; bir yargıdır, bir söz vermektir."

Ona göre gerçek aşk; ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi temelleri üzerine kurulur. Kişi, sevme yeteneğini geliştirmediği sürece gerçek aşkı bulamaz.

​4. Sartre ve Varoluşçuluk: Özgürlük Çatışması

Sartre için aşk bir paradokstur. Sevdiğimiz kişinin hem bize ait olmasını (bir nesne gibi) hem de tamamen özgür olmasını isteriz. Bu durum, iki özgürlüğün birbiriyle çatışmasıdır. Aşk, bir başkasının bakışında kendimizi anlamlı bulma çabasıdır.

5. Doğru ruhlar birbirlerini terk etmezler. Varoluşun ağırlığı üzerlerine çöktüğünde zayıflamazlar ya da yol belirsizleştiğinde geri çekilmezler. Hayat değişken doğası gereği fırtınaları çağırır, kesinlikleri çözer ve en güçlü bağların bile metanetini sınar ama doğru olan kırılmaz. Kahkahaların güneş ışığı gibi zahmetsizce ve altın renginde döküldüğü günler ve sessizliğin cevaplanmayı bekleyen bir soru gibi uzayıp gittiği geceler olacaktır. Yanlış adımlar, uzun gölgeler ve mesafenin uçsuz bucaksız hissedildiği anlar olacaktır. Ama o zaman bile, kırılgan sessizlikte eller uzanacak ve kalpler - yorgun olsa da bir kez daha ritmini bulacaktır. Aşk bir mükemmellik kurgusu değil, kalmak, görmek ve anlamak için verilen amansız bir karardır. Geçici kolaylıkla değil, başka bir yere sığınmak yerine fırtınada durmak için yapılan sarsılmaz seçimle bağlanan bir yemindir. Mücadelenin yokluğunu değil, içinde lütfun varlığını talep eder. Öyleyse bırakın zaman bizi şekillendirsin; bırakın mevsimler değiştikçe dünya da değişsin. Gerçek olan, belirsizliğin gelgitleri altında aşınmaz. Geçip giden fırtınalara boyun eğmez. Dönüşür, derinleşir, kalır - çünkü sevgi, en yüksek biçimiyle, kaybetme korkusuyla tutunmak değil, nereye götürürse götürsün yolu birlikte yürümeyi tekrar tekrar seçmektir. ~ Katie Kamara

6. Aşık olmak sürekli korkmaktır. Sevdiğine bir şey olacak diye korkar, ölümüne bir dehşete kapılır,düşünürsün. Her düşünceyle birlikte kalbin sıkışıyor mu? İşte dostum bu aşktır. Ve korku olmadan aşk da olamayacağı için, aşk hepimize esir eder. ~ Barones Sammorca

RUH EŞİ

"İnsanlar ruh eşinin mükemmel uyum olduğunu düşünür ve herkesin istediği de budur. Ancak gerçek bir ruh eşi bir aynadır, sizi geride tutan her şeyi size gösteren kişidir, hayatınızı değiştirebilmeniz için sizi kendi dikkatinize getiren kişidir. Gerçek bir ruh eşi muhtemelen tanışacağınız en önemli kişidir, çünkü duvarlarınızı yıkar ve sizi uyandırır. Ama bir ruh eşiyle sonsuza kadar yaşamak? Olmaz. Çok acı verici. Ruh eşleri, hayatınıza sadece size başka bir katmanınızı göstermek için gelirler ve sonra giderler. Ruh eşlerinin amacı sizi sarsmak, egonuzu biraz parçalamak, engellerinizi ve bağımlılıklarınızı göstermek, kalbinizi kırmak ve böylece yeni ışığın içeri girmesini sağlamak, sizi hayatınızı dönüştürmek zorunda kalacak kadar çaresiz ve kontrolden çıkmış hale getirmek ve sonra sizi ruhani ustanızla tanıştırmaktır."- Elizabeth Gilbert, Ye, Dua Et, Sev

Aşk "seni istiyorum" ya da "benim olmanı istiyorum" demek değildir, "yakışıklısın" ya da "seksisin" demek de değildir... "Sensiz yaşayamam" ya da "sana ihtiyacım var" ya da "sonsuza kadar birlikte olalım" ya da sıklıkla karıştırıldığı şeylerden herhangi biri anlamına gelmez.  Aslında anlamı şudur: "Tüm gerçekliğiniz ve egemenliğinizle kim olduğunuzu gerçekten seviyor, saygı duyuyor ve takdir ediyorum ve gerçek doğamdan ödün vermeden, yolunuzda size yardımcı olacak sunabileceğim bir şey varsa, vermeme izin verirseniz bu benim için bir hediye olacaktır."  Bu şekilde her geçen gün daha fazla insanı sevdiğimi görüyorum.  Red K. Elders

Ünlü düşünürlerden aşk tarifleri:

Aristotales: "Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. Sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur."

François Bacon: "Büyük insanlarda, liyakat sahibi olanların kendilerini budalaca aska kaptirdiklari görülmez. Büyük ruhlar ve büyük işler aşkla uzlaşmaz."

Augustinus: "Sevgi ruhun güzelligidir."

Franz Xaver Von Baader: "Özgürlük ask değildir, yalnız aşkın kapısıdır."

Bailey: "Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır."

Basta: "Erkek az fakat sık sever, kadın ise çok ancak bir kez sever."

Jeremy Bentham: "Aşk hazzı, dostlukla duyu hazlarından yoğrulmuştur."

Balzac: "Aşk yaşamında kadın, ancak hünerli bir çalgıcının elinde dile gelen bir lir gibidir. Kadınlar bizleri sevdikleri zaman her suçumuzu bağışlarlar."

Jacob Boehme: "İstek, hareket/genişleme, yön veren tezlere bilgelik eklendiğinde ask olur."

Eugene Delacroix: "Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister."

Descartes: "Bir şey kendimiz için iyi, yani uygun gibi sunulmuşsa ona karşı ask duyarız."

Bulor: "Aşk cennetin dilinden bize kalan tek andır."

Antoine Bret: "Aşkın ilk soluğu mantigin son soluğudur."

Epiktet: "Hareket etmenin nedeni 'istek' ve 'sevmektir', bu ise düşünmektir. Ask tutkudur. İyi ya da kötünün ne olduğunu fark edemeyen insan nasıl sevebilir".

Duclos: "Aşk bıkılmayandır. Her şeyden bıkılabilir ama aşktan ... hayır."

Epikür: "Bilge olan evlenmez. Evlense bile aşkın vehimlerine kapılmaz. Bir uygarlığın yetkinliği ve insanloğı ancak kardeşlik ve sevgiyle olasıdır."

Douglas Ferrola: "Aşk kizamığa benzer, insan ne kadar geç yakalanırsa o kadar ağır geçer."

Faulkner: "Asşkı kitaplara soktuklari iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktık."

Fenelon: "Sevmeden yaşamak yaşamak degildir. Az sevmek ise sürüklenmektir."

Costance Foster: "Sevgi bizi zamanin yıkımından koruyan yıkılmaz bir kaledir."

Freud: "Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktir."

Geraldy: "Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır."

Geothe: "Sevilenin kusurlarini hos görmeyen sevmiyor demektir."

Victor Hugo: "Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır."

Holty: "Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir."

Albert Hubbart: "Ask yasamdir deriz, ancak umutsuz inançsiz ask ölümden beterdir."

Konfüçyus: "Dinsel erdem, insanligi sevmekle olanaklidir. Bu sevgi hissi, aileden toplumdan hükümete dek karsilikli olarak uzamalidir."

Moliere: "Kadinlarin büyük tutkusu aski ilham etmektir. Insani askin güzellikleri yasatir."

Montaigne: "Ask utanma ve çekinmenin oldugu yerde vardir."

Newton: "Ask köprü kurmaktir. Insanlar köprü kuracaklarina duvar ördükleri için yalniz kalirlar."

Robert Owen: "Insana karsi sonsuz bir sevgi ve sefkat duyabilmek için dinsel inançlardan kurtulmak gerekir."

Oscar Wilde: "Erkekler kadinlarin ilk aski, kadinlar da erkeklerin son aski olmak ister."

Voltaire: "Ask bir tablodur, onu doga çizmis ve hayal süslemistir. Tanri kadinlari erkekleri evcillestirmek için yaratti."

Mark Twain: "Hiç kimse uzun süre evli kalmadikça gerçek askin ne oldugunu anlayamaz."

Cenap Sehabettin: "Kadin olsun, kitap olsun cildine aldanmayip içindekilere bakilmalidir."

Stendal: "Ask, cosku ve tutku olduktan sonra insan hiç sarsilmaz, bunlar olmayinca yasam neye yarar."

Seneca: "Yalniz akilli bir insan sevmesini bilir. Sevip de yitirmek, sevmemis olmaktan daha iyidir."

Schiller: "Ey ask, güzel ve kisasin... Ask insani birlige, bencillik yalnizliga götürür."

Madame De Scudery: "Insan sevmeye basladi mi, yasamaya da baslar."

Shakespeare: "Degisiklikle karsilasinca degisen ask, ask degildir... Ask gözle degil ruhla görülür."

J. J. Rousseau: "Ask mutlulugunu evlendirdikten sonra da sürdürebilseydik, dünya cennet olurdu. Duygulu gönüller sevginin her türlüsü için duygulu degil mi?"

Dante: "Genis varlik denizinin her yaninda genis bir ask akisi vardir. Fiziksel devinim, bitkisel yasam, zihinsel yasam... hep evrensel askin derece derece yükselen asamalarini olusturur. Asagi derecelerinde yanilmayan ask, akilla aydinlandigi zaman iyilik ve kötülüge egilim kazanir. Ask kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardir. Hatta irade, hile ve siddet kullanmak yoluyla bir baskasinin kötülügüne çalismis olsa bile yine aska uyar. Kötülükler asktan uzaklasma oraninda bir takim derecelere sahiptir ve kötülük aska yaklasmak için sarf ettigi üç oraninda erdeme yaklasmis olur... Cehennem bile adalet kadar askin eseridir."


Feuerbach:

"Varlik sezginin, duyunun ve askin bir sirridir. Bu kisi, bu sey yani bireysel, yalniz duyumda, yalniz askta, mutlak bir degere sahiptir. Sonlu ve sonsuz orada bulunur. Askin sonsuz derinligi ve askin gerçegi, bununla yalniz bununla kaimdir" "... En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklidir. Böylece genel olarak basimiz disinda bulunan bir nesne varolusun gerçek ve ontolojik belgesi asktir, varolusun asktan ve duyumdan baska belgesi yoktur."

François M. C. Fourier:

1) Geçici ya da keyif verici asklar ki, bu oyuncular, kahpeler, arsizlik asklari gibi sekillere ayrilir.

2) Az çok bir süresi fakat kisir asklar ki, bunlar gözde asklardir.

3) Yalniz bir çocuk dogurtan geçici asklar ki, bunlar dölleyen asklardir.

4) Karilar ve kocalar askidir ki, bu iki tarafin istegi ile yillarca sürer ve bir çok çocuk dogurturur. Fakat bunlar birbirleriyle yasayip yasamamakta serbesttir." "Her erkek bütün kadinlara ve bir kadin bütün erkeklere sahiptir."

Efes'li Heraklitos: "Duyu organlari akilsiz ruhlara hizmet ettikleri zaman kötü taniklardir. Esek samani altina tercih eder; köpek tanimadiklarina havlar. Domuz için çamur saf sudan daha degerlidir. Deniz suyu ister temiz ister kirli olsun, baliklar için kurtarici insanlar için ugursuzdur."

Paul Henri D. Holbach: "Insanlara kendi akillarina saygi duymalari ve cesur olmalari telkin edilmeli ve kendileri için arkasindan kosmasi gereken hayallere gereksinimleri varsa, dogruluk, iyilik ve baris sevgisini benimsemeleri ögretilmelidir"

François La Rocheffoucauld: "Tüm duygularimiz ve tutkularimiz rastlanti ve çikarin eseridir ve bizim erdem, ask, karsilik beklemezlik dedigimiz seyler de hosgörülerden baska bir sey degildir. Adalet aski nedir? Adaletsizlik istirabindan korkmaktir. Ask sahip olduklarimizin bizden alinmasi korkusudur. Ask duyularin bir hummasidir."

Mevlana: "Bir aski baska ask söndürebilir. Askta ne yükseklik, ne alçaklik, ne de akillilik ve akilsizlik vardir. Hafizlik, seyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, asagilik ve rintlik vardir. Insanin topragini ask sebnemi ile yogurduklari için alemde yüzlerce fitne ve kargasalik peyda olur. Askin yüzlerce nesteri, ruhun damarlarina sokuldu ve oradan gönül adi verilen bir damla aldi... Ask öyle engin bir denizdir ki, ne kenari vardir, ne de ucu bucagi."

Mu-Ti: "Kim baskasini severse kendisi de sevilecektir. Baskalarini kazandirmis olan kendisi de kazanmış olacaktir. Tüm insanlar kendileri arasinda karsilikli bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayiflari avlayamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide tarafsizlik, kisisel sevgide yanılmayı önler; tarafsız sevgi kisisel sevginin de güvencesidir."

Pascal: "Ask iradenin eregidir. Her çesit dissal emir ve baskılardan çok usa uymak gerekir. Iradenin eregi olan bu asktan baslayip tutkuda sona eren bir yasam mutludur. Bunlardan birini seçmem gerekse 'ask'i yeg tutarim. Biz ask karakteri ile dogariz. Ask ruhumuz yetkinlestikçe gelisir ve bizi güzel görünen seye sürükler. Bundan sonra artik bizim bu alemde sevmekten baska bir sey için var oldugumuzdan kim kuskulanir? ... Askin konusu güzelliktir ve insan evrenin en güzel nesnesi olduğu için disarida aradigi bu güzelligin örnegini kendi içinde bulmasi gerekir. Bu itibarla insan ancak kendisine benzeyeni ve olabildigi kadar kendisine yaklaşanı sever. Sevmeye baslayinca eskisinden bambaska bir insan oldugumuzu anlarız.

İlişkilere Yön

Sağlıklı, mutlu ilişkiler sadece "o kişiyi" bulmakla ilgili değildir. İkisinin de sevgi, güven, saygı ve neşe içinde yaşayabileceği sıcak, ortak bir yer yaratmakla alakalıdır. Bu tür ilişkilere giden yol, kendinle başlayan çok yönlü bir süreçtir. Çocukluktan itibaren, ilişkileri çevremizin merceğinden algiliyoruz. Ebeveynlerimizin ne tür bir ilişkisi var? Ailemizde ve yakın çevremizde hangi senaryolar gözlemledik? Bu yetişkinlikte nasil ilişkiler gördügümüz ve kurduğumuzun temelini oluşturur. Bağımlılık ve ortak bağımlılık olan akrabalar, bir ya da ikisinin de yokluğu, boşanma, bir aile üyesinin kaybı bunların hepsi bir çocuğu etkiler. Sağlıksız davranış desenleri, korku reddedilmesi, herkesi kurtarma arzusu, düşük özsaygı ve kendin için yaşayama becerisi bilinçsizce gelişebilir. Eğer uyumlu örnekler bulunmazsa sağlıklı bir ilişki hayal etmek zor olabilir. Bu, zaman, sabır ve anne ve babamızın içerdeki figürleriyle derin çalışma gerektirir. Şifa bloğundan "Ebeveynlerle Birlik" meditasyonunun yardımı dokunabilir.

Arketipler

Jung'a göre, her birimiz karşı cinsiyetin içi bir arketipimiz var. Animasyon, bir erkeğin kadınsı yönünü tamir eder, ve animus ise bir kadındaki erkek arketipidir. Bunlar bizim "ideal erkek ya da dişi" hakkındaki bilinçaltı fikirlerimizdir. İlişkilere girdiğimizde, sadece gerçek kişiyle değil, kendi projeksiyonumuzla da etkileşim kurarız. Örneğin, uyumsuz bir animasyonu olan bir adam iç kusurlarını dolduracak bir kadın arayabilir. Zayıf bir düşmanı olan bir kadın erkek otoritesine bağımlı olabilir, sürekli bir "kurtarıcı" arayabilir ve ilişkilerde ve hayatta sorumluluk alamaz olabilir.

Anim ve animus dengelendiğinde ilişkiler daha olgunlaşır. Her iki ortak da idealleştirilmiş veya zehirli beklentileri yansıtmadan hislerini ve ihtiyaçlarını ifade edebilir.

Bu yüzden, erkeksi ve kadınsı yönlerinizi tanımak ve uyum sağlamak önemlidir. Değerli bir erkeği dıştan görmek için bir kadının önce içindeki erkekliğine bağlanması gerekir ve tam tersi.

İlişkiler, bir kişinin bu arketipleri ne kadar iyi birleştirdiğini ve başka bir kişiyi olduğu gibi kabul etmeye ne kadar istekli olduklarını yansıtır. Bu, "Şiva ve Shakti Enerjisi'nin Dengesi" makalesinde daha detaylı olarak tartışılmaktadır.

Çeşitli psikoterapi uygulamaları kendini geliştirme araçlarıdır: bireysel ve grup terapisi, bütünleştirici psikoloji ve aile desenlerini anlamak ve iyileştirmek için Hellinger takımyıldızları. Tantra, Osho pratikleri, sanat terapisi, vücut çalışması ve dans teknikleri iç yönlerinizle bağlantı kurmanızı sağlar.

Anahtar niyetinizi ifade etmektir ve gerekli araçlar ortaya çıkacaktır. Kendiniz üzerinde çalışmak derin bir öz bilinç geliştirir ve yıkıcı duyguların tanımlanmasına ve değiştirmeye yardımcı olur.

Bu yoldan daha önce gelmiş olan insanlar da değerli kaynaklar olabilir. Sağlıklı ilişkilerin mümkün olduğunu gösteren öğretmenlerdir. Örnekleri ilham verebilir veya tam tersi acıyı tetikleyebilir "Neden onlar doğru ama ben doğru yapamıyorum?" Bu duygular kendini keşfetmek için alanları aydınlatabilir.

Sağlıklı bir ilişkide bir ortağın ideallerine tam uyum sağlayacağına inanmak bir hatadır. Her insan eşsiz dersleri olan bir öğretmendir.

Bir ilişkide, birbirinizden öğrenebilirsiniz, birlikte büyüyüp uzlaşmalısınız. İlişkiler çiftin refahı için rollerini ve sorumluluklarını anladıkları iki yönlü bir yoldur.

Aşka giden yol olgunluğa ve bütünlüğe giden bir yoldur, hem kişisel hem de ilişkisel olarak. Birlikte mutlu olmak için, yalnız mutlu olmayı dene.

Bazen yalnızlığı kucaklaman gerekir ve partnerinde bir ebeveyn figürü aramadan ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenmen gerekir. Bu, bireysel olarak mutlu ve birlikte daha iyi ilişkiler kurmanıza olanak sağlıyor.

O zaman en önemli şey arzu kalır. Mutlu ilişkiler arzusu. Geçmiş programları, çözülmemiş sorunları, kurbanlık, ikincil kazançları ve acıyı bırakın. Karşılıklı aşkı deneyimlemenize izin verin. Hayatının efendisi ol. İçindeki hazırlıkla, her şey güzelce ortaya çıkıyor.

İlişkiler sadece etkileşimlerden fazlasıdır; kendi kendini keşfetme ve bütünleşmenin derin bir sürecidir. Aşk hikayesi içeride başlıyor. Herkes güçlü, mutlu ve sevgi dolu bir ilişkiyi hak eder.

Karmik İlişkiler

Bu, geçmiş yaşamlarındaki olaylara dayanarak insanlar arasındaki özel bir bağdır. Çözülmemiş görevleri tamamlamak ve ruhun gelişimi için önemli dersler almak için ortaya çıkar.

Bu tür ilişkiler karşı konulmaz ve kaderli görünüyor. Güçlü bir duygusal bağ ve enerjik çekim ile karakterize edilirler: aşk, nefret, bağlılık ve önemli ortak olaylar. Bu ilişkiler sayesinde insanlar kendilerini keşfedip her zamankinden farklı davranırlar. Bütün dersler alınana kadar bitirmek çok zordur. Bağlantı acı ve ızdırap getirebilir ya da karşılıklı destek ve büyüme sağlayabilir. Bu birikmiş karmaya bağlı. Geçmiş hayatında yardım ettiyseniz, bu canlandırmada yardım alacaksınız. İhanet ve yalan söylediyseniz, aynı şekilde karşı karşıya kalacaksınız. Bazen, semboller ve buluşma koşulları insanları birbirine bağlayan geçmiş olaylara işaret eder. Astroloji, psikoterapi, takımyıldızlar ve derin meditasyon karmik bir ilişkiniz varsa anlamanıza yardımcı olabilir.

Uyum

Vedi astrolojisi karmik ilişkileri uyumlu hale getirmek için denemeler (uygulamalar, ritüeller, mantralar ve meditasyonlar) sunar. Bunlar sorunların kaynağını anlamanıza ve dönüştürmenize yardımcı olabilir. Psikolojik çalışma ve kendini keşfetme de bilinçli olarak negatif desenleri ve senaryoları değiştirmek için gereklidir.

İlişki uyumu için güçlü bir girişim olan Solah Somvar Vrat, yaz aylarında Şiva'yı 16 pazartesi oruç tutmak ve onurlandırmaktır. Ay'ın enerjisini uyumlulaştırmak, iç durumları, duyguları ve ilişkileri etkiler, ayrıca yararlıdır.

Hayatınızı Romantikleştirmenize Yardımcı olacak bazı öneriler: 

  • Hayatınıza ve içindeki tüm güzel insanlara şükran duymak için bir dakikanızı ayırın
  • Rastgele iyilik eylemleri gerçekleştirin
  • Kendinizi sevdiğiniz şeylerle çevreleyin
  • En sevdiğiniz yemeği pişirin
  • Dışarı çıkın ve mümkün olduğunca doğanın tadını çıkarın
  • Kendinizi en iyi şekilde hissetmenizi sağlayacak bir çalma listesi oluşturun
  • Yatmadan önce kendinize bir fincan sıcak çikolata veya çay yapın
  • Akşamları biraz mum yak
  • Kendinize en sevdiğiniz rahatlatıcı yemeği yapın ve her lokmasının tadını çıkarın
  • Blokta yürüyüşe çıkın ve doğanın tüm güzelliğini takdir etmek için zaman ayırın
  • En sevdiğiniz restorana randevuya çıkın
  • Hayatta istediğiniz her şeyi temsil eden resimlerden oluşan bir vizyon panosu oluşturun
  • Kendinizi gerçekten sevildiğinizi ve güzel hissettiren şeyler hakkında günlük tutmaya biraz zaman ayırın
  • Tarzınıza ya da normalde giyeceğinize benzemese bile yeni bir kıyafet deneyin
  • Sizi neyin sakin ve rahat hissettirdiğini düşünün ve ardından bunları bugün yapıp yapamayacağınıza bakın.
  • Seni güzel hissettirecek bir şey yap
  • Evinizi güzel şeylerle doldurun: vintage eşyalar, sanat eserleri, size ilham veren ne varsa
  • Bisiklete binmeye git
  • Kendinizle ilgili tüm güzel şeyleri düşünmek için bir dakikanızı ayırın
  • Yavaşlayın ve yaptığınız işe tamamen odaklanın; ister yemeğin tadını çıkarın, ister yürüyüşe çıkın, ister sevdiklerinizle vakit geçirin. Tamamen mevcut olun.
  • Hayatınızı romantikleştirmek kişisel bir yolculuktur. İçinizde yankı uyandıran şeyi bulun ve hayatınıza güzellik, neşe ve merak duygusu aşılamak için bilinçli seçimler yapın.
  • Son yıllarda seni üzen şeyler nelerdir? Bu üzen şeyler konusunda yapabileceklerin var mı? Değiştirebileceklerim neler değiştiremeyeceklerim neler?
  • Enerjini nereden alıyorsun? Dışarıdaki dünyadan mı yoksa kendi iç dünyandan mı? Seni besleyen kaynaklar neler?
  • Yakın olduğun 5 kişiyi düşün. Hayatındaki bu insanlarla ilişkinin niteliği nedir? Eşit bir ilişki içinde misin, yoksa kendini sevdirme çabası mı gösteriyorsun? Aşırı fedakarlık mı yoksa bencillik mi var?
  • Sen uyurken her şeyi değiştirme gücü olan bir peri seni ziyarete gelseydi ve tüm problemlerini çözmüş olsaydı ancak senin bundan haberin olmasaydı, sabah kalktığında neyin değiştiğini fark ederdin?
  • Seni tanımlayan davranışlarını bir düşün bakalım, bunlar senin tercihin mi yoksa mecbur hissettiğin için mi yapıyorsun?
  • Sevdiğin insanları tamamen değiştirmeye çalışıyor musun? Sence bunun altında yatan hangi sebepler yatıyor?
  • Seni 3 kelime ile tanımlasak bunlar ne olurdu?
  • Kendine nasıl davranıyorsun? Bunu iç sesine bakarak anlarsın: hata yaptığın zaman, başarılı olduğun zaman nasıl konuşuyor iç sesin?
  • Başkalarına davranış şeklinle kendine davranış şeklin arasında fark var mı? Kendine çok kızdığın bir hatayı başka birisi yapsa ona nasıl davranırdın, neler derdin?
  • Saplantı haline getirdiğin, sana yararı olmadığı halde vazgeçemediğin şeyler var mı?
  • Kendine güveniyor musun? Güvendiğin alanlar neler, güvenmediğin alanlar ne? Bunları değiştirmek için ne yapabilirsin?
  • Zamanını en çok neye harcıyorsun? Zamanını harcadığın bu şeyler senin için faydalı şeyler mi, gerçekten önemsediklerin mi?

13 Ocak 2026 Salı

Kendini Tanıma Sanatı: Ruhsal Farkındalığınızı Artıracak Eserler

Bu kitaplar benim düşünce yapımı olumlu olarak değiştirmiştir. Umarım sizinkileri de değiştirir. İyi okumalar.
DÜŞÜNCE YOLUYLA TEDAVİ- LOUİSE HAY
Psikolojik olarak hastalıkların neredeyse %90 ı duygusal olarak çıkmakta ve bunu yazan kişi bayan louise hay kanserini yenmiş biri...)
Günde kaç düşüncenin zihninizden geçtiğinizi biliyor musunuz? 
---Ortalama olarak elli bin Peki bu elli bin düşüncenin yüzde kaçının olumsuz düşünceleri içerdiğini düşünüyorsunuz?
---YÜZDE ALMIŞ İLE ALTMIŞ BEŞ ARASI. Bu oran karamsar insanlar için yüzde doksana varabiliyor.
Deprosyondaki insanlar için ise daha da yüksek bir yüzdeye. 
İntihar, düşüncelerinin yüzde yüz olumsuz olmasından kaynaklanıyor,
Kişinin kendisinin kendisini hayata bağlayan en ufak bir olumlu bir düşüncenin olmadığı geçici cinnet anında ise intihar gerçekleşiyor. Hatta o anda bile kişi birilerinin kendi ölümünden dolayı hissedeceği pişmanlık duygusunun kendisine vereceği bir kaç saniyelik geçici hazla mutlu olmaya çalışıyor.
Demek ki insanın temel doğası hazza yönelmek. Bazen acıdan kaçış bile haz sayılabiliyor.
Günde elli bin düşünceyi kayda geçirebilseydik, çoğunun tekrarlar ve olumsuz yargılardan ibaret olduğunu görebilirdik.
Çok güldüm, başıma kötü bir şey gelecek, Ben ne aptalım, Saçlarım ne kötü, göbeğimi hiç sevmiyorum, sevilemye layık değilim, bu sorunla başa çıkamam, beni gerçekten tanıdığında sevmeyecek, beceriksizin tekiyim, o aptalın teki...vb.
Düşünceler duygularımızı yaratıyor, duygular davranışlarımızı belirliyor. Ve biz davranışlarımızın sonucunda aldığımız tepkilerin sorumluluğunu üstlenmek yerine kişileri, koşulları ya da olayları suçluyoruz. Her koşulda kendimizi beraat ettirmeye yatkınız. Kendimizi bir şekilde haklı çıkarmaya başarıyoruz belki ama düşüncelerimizin yarattığı sonuçlardan kaçamıyoruz.
Evrende bedelsiz hiç birşey yoktur. Olumsuz düşüncelerinin birikimin yarattığı çöplüğün bedelini, fiziksel, zihinsel, ve duygusal rahatsızlıklar yaşayarak ödüyoruz.
Duygular enerjidir, düşük frekanslı olumsuz düşüncelerin zihnimize hakim olduğu bir yaşamın en kötü olasılıkla ölümcül hastalık, en iyi olasılıkla mutsuz ve doyumsuz bir yaşam olur. Tabii buna yaşamak denirse. Bu düşüncelere yüzde kırk olumlu düşünce eklendiğinde ise kişi kendisini mutsuz değilim ama... diye tanımlar.
Mutsuz olmamak mutlu olmayla eş anlamlı değildir.
Kendisine ve başkalarına karşı olumsuz düşünceler besleyen kişi, tıpkı kötü beslenen bir kişi gibi sağlıksız olur. Düşünce gücüyle tedavi yazarı olan Louise HAY tüm hastalıkların kaynağının olumsuz düşünceler olduğunu savunuyor. Olumsuz düşünceler arttıkça hastalıklar da daha ciddi boyutlar kazanıyor. Çünkü olumsuz düşünceler, olumsuz duyguları yaratıyor. Bu düşük frekanslı duygular ise bedenin bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Sonuçta bedenimizde her an mevcut olan virüs ve bakteriler bağışıklık sisteminin direnciyle karşılaşmadığı için hasta oluyoruz...
HANGİ DUYGULAR NEYİ TETİKLİYOR?
SORUN: SEVGİ YOKSUNLUĞU. 
OLASI NEDEN: Artık sevilmediğini hissetmek, eleştirilmek, kırgınlık
YENİ DÜŞÜNCE MODELİ : Ben sevgiyim ,kendimi sevmeyi ve onaylamayı seçiyorum. Başkalarına sevgi ile bakıyorum..
SORUN : ROMATİZMA 
OLASI NEDEN : KURBAN.
HEP HAKSIZLIĞA UĞRADIĞINI HİSSETMEK.
HEP BENİM BAŞIMA GELİYOR.
YENİ DÜŞÜNCE MODELİ : DENEYİMLERİMİ BEN YARATIYORUM.KENDİMİ VE BAŞKALARINI SEVİP ONAYLADIKÇA , GİTTİKÇE DAHA OLUMLU DENEYİMLERİ HAYATIMDA YARATIYORUM.
Yüksek Bilinç Kılavuzu (Ken Keys Jr.) Kitabı Özeti
1.Kendimi özgürleştirmek:
Karşılaştığım durumları zorla kontrol etmeye çalışmama neden olan böylece huzurunu bozan kendini ve başkalarını sevmeme engelleyen güvenlik duyum ve güç bağımlılıklarından kurtuluyorum;
-Tüm bağımlılıkları mı tercih düzeyine yükseltirsem yaşama sevinci ve katkıda bulunuyorlar bunlardan kurutularak her zaman sevinçli ve sevecen olmamı sağlayacak bir sevgiyi yaşama anahtarıdır. Bir arzum gerçekleşmediğinde beni huzursuz rahatsız ve mutsuz kılan bölümünü yeniden programlamayı kastediyorum.
2. Bilinci ve hükmeden bağımlılıklarının çevremdeki değişen insanlar ve durumlarla ilgili kendi hayali yorumumu yarattığını keşfediyorum.
Bağımlılık kalıplarımın beklentilerimin, arzularımın bir gün taleplerimizin, bağlılıklarının, zihinsel modellerinin çevremdeki insanlar ve durumlarla ilgili algılarımı hükmetmesine izin vermiyorum bağımlılık programından kurtuluyorum.
3. Hayatın robotum su duygusal kalıplardan kurtulmak amacıyla yeniden programlama mı gereken bağımlılıklarının farkına varmam için sunduğu fırsatları acı verici olsa bile iyi karşılıyorum.
Yaşamımda beni gergin, öfkeli, endişeli, içerlememe, korkmama ve sıkılmama hissetmeme neden olan Arzu ve beklentilerin bağımlılıklarından kaynaklandığını biliyorum öfkelenme ve sıkılmama neden olan bu duygusal kalıpları gözlemliyorum köklerine iniyorum çevremdeki her şeyin ve herkesin bir öğretmen olduğunu biliyorum. bağımlılıklarımı tercih seviyesine getiriyorum.
Hayatımdan dışlayabileceğim birisi ile ilişki kurarak bağımlılıkların üzerinde çalışıyorum belki daha hızlı gelişmeme sebep olabilir o kişi her ne yapsa yapsın kendi merkezim de olumlu veya olumsuz duygular hissetmeden nötr ve dengeli bir gün öz varlığımın doğasına uygun davranarak kalabildiğini gördüğümde geçmişte hissettiğim ayrılık yaratan programlanmış duygularımı son verebilirim bu ilişkiyi kendi gelişimim için sürdürmüş olsam da diğerine de katkı sağlayabilirim. ayrılık duygusu yaratan bağımlılıkları mı yeniden programladığımda bizi bir arada tutan bir sevgi ve birlik duygusu geliştirebilirim. Bu kişiyle gelecekte daha az birlikte olabilir veya hiç birlikte olmayabilirim.
4. ŞİMDİ BURADA olmak
Ölü geçmişe veya hayali geleceğe dayanan taleplerin ve beklentilerin bilincimi hükmetmesine izin vermediğim sürece burada ve şimdiden zevk almak için ihtiyaç duyduğum her şeye sahip olduğumu daima hatırlıyorum.
Geçmişten söz ederek oyalanmadan ve bilincimi geçmiş üzerinde durmasına izin vermemek en iyisidir çünkü sürekli düşünüp durmak ve onlar hakkında konuşmak şimdiki ana tam olarak yaşamımı engeller. Sürekli olarak geleceği düşünmek de kendimiz için en iyi geleceği yer atamam şimdi burada yapabileceğim bir şey varsa onu yaparım gereken şeyi yaptıktan sonra bilinci ve gelecek geleceğe dair düşüncelerle doldurmama hiç gerek olmayacaktır. Sorunlarımın gerçek çözümlerinin kendi bağımlılıkları mumla huzursuz etmeyi bırakıp çevremdeki insanlara ve durumlara tam olarak uyumlu andığımda geleceğinin bilinçli olarak farkındalığındayım.
Yapabileceğim her şeyi yaptığımdan değer bilincimi yaşamının her anından tam olarak zevk almak da kullanıyorum.
"Korkak bir insan bin kere, cesur bir insan bir kere ölür." !!! Sahip olduklarından zevk alıyor ve sahip olmadıklarımız için üzülmüyor sam daima mutlu olacak kadar çok şeye sahibimdir.
5. Yaşadığım her şeyin tüm sorumluluğunu burada ve şimdi üstleniyorum çünkü eylemlerimi yaratan ve çevremdeki insanların tepkilerini etkileyen benim kendi programıdır.
Bbilinçli varlıklar, çevrelerindeki dram oyun ne kadar gerilimli olursa olsun sevecen ve kendi merkezlerinde kalırlar. sevecen bir insan sevecen bir dünyada Yaşar saldırgan bir insansa öfke dolu bir dünyada Yaşar. benim etkilerim çevremdeki insanların tepkilerini yaratır.
-kutupluk larımı anladığımda ve onlardan kurtulduğunda herkesi daha derin bir varoluş düzeyinde benzer olduğumuz ve Birliği yaşadığımız düzeyde algılamaya başladım. Bağımlılıklarından kurtulduğumda başkalarının da bağımlılıklarından kurtulmalarına yardımcı olabilirim. Böylece öngörülerim ve beklentilerim ön görüldükleri için gerçekleşir. bilincim dünyamı yarattığından dünyamı değiştirmek için yapmam gereken tüm şey bilincimi değiştirmektir bu güzel sevinçli bir dünyada yaşamanın tek yoludur.
6. Kendimi burada ve şimdi tamamen kabul ediyor ve Duygu destekli bağımlılıkların da dahil olmak üzere hissettiğim, düşündüğüm, söylediğim ve yaptığım her şeyi yüksek bilince doğru gelişimin gerekli bir parçası olarak bilinçli bir biçimde yaşıyorum.
-Sevgiye giden yolun yaşamımda daha önce kabul edilemez dediğim şeyleri şimdi ve burada duygusal olarak kabul etmeme dayanacağını biliyorum.
-Her deneyimin yüksek bilince doğru şimdi ve buradaki gelişimim için mükemmel olduğunu idrak ediyorum.
-Bağımlılıkların da dahil olmak üzere kendimi huzurlu, sevecen bir yüksek bilince doğru ilerleyen bir yolculukta olarak kabul ediyorum.
-Kendimi açıp insanların beni her yanımda görmelerine izin veriyorum. onların o zaman oynadıkları oyunu hızlı bırakıp beni daha önce özdeşleştiğim maskelerim ve rollerim olmadan kabul edebilmelerine şaşırabilirim ancak bu doğaldır eğer diğerleri rahatsız oluyorsa bu onların sorunudur.**Tam olarak hissettiğim gibi hissetme hakkına sahibim.
-*Sadece kendi bilincimle konuşmalıyım yani ben dili
-En derin duygularını açıkça ifade et. Başkaları ile etkileşime girmek
7. Herhangi bir derecede saklanmak beni diğer insanlardan ayrılıp ilizyonu içinde tutacağı için, en derin duygularımı tümüyle ifade etmeye gönüllü olarak kendimi içtenlikle tüm insanlara açıyorum.
8. Başkalarının sorunlarını sevecen Bir şefkatle hissediyorum ancak onlara gelişimleri için ihtiyaçları olan mesajları veren zor durumları kendimi duygusal olarak kaptırmıyorum.
Evren bu enerjiyi bana verdi ve bunu aktarmak güzel bir duygu farkındalığıyla sevdiğimde ve hizmet ettiğimde sevecen enerji akıttığım da yaşamın en doğru biçimde gelişir. Ben daha bilinçli oldukça enerjim güvenlik duyum ve güç bağımlılıkların tarafından daha az tüketirim o zaman çevremdeki insanları sevmeye ve onlara hizmet etmeye akacak sürekli bir enerji akışına sahip olabilirim.
9. Algılayıcı kendi merkezinde ve sevecen olduğumda özgürce davranıyorum ama duygusal olarak rahatsız olduğunda ve kendimi sevgiden ve genişlemiş güneşten kaynaklanan bilgelikten yoksun bıraktığımda mümkünse bir eylemde bulunmaktan kaçınıyorum.
Dünyadaki kötü titreşimler toplamına katkıda bulunmaktan kaçınmak için fiziksel tehlike ile karşı karşıya kalmadıkça harekete geçmeden önce uyumlanmış, merkezlenmiş ve sevecen olana kadar bekliyorum o zaman anlayışım ve bilgeliğimin daha etkili bir eylem yolu seçmeye yöneteceğini biliyorum başlangıçta yapmaya niyetlendiğin aynı şeyi yapsan bile o şimdi daha fazla başarı şansına sahiptir çünkü ilgili herkesin bilinç düzeyi yükselmiştir.
Daima tamamen açık olmaya ve insanlarla iletişim kurmaya hazırım ama rahatsız edici bir duygu ya yakalanırsan tetiklediği Savaş veya Savaş duygusunu sergilemek yerine bağımlılığım üzerinde çalışmak için kendime biraz zaman vererek mümkünse bir eyleme geçmem.
10. Bilinçli farkındalığımı keşfetmek
Çevremdeki her şeyle birleşme ve olanak veren yüksek titreşimli enerjileri algılamak için rasyonel zihnimin hiç durmayan taramasını sürekli olarak yavaşlatıyorum.
Taşıdığım bağımlılıkların ağır yükünü azalttığından rasyonel zihnim gittikçe sessizleşir iç görürüm algı açıklığım ve anlayışım artar. Söylediğim ve yaptığım şeylerle ilgili daha önce var olmayan bir seçime sahip olmaya başlarım. Bilinç ekranındaki değerli boşluk dünyanın nasıl olması gerektiği ile ilgili güvenlik duyum ve güç bağımlılıklarımızın tetiklediği acil durum alarmları ile işgal edilmediğinde çevremdeki SPİRİTÜAL enerjileri fark etmeye başladım. Tercihlerim yaşamımda burada ve şimdi ile temasta kalmama izin verir onlar zihnimin o en sonunda bilincini güçlü sessiz odaklanmış huzurlu etkili hizmetkarı olarak çalışana kadar gittikçe sakinleşmesine olanak verir.
Düşük bilinç düzeyleri m'den kaçışım rasyonel zihnimin huzursuz taraf mısın dan kurtulma neden olur böylece içimdeki o derin sakin yerli sürekli temas da olur ve yaşam oyununu oradan dingin sevecen ve mutlu bir biçimde izlerim.
11. 7 bilinç merkezinin hangisini kullandığımız sürekli farkındayım ve tüm bilinç merkezlerine açtıkça enerjimin, algı açıklığının, sevgimin ve iç huzurumun arttığını hissediyorum.
Düşük merkezle çalıştığımda bunlar güç güvenlik ve duyum merkezleridir bunlardan meşgul olmaktan kurtulduğum da ve bilincimi koşulsuz sevgi ve bolluk merkezlerini içerecek şekilde yükselttiğimde yüksek bilince doğru gelişimimi başlatırım sonra yaşam oyunumu bilinçli farkındalık merkezinden izlemeye başlarım nokta yaşam oyunumu bu yüksek merkezden görerek daha düşük 5 merkezdeki tüm düşünce ve eylemleri mi tarafsız biçimde tanık olabilirim. Ve en sonunda 7 merkeze yani en üstteki merkeze kozmik bilince erişebilirim burada kişisel sınırlarımın ortadan kalktığı ve kendimi kuşatan Dünya ile birleştiği huzurlu bir yer oluşur.
12. Kendim dahil herkesi burada koşulsuz sevgi ve birliğin yüksek bilincine ulaşma hakkını kullanmak için bulunan uyanan bir varlık olarak algılıyorum.
Yaptığım her şeyin sevgiyi ve Birliği bulmak için yapılan becerikli veya beceriksiz bir girişim olduğunu idrak ediyorum.
Her ne zaman bir şey yapıp yapmama konusunda kuşku duyarsam onun kendimi insanlardan daha ayrı hissetmeme mi yoksa onlara karşı daha sevecen mi hissetmeme neden olduğunu kendime sorarım.
Not: sahip olmadığım tek şeyin, sahip olmayıp da muhtaç olduğun bir şeyin bulunmadığını hissediyorum. İdrak ediyorum.
Kendim üzerinde çalışmak için 5 yöntem:
12 yolu ezberle ve günlük yaşamında yol gösterici olarak kullan. Öfke, üzüntü virgülü kıskançlık, korku, endişe gibi rahatsız edici duygular hissettiğimde aslında yaşam bana bir mesaj vermektedir. O bana 12 yolu izlemediğini söylemektedir. Çözümler bulmama yardımcı ol olan soruları kendime sorup durmayı bırakmalıyım ve bu 12 yola yola bakmalıyım. Bu yollar ile yaşarken ihtiyaç duyduğum her şey görünüşte mucizevi bir şekilde gelir. Hep istemiş olduğum huzur sevgi ve verimlilik benim olur.
Her zaman hangi bilinç merkezinde bulunduğunun farkında ol.
Bağımlılıkların ve onların neden oldukları mutsuzluk arasındaki neden-sonuç ilişkisinin bilincine daha bilinçli olarak var. Egomu ve rasyonel zihnimi bağımlılıklardan kurtulmaya yardımcı olmaları için kullan nokta bağımlılık siz sonuçta çektiğiniz ıstırabın bağımlılıktan dolayı olduğunu idrak eder etmez hızla yok olacaktır. Çektiğim tüm ıstırapların mutlu olmak için tatmin edilmeleri gerektiğini düşündüğüm Duygu destekli bağımlılıkların arasında bilinçli olarak bağlantı kur. Dikkatini dış dünyada kendi içsel programla mana çevirmeniz bu olağanüstü hızlı bilinç gelişimi yönteminden yararlanmanın anahtarıdır. 
ÖZGÜR OLMAK İÇİN ISTIRABI ARAŞTIR, BAĞIMLILIĞI BELİRLE, BAĞIMLILIĞI YENİDEN PROGRAMLA, ISTIRAP SONA ERSİN.
HER HALİYLE BİZ YAŞAYAN SEVGİYİZ KATALİZÖR ÜNÜ BİLİŞSEL MERKEZLENME ARACI OLARAK KULLAN. 
Herkesi sadece biz olarak hissettiğinde her şeyi başkalarının gözleri ile gördüğünde kendini onların yerine koyarak hissettiğinde birliğe ulaşırsın. Katalizörü birkaç saat kullandıktan sonra onun titreşimlerini ve anlamını gittikce daha derin düzeylerde hissedebilirsin. Aynı anda tek bir şeye tüm dikkatinizi verebileceğinizden bu merkezlenme tekniği olumsuz düşünceleri ve duyguları uzaklaştırıp onların yerine Sevgi yaşama titreşimlerini getirebilir.
Bilinç odaklaması : duygusal programının acı ve ıstırap içindeyken güçlü duygularla kendimize söylediğimiz şeyler tarafından oluşturulduğu gerçeğine dayanır.
Istırabı araştır önce korkumu, öfkemi, kıskançlığımı ya da diğer rahatsız edici duyguları tetiklemiş olan olayın çıplak gerçeklerini gözden geçir bedenin başın omuzların kalbin midenin bacakların sırtının kollarının nasıl hissettiğini dikkat et. Ne hissettiğini gözlemle ve onu tek sözcükle tanımla.
Bağımlılığı belirle. Dış dış dünyayı suçlamak yerine sinir sisteminin deneyiminin sorumluluğunu almasını sağla rasyonel zihnini bağımlılık derecesinde ki taleplerinin ıstırabının direkt nedeni olduğuna ikna et. Talebi kesin bir biçimde belirleyin o durumda tam olarak ne istiyorsunuz neyi değiştirmek isterdiniz duygularınıza dikkat edin. Mutsuzluğuna neden olan ne?
Yeniden programlama cümlelerini seç. "Para bana kolayca gelir ve ihtiyacım olduğunda çıkar." "Hatalar yaparsam kendimi reddetmek zorunda değilim"
Yeniden programlama üzerinde odaklan. Cümleleri bol bol tekrar et 12 yolu yüksek sesle oku ve kullanmakta olduğum Bilinç merkezlerine sürekli bak farkında ol o duruma yeni programında dayanan yeni olumlu tepkilerle ve duygularla karşılık verdiğini hayalet eski programdan kurtulduğunu tüm yaşamdan zevk almak için gerçekten istediğin gibi olmak da özgür olabileceğini yeniden onayla. 
KUZEY DÜĞÜMÜ BOĞA(1991 DOĞUMLULAR)
GELİŞTİRİLECEK NİTELİKLER:
Olumlamalar:
Kazanmak için adım adım, yavaş, ve kararlı bir biçimde ilerlemeliyim.
Kendi değerlerime uygun yaşadığımda kendimi iyi hissederim.
Doğa ana bana gereksindiğim enerjiyi verir.
Kendi gereksinimlerimi ve başkalarının ifade edilmiş gereksinimlerini doyurduğumda, ilişkiler için sağlam bir temel kurarım.
Eğer rahatsam doğru yoldayım demektir.
Başkalarının hakkımda ne düşündükleri beni hiç ilgilendirmez.
Boğa düğümüne göre cinsellik: 
~ başka herhangi bir güdü olmadan cinsel hazzı paylaşmanın değerini bil.
~ Yaşamın yemek, seks, rahat olmak gibi basit doğal zevklerinin değerini bil. 
~ Bir insan bedenine sahip olmanın armağanları olan fiziksel hazların tadını çıkarmayı öğren.
Geçmiş yaşamıma göre şöyle hareket etmeliyim:
~ başkalarıyla derin biçimde kaynaşmadan uzak durarak kendi işine odaklan.
~ insanlara ve durumlara pratik biçimde yaklaşmalısın. "bak bu benim için gerçekten önemli" diyebilmelisin. Kuvvete yönelmek yerine alçakgönüllü yaklaş.
~ yaratmak istediğin olumlu sonuçlara odaklan. 
~tutkulu enerjinin sorumluluğunu üstlenip onu yapıcı biçimde yönlendir.
~ başkalarını kontrol edemem, ama kendimi kontrol edebilirim.
~ geçmişi bırakarak, bugünle daha etkili bir biçimde başa çıkarım. 
~ yönetimi ve sorumluluğu üstlendiğim zaman, kazanırım. 
~ özsaygısı hissettiğim zaman, doğru yoldayım.
~ başka birinin bana bakmasına bel bağlamak zorunda değilim. 
~ içsel varoluş halimden ben sorumluyum. 
~ çocuksu tepkiler vermeye son veriyorum.
~iç güdülerimi dinleyerek %100 emin olarak verdiğim kararları sürdüreceğim.
~ruhsal yüksek bilincine uyumlan. Ancak bu yolla ruhen besleniyor, korunuyor ve ait hissederim.
~duyarlılığını başkalarını belli hedefe doğru çalışmaları için sevecenlikle örgütlemekteki mesleği seçtim. Doğru bir meslekteyim. Çok şükür. 
~Duygularım yönetimi ele geçirdiğinde solunumu yavaşlat, gevşe, zihnimde güzel bir manzara veya çıktığım tatildeki mutlu ve huzurlu anıları hatırlayacağım. O zaman sakinleşecek ve işe devam ederim.
~Boğulduğum anlarda duygularımdan daha öte olduğumu hatırlamalı, soluk alıp vermeli, gevşemeli, duyguların ötesine genişlemeliyim. Böylelikle yeniden kazandığını imgelelerim.
~ Bir duruma ait ön sezgilerimizi genelde yanlış oluyor o yüzden bunun için en iyi yol diğer kişiye neden öyle karşılık verdiğini açıkça sormak ve sonra onun söyleyeceklerini dinlemektir.
~ geçmişte yaşamamak için bilinçli olarak çaba göstermeliyim ve şimdi yaşamımı güçlendiren şeye odaklanmış kalmayı yani öz saygımı geliştiren şeyleri yapmam gerekir.
~kararlarımdan %100 emin olarak olumsuz geri tepme ile başa çıkmak sadece bir gelişme ve güçlenme fırsatıdır o yüzden tercihlerimde korkmamalı ve %100 emin olduğum tercihlerime karar vermeliyim. 
!!! Duygularımı bağımlı olduğumu "tıpkı alkoliklerin bir kadeh içmelerini bile izin veremeyecekleri gibi" bu büyük dörtlüden herhangi birine kesinlikle izin vermemeliyim -(korku, öfke, suçluluk ve güvensizlik) sadece zihinsel olarak güçten düşünce değil fiziksel olarak da tehlikelidir. Öte yandan sevinç, sevgi ve takdir etme haz verici ve sağlıklıdır. Aslında bu büyük dörtlerin dışındaki diğer duygular benim için iyidir. Çünkü onlar kontrolsüz aşırılığa yol açmazlar.
~Sağlıklı bir duygusal mesafe koyma alışkanlığı edinmek için, kendi kendisine şunu hatırlatabilir:
"başkalarının kendileri olmalarına izin verdiğimde, ben özgür olurum."
~ başkalarının saygısını kazanacak ve daha da önemlisi kendi öz saygımı arttıracak biçimde davranmak benim için çok önemlidir.
Bu beni doğru yolda tutan ve değişen ruh hallerinin batağında yol gösteren bir pusuladır.
~ evlilikte ve ilişkilerde bilinçli olarak yetişkin yanıma erişmeliyim ve onu hemen uygulamaya başlamalıyım.
Tüm sorumluluğu ve kararlarımı partnerime yükleyemem.
Aşırı duygusal çocuk yanımı ortaya çıkarmadan bir kez o kendi başarımın sorumluluğunu üstlendiğimde
diğerleri onu asla düş kırıklığına uğratmazlar yönetimi üstlenmeliyim ve bu yaşamın sihirli bir hale getirir.
~ başkalarının duygusal yoğunluğundan etkilenmeme izin vermeden durumu kendi duygularımla yönetmeye çalışmak yerine akılcı bir biçimde kendimi savunmayı öğreniyorum.
Hayır demeyi biliyorum.
Kararlarımı verirken bir nedene bağlamalı ve bu karara bağlı kalmalıyım.
~ Kendi hedeflerimin aktif şekilde peşine düştüğümde, dürüst davrandığımda, kendim olduğumda, kimseye ihtiyacım olmadığını kavradığımda doğru kişi bana çekilecektir.
Ruhsal benliğimle uyum içinde olan bir enerji yayarım, ve bu enerjiye uygun kişiler bana çekilir.  
Montaigne - Denemeler
Yazdığı metinlerle edebiyatta 'deneme' türünün oluşumuna yol açan Montaigne, kuşku yok ki, ortaçağ karanlığına ışık tutan, insancıl kültürün evriminde etkin rol oynamış, Avrupa kültürü ve düşüncesinin gelişmesinde en az sokrates kadar etkili olmuş bir düşünürdür. Hakikat peşindeki insanın sonsuz serüvenini izleyen bu metinler, büyük bir zeka ve alçakgönüllülük örneğidir. İnsanın aklının yetersizliğini sergilemeye yönelik çabası, bitmek bilmeyen ayrıntı düşkünlüğü, özgün üslubu, 'yaşama sanatı'na verdiği değerin simgesidir.
Denemeler, size büyük bir dünyanın kapılarını aralıyor; içinde mutluluğa, hasrete, dostluğa, korkuya, aşka, bilgiye ve inanca dair nice ipucunun verildiği bir dünyanın... Bu dünyanın bahçesinde insanın güçlü ve zayıf yanları yan yana... Yüceliği ve sefaleti de öyle... Zenginliği ve yoksulluğu da... Ancak hepsi, insana dair; insan için; insandan ötürü... Karalamak, çiğnemek adına söz alınmıyor. Belki de bundan ötürü Andre Gide, Montaigne için, 'Başkalarının yüzündeki maskeyi kaldırmak umuduyla ilkin kendi maskesini çıkarıyor, ' diyor.
Aşağıda Montaigne'in ölümsüz eseri Denemeler'inden alıntılar bulacaksınız.
“Bütün insanları hemşerim sayıyorum. Bir Polonyalıyı tıpkı bir Fransız gibi kucaklıyorum. Dünya ile akrabalığımı kendi milletimle akrabalığımdan üstün tutuyorum.”
“Her insanda bütün insan halleri vardır.”
Plinius’un dediği gibi “Herkes kendisi için bir derstir; elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin. Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders veriyorum.“
“Erdemli olmayı göze al; bu yola gir;
İyi yaşamayı sonraya bırakan; yolunda bir ırmağa
Rastlayıp da geçmesini bekleyen köylüye benzer;
Irmak hiç durmadan akıp gidecektir.”
“Benim mesleğim, sanatım yaşamaktır.”
“Kendini kuru sözle değil işle ve eserle anlat."
“Doğanın sonsuz gücü karşısında daha saygılı olmamız bilgisizliğimizi, yetersizliğimizi bilmemiz gerekir. “
“Öfke kendi kendinden hoşlanan, kendi kendini şişiren bir hırstır.”
“Dünyada insanlılığını bilmekten, insanca yaşamaktan daha güzel, daha doğru bir iş yoktur.”
“Kanunlardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?”
“Korunmak saldırana hem istek veriyor hem de hak kazandırıyor. Her korunma savaşçı bir kılığa girer ister istemez. “
“Karı koca arasındaki sevginin, arada bir ayrılmakla gevşeyeceğini sanırlar.”
“Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş daha rahat yaşamak.”
“İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla bunaltır onu.”
“İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi kendimizden koparmamamız gerek.”
İçi arınmamışsa, neler bekler insan
Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna,
Tutkular içinde ne kemirici kaygılar,
Ne korkular içinde kıvranır insan!
Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet
Öfke, gevşeklik ve tembellik !”
“Ben kendimi olduğum gibi gösteriyorum.”
“Gurur insanın düşüncesindedir, söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır. “
“Bilgeliğin en açık görüntüsü sürekli bir sevinçtir.”
“Gerçek erdem zengin, kudretli ve bilgili olmasını, mis kokulu yataklarda yatmasını bilir.“
“Eflatun der ki, çocuklara babalarının yeteneklerine göre değil, kendi yeteneklerine göre meslek bulmak gerekir. “
“Bize yaşamayı hayat geçtikten sonra öğretiyorlar.”
“Felsefenin insanlara, yaşamaya başlarken de, ölüme doğru giderken de söyleyecekleri vardır.”
“Kanunlar doğru oldukları için değil kanun oldukları için yürürlükte kalırlar.”
Böyle Buyurdu Zerdüşt - Bir Çığlıktır.
Böyle Buyurdu Zerdüşt Konusu Ve Özet:
Böyle Buyurdu Zerdüşt konusu İçerik olarak üst insan kavramı ve bengi dönüşü Nietzsche mantalitesi ile bizlere yansıtılmaktadır. Üst insan nedir ve oraya ulaşmak için neler yapılması gerektiği de romanda değinilen konular arasında yerini alır. Kitap felsefe dili ile anlatılmaktadır. Böyle buyurdu zerdüşt kitabı Nietzsche tarafından yazılan önemli eserlerden biridir.
Bir düşünür olan Nietzsche’nin 1883 yılında kaleme aldığı Böyle Buyurdu Zerdüşt; kendisiyle ve hayatla yüzleşmesini içerir. Toplumun alışkanlıklarını, yaşayış ve düşünüş biçimini belirleyen gelenekleri cesaretle sorgular. Zerdüşt’ün halka, kendisine, yüce insanlara ve hayvanlara yaptığı bir konuşma serisidir.

YOZLAŞMIŞ İLİŞKİLER
Bilimin geliştiği ve Hristiyanlık otoritesine meydan okunan yıllarda yaşamış olan Nietzsche modern dünya için; varoluş sorunu olan, sıradan yaşayışları olan mutsuz insanlardan söz etmiştir. Yüksek değerleri kaybetmiş insanlığın dünyasını tarifler. 
Zerdüşt, günümüz toplumunun bireyleriyle karşılaşınca, sürü insan davranışlarından, kıskançlıklarından, insan olduğunu unutmuş ya da uzaklaşmış, toplumsal yasa ve kurallar karşısında kendini kaybetmiş insanlıkla yüzleşerek onlarla konuşmak ister. Değişebilir olduğuna inanmaktadır. Gerçeklik ve insan kalmanın gereğini konuştukça dışlanır fakat inatla devam eder eylemine.
Yelkovan kımıldadı, hayat saatim soluk aldı, - ömrümde duymadığım bir sessizlik vardı çevremde; yüreğim yılgıya kapıldı.
Yalnız gezerdim; o yanlış yollarda gönlüm neye acıkırdı geceleyin? Dağlara tırmanırdım; kimdi sen değilsen, aradığım dağbaşlarında?
Gürültüler ve gök gürlemeleri ve fırtına sağanakları, bundan, bu sakıngan, kuşkulu kedi dinlenmesinden yeğdir gözümde; kişiler arasında da usul basanlara, yarım yamalak kişilere hınç bağlarım en çok, kuşkulanan, durumsayan, geçen bulutlara.
Yüreklilik en iyi öldürendir: yüreklilik, acımayı dahi öldürür. Oysa acıma, en derin uçurumdur: kişi, hayatı nice derinliğine görürse, onca derinliğine görür acı çekmeyi de.
Ama yüreklilik en iyi öldürendir, saldırgan yüreklilik: ölümü dahi öldürür o; çünkü der: "Bu muydu hayat? Peki öyleyse! Bir daha!"
Akşamları ateşin başına oturduklarında hep beni konuşurlar, ama hiç biri beni düşünmez.
Onlar, gerçekte en çok bir şeyi isterler: kimsenin kendilerine zarar vermemesini. Böylece herkesin hoşuna gitmek, herkesi hoş tutmak isterler.
Ama "erdem" deseler de, ödlekliktir bu.
Ah bu iyiler! İyi kişiler gerçeği hiç söylemezler. Bu türlü iyi olmak, ruh için sayrılıktır.
Baş eğer bu iyiler, teslim olurlar; yürekleri öykünür, canları söz dinler; oysa söz dinleyen, kendini dinlemez!
Her bilgi, tedirgin vicdanın dibinde yeşermiştir şimdiye dek! Parçalayın ey gören kişiler, parçalayın eski levhaları!
Ah, bütün yarım istemleri bıraksanız da, eylemde olduğu gibi, tembellikte de tam kararlı olsanız!
Kimine göre yalnızlık, sayrı kişinin kaçışıdır; kimine göre de, sayrı kişilerden kaçıştır.
Ve kötüler ne kadar zarar verirlerse versinler, iyilerin verdiği zarar en zararlı zarardır.
İyilerin aptallığında dipsiz bir kurnazlık vardır.
İyiler, kendi erdemlerini bulanı çarmıha germek zorundadırlar! Yaratıcıdan nefret ederler en çok, levhaları ve eski değerleri altüst edenden, bozandan, - yasabozan derler ona. Çünkü iyiler, yaratamazlar; onlar hep sonun başlangıcıdırlar. İyiler yalancı kıyılar, yalancı güvenlikler öğrettiler size; iyilerin yalanları içre doğup büyüdünüz siz. Her şey iyiler eliyle baştan aşağı burulmuş, çarpıtılmıştır.
Birçok şeyi yarım yamalak bilmektense, hiç bilmemek daha iyidir! Başkalarının düşünceleriyle bilgelik etmektense, kendi hesabına delilik etmek daha iyidir!
Ben büyük horgörenleri severim. İnsan altedilmesi gereken bir şeydir. Boyun eğmektense umutsuzluğa düşün daha iyi.
GÜÇ İSTENCİ; Bütün Değerleri Değiştiriş Denemesi:
“…Belki de ben, yalnızca insanın niçin güldüğünü en iyi bilenim.
İnsan, sadece o denli derin acı çeker ki, o gülmeyi icat etmeye GÜÇ İSTENCİ; Bütün Değerleri Değiştiriş Denemesi kaldı.
En umutsuz ve en melankolik hayvan, haklı olarak en şen şatır olanıdır.”
(Güç İstenci; syf.64)
Nietzsche ve felsefesi hakkında o kadar çok şey yazıldı ve çizildi ki bunlar arasında belki de onun söylemek istediklerini en iyi anlatan en iyi tasvir eden bana göre şuydu; Nietzsche kesinlikle kölenin felsefesini değil kral insanın felsefesini yapıyordu ve öngörüyordu. Ve yine dikkat çekici olarak asla teslimiyetçi bir iradeyi savunmadı, o asla felsefesin de her şeye razı olan bir insan istemiyordu. Bu yüzden Nietzsche Felsefesi yıkıcıydı ve eylemseldi ve kesinlikle bu sayılan içgüdülere sahip, Kral Doğan İnsana sesleniyordu. Anlaşılması zor, ağdalı cümleleriyle, şairane üslubuyla Nietzsche tam bir fenomendi. İnsanın psiko-genetik haritasını çözmüş olan Nietzsche, tüm yapıtaşlarıyla insanı yeniden formülize etmeyi başarabilmiştir. Bunu yaparken insanın bilinen dünyada nelerden vazgeçtiğini ve neleri yadsıdığını görmeye çalışmış, bu arada bunu yapabilmek için insan-ahlak ilintisini (çelişkisini) tüm yazmalarında irdelemeye devam etmiştir. Referanslarını insanlık tarihinden ve ona ait değerler dizgesinden alan Nietzsche felsefesi, adeta bir ruh girdabı gibi tüm insanlığı yutmayı, dönüştürmeyi, hatta yok etmeyi amaçlamaktadır. İşte Nietzsche ye deccal denmesinin en önemli sebebi tam olarak budur. Çünkü o çekiciyle ve balyozuyla gelen bir işçi gibi tüm insanlığı şekle sokmaya, onu baştan yaratmaya çalışıyordu.
Değerlerin ve insanın felsefesini yapan Nietzsche, bu konuda gerek Antik Yunan ve Roma’dan(Sokrates, Platon, Sezar vs) gerek Dinler Tarihinden(özellikle Eski Ahit ve İncil Alıntılarından) gerekse 19.yy siyasi gelişmelerinden(özellikle Fransız İhtilali ve 19.yy Almanya’sından) beslenerek yozlaşmanın sistematiğini çözmeyi arzulamış ve bunu büyük ölçüde başarmıştır. Bu bağlamda Nietzsche, çöküntünün felsefesini geniş bir ufukta değerlendiren nadir filozoflardandır. Özgündür ve genel itibariyle yazdıkları yok etmeye meyillidir. Yazdıklarını genel başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz; -insan, -tarih, -kültür, -ahlak, -sanat, -edebiyat, -siyaset gibi. Ama bu sayılanlar içinde Nietzsche en fazla insan temasıyla ilgilendi ve uğraştı. Haklı olarak ona göre her şeyin sorumlusu olan -baş aktör- insandı.
“…Ahlaklı insan ahlaksız olandan daha aşağı bir türdür, daha zayıf olandır; evet, o ahlaka göre bir tiptir, ama kendi tipi değildir; bir kopyadır, en iyi halde bir iyi kopyasıdır.”(syf.199) Bu cümleleriyle Nietzsche tüm felsefesinin sorunsalını öne sürüyor ve kendi lisanında haklılaştırmaya çalışıyor. Felsefesinin yapıtaşı olan İnsan ve Ahlak ilintisini ve çelişkisini bu söylemle ima ediyor. Nietzsche bu durumu daha da ironik bir havaya sokarak mevcut insan tipini aşağılama yoluna gidiyor. Bu tarz değerden düşürme çabalarına Nietzsche’nin hemen hemen tüm eserlerinde rastlamak mümkün. Çünkü Ahlak ve İnsan olumlaması ona göre köle ruhların uydurması ve egemenliğinden ibaretti. Ve bununla savaşılmalıydı hatta bu 3.sınıf değerlerin yok edilmesi şarttı. Çünkü bu bir yanılgıdan ibaretti. İnsan kendi kendini bu yanılgıyla hapsetmişti ve bunu yaparken Ahlak denilen şeyi icat etmişti. Bu yüzden Nietzsche var olan ahlaklı insanı reddederek onun yerine doğal olana yani ahlaksız insana bel bağlamıştı. Onun felsefesi ahlaka ve ahlakın öngördüğü düzene karşı tahammülsüzdü ve bu yüzden yaratılmış olan toplam değerlere karşı kindar ve gaddardı.
Nietzsche felsefesinin Değerler Evrenine düşmanca yaklaşımının diğer bir nedeni de modern insanın gücünden düşürülüp iradesini terk etmesinin olumlanmasıdır. Yani kısaca günümüz değer yargıları ve yozlaşma sayesinde insan kendine yabancı bir hale getirilmiştir. Çünkü Nietzsche’ye göre ahlak kısaca; iradesinden kopan insanın pasifleşerek hayata karşı kendini kurban etmesinin ölçüsüydü. Hayata yenilen ve bu yenilgiye göre davranmakta mecbur bırakılan insan kendisinin değil kölelerin hizmetkârlığını kabullenmiştir. Bu konuda Nietzsche şunları dile getirmektedir; ”…Ben iradenin reddedilmesini, olumsuzlanmasını öğreten bir felsefeyi insanı aşağıya indiren ve ona iftira eden bir öğreti olarak değerlendiriyorum. Bir iradenin kudretini, onun ne derece direncine, çektiği acıya, işkenceye ve bunları kendi çıkarına dönüştürmeye göre takdir ediyorum.”(syf.199)
Fark edildiği üzere bu söylemler gerçekten de sıra dışı ve çarpıcı. Ve felsefi literatürde kesinlikle ayrı bir yeri var. Bu cümleler kral doğan insanın felsefesine ait ve bu cümleler kesinlikle kökünü bu güçlü insan fenomeninden almaktadır. Güce tapınan ve kendisinin farkında olan tabii insandan… Bu cümlelerin müjdelediği şey zeki ve bir o kadarda egemen bir iradeden başkası değildir. Bu cümleler, çok nadir dünyaya gelen ve insanlığı peşinden sürükleyen o eksiksiz güç toplamını bize anlatmaya çalışır.
Peki, bu müjdelenen ve beklenen insan formu şu ana kadar dünyaya hiç gelmedi mi? Nietzsche bu nadir kişiliklerden birkaçını sayar. Napolyon, Sezar, İskender. Dikkat edilirse hepsinin tek ortak özelliği vardır; o da bu sayılan kişiliklerin döneminin en büyük savaşçı krallar olmalarıdır. Ve kesinlikle güç için her şeyi mubah görmeleridir. Güç için kıyımlara evet diyebilmeleridir. Nietzsche’nin tipik olarak onayladığı insan formu tam olarak bu özelliklere karşılık gelmektedir diyebiliriz. Bu insanlar aynı zamanda dünyayı değiştiren ve istedikleri gibi yönlendirmekten korkmayan cesaretli hükümdarlardı. Zayıfı ezen boyunduruğuna almayı isteyen, köleci, zalim, kıyıcı insanlardı. Nietzsche bu özel insanların önünde hayranlıkla eğildi. Saygıyı hak ettiklerine inandı. Çünkü bu insanlar ona göre doğal davranmışlardı ve kesinlikle içgüdülerine göre davranmaktan korkmamışlardı. Bu durumu kendi cümleleriyle şöyle örneklendirir;”Napolyon: Yüksek ve korkunç insanın bir arada oluşunu, zorunlu birlikteliğini kavramıştır.”Adam”(erkek) yeniden yerli yerine yerleştirildi. Kadın için hor görmenin ve korkunun borçlu olunan bedeli geri kazanıldı.”Bütünlük” sağlık ve en yüksek etkinlik olarak görüldü. Davranışta düz çizgi, büyük bir üslup yeniden keşfedildi. En güçlü içgüdü, hatta hayatın içgüdüsü egemenliği onaylandı.” (syf.479)
Güç istenci adlı eserinde Nietzsche toplam değerlerden(ahlaktan) kurtulmanın bir diğer yolunu bencilleşmeden ya da ben olmaktan geçtiğine inanır. Bunu bir yetkinleşmeyle bütünleştiren Nietzsche; ahlaki değerleri yadsımanın ancak kişisel bir olgunlaşmayla mümkün olabileceğini ileri sürer. Ona göre birey olmak demek yüksek insan tipine dâhil olmaktı. Bu bağlamda nihilizm aslında bireyciliğe dönüşü simgeliyordu. Nietzsche bu yüzden ben olmanın değerini ve önemini önemsiyordu. Hatta kısaca “…Ferdiyetçilik(bireycilik),güce yönelik istencin mütevazı ve bilinçsiz olan tarzıdır.(syf.382) Nietzsche, Güç İstenci’nde bu konuyla ilgili olarak özetle şunları söylüyordu; insan bu dünyada kötünün karşısında hep iyinin hayallerini kurmuştur. Ve bunu yaparken de kendini sürekli aforoz etmiştir. Kendini zehirleyerek hayali bir dünya yaratmıştır. Bu yüzdende kendisini sürekli olumsuzlaşmıştır.
Sonuç olarak; insan güzel bir dünya yaratabileceğine inanmıştır. İnsanlığın bu yanılsaması Nietzsche ye göre ölümcüldü ve kesinlikle insanlık bu dünyaya ve değerlerine evet diyerek kendisini mahvetmiş oluyordu. Çünkü insan içgüdülerinin hiçe sayıldığı bir dünya ancak rahiplerin ve din adamlarının olabilirdi; insanın değil. Ve kendi düşüşünü izleyen insan en ucube olan şeyi yaratmıştır; o da dindir. Nietzsche’ye göre en ucube din Hıristiyanlıktı. Ve bu dünya ona göre dizayn edilmişti. Yozlaşan insanın en büyük eseriydi din.
“Din “insan” kavramını alçalttı.”(syf. 89) Nietzsche din olgusunu böyle algılıyordu. Ve bu alçalmanın psikolojik ipuçlarını şöyle açıklıyordu; ”Din, kişinin birliğinden bir kuşkunun doğurduğu bir ucubedir, kişiliğin değişmesidir. Buna göre insandaki bütün büyük ve güçlü yan insanüstü ve tabancı olarak tasarlandı, böylece insan kendini küçülttü. O çok zavallı ve zayıf ve çok güçlü ve şaşırtıcı yanını iki alana ayırdı, ilki insan diye adlandırıldı, ikincisi “Tanrı” diye isimlendirildi.”(syf. 88) Nietzsche bu konuyla ilgili olarak Kutsal Yalan tabirini kullanıyordu. Nietzsche’ye göre,“Kutsal Yalanın sebebi kudrete yönelik iradedir.”(syf. 93) Bu olumsuzlanan ve sırt çevrilen irade ise insanın kendisini ifade eder.
Güç İstenci adlı eserinde dünyanın başına gelen en büyük kötülüğü Hıristiyanlık olarak gören Nietzsche, İsa’nın dinini tam bir ucube olarak nitelendiriyordu. Hıristiyanlığın küçük insanların işi olarak görüyordu. Çünkü ona göre yozlaşmanın şiddetle yaşandığı konulardan biri Din konusuydu. İnsanın Din kavramıyla evcilleştirildiğini düşünen Nietzsche bu ironik durumu doğayı doğasız kılma şeklinde tanımlıyordu. Çünkü doğal olan şeylerin doğal olmayanların boyunduruğuna girdiğini görebiliyordu. Bunu biraz da Darwin’e çatarak kendi ağzından şunları özetliyordu; “Beni en çok şaşırtan şey bugün Darwin’in kendi ekolü ile öngördüğü ya da görmesini istediği şeyin daima karşıtının gözlerimin önünde olmasıdır: Yani daha güçlünün lehine bir seleksiyon, yetenekli yaratılanların lehine bir seçme düşüncesi, insan nevinin ilerlediği görüşüdür. Düpedüz bunun aksi el ile tutulacak kadar belirgindir… Ben Darwin’in ekolünün her yerde yanıldığı gibi bir önyargıya eğilimliyim.” (syf. 338,339)Ve devam ediyor; “İnsan nevilerinin bir ilerleme oldukları dünya üzerinde en akılsızca bir iddiadır.”(syf. 340)
İnsan ve Nietzsche Felsefesi gerçekten de mükemmel bir ikilidir. Çünkü bu ikiliden biri yok etmeye meyilliyken diğeri sürekli olarak yeniden yaratmaya çalışır. Bu yüzden Nietzsche Felsefesi ve İnsan başlığı en fazla çelişkiyi ve ironiyi bünyesinde barındırır. Ama bu kaotik durum Nietzsche’nin umurunda değildir; çünkü sonuç insansa bunca acıya ve karmaşaya değerdi, verilen kurbanlara ve yok edilen değerlere rağmen eğer varılacak nihai amaç (güçlü ve üstün)insansa bu acıya ve karanlığa sonuna kadar katlanılmalıydı.
Nietzsche nasıl bir dünya hayal etti? Bunu yazdıklarından ve aforizmalarından tam anlamıyla bilmemiz imkânsız. Ama en azından şunu söyleyebiliriz ki; Nietzsche’nin kaygılarından ve onun şaheseri hatta başucu eseri olan Güç İstencinden yola çıkarak, insan kendisine yabancı bir halde bu hayatta rüyaya dalmıştır ve bu rüyayı haklılaştırmak ve yaşamak için elinden gelen tüm fedakârlığı ve gücü harcamış ve halen bu durumu devam ettirmekte kararlıdır. İşte bu kritik noktada Nietzsche insanın bu güçten düşürülüşünü gören nadir filozoflardandır. Bu sorunsalın çözümünü de kendi felsefesinde ve yegâne amacı insan fenomeninde müjdelemiştir. Onun felsefesi bu yüzden balyoz gibidir ve insanlığın yarattığı şeylerin üzerine çöken bir karabasan kadar korkutucudur, yok edicidir.
Seçkin olanın ve azınlığın felsefesini yapan, bu uğurda kendine has tavrını belirleyen Nietzsche, insanı yeniden saygı duyulması gereken bir ruh durumuna sokabilmek için yazmış ve düşünmüştür. Onun kitapları, seslendiği, özlem duyduğu insana gebedir ve bu insan çok güçlü, kendine hâkim bir ruhla, Nietzsche’yi asla hayal kırıklığına uğratmayacaktır.
Yeni Dünya'nın Doğumu -- Hathor Bilgileri
Virginia Essene, Tom Kenyon 
Bu kitapta okuyacağınız bilgiler, Hathorlar olarak bilinen ve şu anda bizim Evrenimiz'in dördüncü boyutunda bulunan bir grup yükselmiş varlıktan gelmektedir. Binlerce yıldır insanoğlu ile ilgilenen ve Kadim Mısır'da ve Tibet'te inisiyeler yetiştiren bu varlıklar sevgi, ses ve enerji üstatları olarak bilinmektedirler. Hathorlar, bu kitapta, Biz Kimiz ve Buraya Neden Geldik, Bir Enerji Sistemi Olarak İnsan, Hisler ve İnsanın Tekamülü, Açılma Korkusu, Denge Piramidi, Yükselen Sarmal, Kaosta Dengeyi Koruma, Kutsal Ana-Unsurlar, Dayanak Noktası, Ses Bir Anahtardır, Kaderi Değiştirme, Güç Çubukları ve Sorulmayan Soru başlıkları altında çok değerli ve yararlı bilgiler sunmaktadır.
Size şimdi önünüzde olan finansal ve dünya değişimleri ile ilgili bazı detaylar vermek istiyoruz. Daha önceki gezegensel mesajlarda bunun olasılığının ipucunu vermiştik, ancak şimdi olasılıklar realiteler haline geldi. Bu iletişim için niyetimizin ana odağı mesajın sonuna doğru veriliyor, fırtınaya binmek için bireysel olarak yapabileceğinizi hissettiğimiz şeyleri sizinle paylaşacağız.
Gezegendeki baskın ekonomik sistemi yaratanlar/sürdürenler şimdi "sırtlarının duvara dayandıklarını" görüyorlar. Bunun nedeni mevcut haliyle sistemin kendini destekleyici olmamasıdır. Bu sistem bir hapsetme formudur ve dünyada gerçekleşmekte olan bilincin frekans değişimi ile uyumlu değildir. Ve böylece finansal kurumlar kendilerini yeniden organize etme girişimindeler. Ancak bu devam ettirilemeyecek olan bir girişimdir. Onlar sadece iskambil kartlarından yapılmış evdeki kartları yeniden düzenlemeye çalışıyorlar.
Ama onların girişimleri en sonunda nafile olacak. Bunun nedeni, şu andaki ekonomik sistemin açgözlülük, yalanlar, kontrol ve manipülasyona dayalı olmasıdır ve bu düşünce formları, bu kültürel paradigmalar yükselmekte olan yeni bilince hizalanmış değildir. Tanık olduğunuz şey, sona ermesi gereken şeyin dağılıp gitmesidir, ama onun yerine gelecek olan şey ortaya çıkmadı ve böylece bu, 3 ncü boyut realitesinde kalmış olanlar için çok ürkütücü bir geçittir.
Finansal durum karmaşık ve birbirine bağlıdır. Şu anda hem ABD hem de İngiltere'de deneyimlenen zorluklar bütün küresel ekonomiyi etkileyecek. Bunlar, parayla ilgili düşüncelerin terimlerinde zor zamanlar olacaktır, ama paradoksal olarak bunlar spiritüel olarak olağanüstü yükseltici zamanlar olabilir. ABD, Avrupa ve Asya'da finans piyasalarının daha fazla kötüleşmesini tahmin ediyoruz. Baskın ekonomik paradigmaları sürdürmekten sorumlu ortak/birleşik yapılar kendilerini çok dayanıksız bir zeminde bulacaklar. Bu muhakkak bireyler için iş kayıpları, gelir kaybı ve artan sıkıntı ile sonuçlanacaktır. Tavsiyemiz topluluğunuzu, yakınınızdaki topluluğu tanımaktır, çünkü sistem içe doğru çökerken, önemli olacak olan bölgesel ilişkilerdir.
Bu periyodu özellikle istikrarsız yapan bir diğer unsur, zaman algınızın değişmesidir. Kültürel olarak algılanan zaman hızlanıyor ve daha kısa süre içinde daha fazla şeyin gerçekleştiği görülüyor. Bu hem bireyler, hem de bir bütün olarak kültür için gerçekleşiyor. Bu hızlı ilerleme ve olayların değişmesi çok daha hızlanacak.
Zaman algınızın giderek hızlanacağı amansız bir tempoya giriyorsunuz. Zaman algınız hızlandığı için ve bu zaman çerçevelerindeki olayların sayısı arttığı için, birçok insan bir tür şoka, bir inançsızlık haline girecek. Özellikle, ekonomik sistemin bu kadar hızlı kötüleşebilmesi hayal edilemezdir! Para kıtlığı ve yaşamınızda alıştığınız şeylerin elde edilmesi zor olduğunda ne yaparsınız? Bunlar kritik sorulardır.
Kolektif insanlık çok önemli bir noktadadır, çünkü yeni kültürel paradigmaların zirvesindedir. 3 ncü boyut realitesinde sabitlenmekten (aşırı bağlılıktan) yüksek boyutların ve sonuç olarak herkese açık olacak olan olasılıkların kavrayışına geçiştir. Bu tür bir kültürel farkındalık değişimi davet edici görünse de, gerçek süreç oldukça kaotiktir, siz şimdi tam şu anda bunun ortasındasınız.
Kaos artarken, bundan sonraki yıllarda, yenilik (tuhaflık, alışılmamış şey) faktörleri olarak tanımlanabilecek şeyde radikal artışlar bekleyebilirsiniz. Yenilik ile fiziğinizden ödünç aldığımız bir kavrama işaret ediyoruz. Bu terimi ana görüş kültürünüzde kullanıldığı şekliyle kullanmıyoruz; ana görüş kültürünüzde yenilik, duygusal çaresizlik ve anlamsızlık tarafından yaratılan boşluğu doldurmak için yeni ve farklı olan şeyin akılsızca peşinde olmaktır. Bizim kullandığımız yenilik, bir sistemin içindeki kasıtsız/istemeyerek yapılan ve beklenmedik değişimlerdir. Bu değişimler pozitif, negatif veya her ikisi de olabilir.
Yenilik faktörleri, sistemler bir kaos haline girerken yenilik olaylarının üssel olarak artması fenomeninden söz eder. Ve artan hızlardaki birçok farklı sistemlerin etkileşimine sahip olduğunuz zaman, kaos olasılığı artar. Asla beklenmeyen veya niyet edilmeyen beklenmedik sonuçlar ve durumlar ortaya çıkabilir ve çıkar. Yenilik dünya çapında arttıkça, birçok birey için zihinsel ve duygusal gerginlik yaratır. Öncelikle yaşamları boyunca yönlenmeye alışık oldukları paradigmaların tam önlerinde yok olması nedeniyle. Bu zamanlar zorlaşırken ve yakın gelecekte daha da zor oldukça, bunun içindeki her şeyde tekâmülsel bir katalizör vardır. (Tekâmül ettirici hızlandırıcı vardır).
Eğer insanlık hayatta kalacaksa, yeni düşünme şekilleri ve kaynaklar üretmenin yeni yolları yaratılmalıdır. Eski yollar devam edemez. Bunun nedeni eski yolların kendini sürdürememesidir; bunlar aslında hayata zarar vericidir; bunlar yalanlara ve manipülasyona dayanır ve sahneye giren yeni spiritüel enerjiler ile hizalı değildir. Bununla beraber, yalanları yaratıp sürdürenler kartlardan yapılan evi sağlam tutmak için her şeyi yapıyor. Tüm bunlardaki tekâmül fırsatınız kasırganın merkezinde – fırtınanın gözü (burası sakindir) – yaşayarak fırtınadan geçmektir. Bununla ilgili bazı önerilerde bulunacağız, ama dikkatimizi Dünya değişimlerine getirelim, çünkü bu değişimler önünüzdedir.
Daha önceki iletilerde, kutuplardaki buzulların bilim adamlarının beklediğinden daha hızlı eriyeceğini söyledik ve gerçekte durum budur. Bu hızlanmaya devam edecek ve bilgisayarların ürettiği iklim modelleri değişiklikleri doğru şekilde tahmin etmeyecek. Dünyanızdaki başka her şey gibi, tüm değişimler hızlanacak. Bizim perspektifimizden, kasırgaların yoğunluğunun arttığını görüyoruz ve bunların geleneksel olarak gerçekleşmedikleri zamanlarda ortaya çıktığını görüyoruz. Tornadolar ve anormal hava durumunda artış olacak. Mevsimlerin döngüsündeki değişimler yükselmeye devam edecek. Yaşamları bu mevsimlerdeki hayat ritimlerine dayanan bitkiler ve hayvanlar gittikçe şaşkına dönecekler. Bu ve diğer iklim değişimleri nedeniyle (ayrıca deprem ve yanardağ etkinliği nedeniyle) sonraki yirmi yılda artan gıda ve su kıtlığı tahmin ediyoruz.
Bu tekâmül telaşındaki bir başka kritik unsur ABD'deki Başkan seçimleridir. Sonu ne olursa olsun, bu sadece ABD'yi değil, tüm dünyayı etkiler ve iki kamp arasında farklar olsa da, bazı temel alanlarda bunlar aynıdır. Görevin peşinde olanlar (iki büyük siyasi partinin mevkilerinden) Amerika ve dünyanın nasıl olabileceği ile ilgili kendi vizyonlarına sahip olabilirler, ama onlar satranç tahtasındaki piyonlara benzer ve piyonları oynatanlar çoğunlukla görülmüyor. Ne yazık ki, onların gündemi ABD'nin zenginliği ve iyiliği değildir, ne de dünyanın. Onların gündemi gücün sağlamlaştırılmasıdır. Ve onların körleşmiş şekilde dünyasal güç peşinde olmalarından kaynaklanan insan ruhunun hapsedilmesi ve sınırlanması onları ilgilendirmiyor.
Kuvvetlerin eşi görülmemiş çarpışması şimdi önünüzdedir. Dünya değişimleri ile birleşen ekonomik ve siyasi durumlar cephede/ön yüzde bir çatlak yaratıyor. Bu cephe/ön yüz insanların inanıp desteklediği kültürel, ekonomik, siyasi ve dini illüzyon ve aldanmalardır. Daha fazla sayıda insan yalanları görecek, çünkü her şey çöküp dağılacak. Yalanları saklayan perdeler düşecek. Bu zarif, hoş bir süreç değil. Ama yeni yolların köklenebilmesi için olmanın ve yapmanın eski yolları sona ermelidir.
Eski dünyayı devam ettirildiği aynı şekilde sürdürmek artarak zorlaşacak. Ve bununla hem uygarlığınızın eski dünyasını hem de kendi kişisel yaşamlarınızın eski dünyasını kastediyoruz. Spiritüel tekâmül dalgası hızlanırken, eski paradigmalarda yaşamakta ısrar edenler, bunun giderek zorlaşacağını görecekler. Korku ve paranoya, kişisel yaşamın en küçük veçhelerinden uluslar arası ilişkilere kadar, günün ruh hali olacak. Yerlerinde kilitli kalmayı dileyenler ve dünyayı yeni olasılıklara açmayı dileyen kuvvetler arasındaki bu "çekiştirme savaşı" gerçeküstü bir deneyim olacak.
Bireyler ve toplum üzerindeki tekâmül baskıları olağanüstüdür ve daha az merkezlenmiş olan (psikolojik olarak dengesiz olan) o bireyler mantıksız davranışlarda artış deneyimleyebilir. Dünyadaki birçok ülke zaten mantıksız davranışlarda ve olağandışı suçlarda bir yükseliş görüyor. Sayısız durumlardan bahsettik ve bu çok basit olmasına rağmen, güçlü bir müttefiktir. Bunun için sizin sözcüğünüz takdir, değerbilirliktir; bununla yaşamınızdaki ve daha büyük olaylardaki en küçük şeyleri takdir etme, minnettar olma yeteneğini kastediyoruz.
Takdir/minnettar olma çoklu etkileri olan büyüleyici bir titreşim alanıdır. Ekonomik sisteminizin metamorfozdan geçmesini izlerken, dünya değişimlerinin arttığını ve etrafınızdakilerde ve kendinizde stresin yükseldiğini izlerken, minnettarlığın giriş kapısını hatırlayın. Tüm yapmanız gereken bu alana adım atmaktır, etrafınızdaki karışıklıklar sizi negatif olarak daha az etkileyecektir. Başa çıkmanız gereken durumlar değişmeyebilir, ama bunlara gösterdiğiniz duygusal tepki yüksek düzenden olacaktır. Ve yüzleştiğiniz zorluklarla başa çıkmakta daha becerikli olursunuz.
Olası geleceği negatif olaylar terimlerinde ayrıntılı olarak tanımlamak, bunaltıcı olurdu. Niyetimiz bu değildir ve bunu tartışmayacağız. Tartışmak istediğimiz şey kaçış hızıdır. Sizi ve insan ruhunu sınırlamaya devam eden negatif, hapsedici kuvvetlerden nasıl kaçarsınız? En etkili ve en basit yol minnettarlık, takdir geliştirmektir. Dünyanızın karşılaştığı yoğun zorlukların karşısında gülünç görünebilir. Minnettarlık yeni dünyanın kapısını açan bir anahtardır; eski dünya çöküp parçalanırken bile.
Spiritüel olarak zorlayan tekâmülsel kuvvetler artarken ve uygarlığınızın dokusundaki yırtık daha fazla bireye açık olurken, 3. boyut realitesine sabitlenmiş (kendilerinin yüksek boyutlarına erişim olmadan) olanlarda zihinsel ve duygusal şok haline, bir tür uyuşukluğa girme eğilimi olacak. Bu uyuşuk insanları fark edebilirsiniz, çünkü onlar normal yürüyüp konuşacaklar, ama zombilere benzeyecekler, yarı farkında, yarı canlı. Bu bireylere şefkat gösterin, çünkü onlar uzaklaşan eski dünya ve henüz doğmamış olan belirsiz gelecek arasında kalmışlardır. Şefkat gösterin, yine de onlara karşı tedbirli olun. Sizi kendi uyuşukluklarına ve korkularına ayartmalarına izin vermeyin.
Minnettarlık içinde yaşamayı öğrenirseniz, sizi bu zamanların kaosundan geçirecek olan bir bölgeye, titreşime girersiniz. Bir tür teselli ve rahatlık bulursunuz ve enerji bedeninizin titreşim hızı artar. Bir noktada kaçış hızı dediğimiz şeye erişirsiniz. Eski dünyanın illüzyonlarından ve yalanlarından kolayca çıkarsınız. Onların ne olduğunu görürsünüz ve eski dünya tam gözlerinizin önünde çöküp dağılırken bile, doğmakta olan yeni dünyanın sevinçli bir birlikte yaratıcısı olursunuz.
Jane Austen (1775–1817) kadınların yaşamlarındaki incelikler hakkında yazdıkları ve ironik anlatım tarzı ile 19.yüzyılın romanlarından derlenen kadına ve yaşama özgü notlar:
Dünyanın bir yarısının zevklerini diğer yarısı anlayamaz. Bir kişinin üslubu, diğer kişinin kuralı olmamalı. Dünya hakkında daha fazla şey bildikçe, gerçekten âşık olacağım bir erkek bulamayacağıma daha çok ikna oluyorum. Yapmacık bir tevazudan daha aldatıcı bir şey yoktur. Bu dolaylı yönden böbürlenmenin ta kendisidir. Zayıf bir zihinde oluşan kibir, her türlü kötülüğü üretir. Kibir ve gurur farklı şeylerdir, her ne kadar biz onları eş anlamlı kullansak da... Bir kişi kibirsiz ama gururlu olabilir. Gurur, kendimiz hakkındaki düşüncelerimizle ilgilidir. 
Kibir ise başkalarının hakkımızda ne düşündüğüne yönelik olarak geliştirdiğimiz bir tavırdır. Bir kadının hayal gücü çok hızlıdır. Bir anda hayranlıktan aşka, aşktan evliliğe atlayıverir. Mutlu evlilik tamamen şans işidir. Eşler ancak çatışmanın boşuna olduğunu fark ettiklerinde birbirlerini anlamaya başlarlar. Eğer seni daha az sevseydim, sevgimden daha fazla bahsederdim. Arkadaşlık, aşkın yarattığı hayal kırıklığının sancısının ardından en iyi tesellidir. Bir sanatçı hiçbir şeyi baştan savma yapamaz. Her yerde biraz hayal kırıklığı ve biraz güçlük karşımıza çıkacaktır. Biz ise hep daha fazlasını ummaya eğilimliyizdir. Bir mutluluk tasarısı başarısız olduğunda insan doğası bir diğerine yönelir. İlk hesap yanlışsa eğer, hemen daha iyi bir ikincisini yaparız. Sonuç olarak bir şekilde teselli buluruz. Güzel bir günde gölgede oturmak ve yeşillikleri seyretmek en mükemmel rahatlama yöntemidir. Eğer kulak verirsek, hepimizin içinde, bize diğerlerinden daha iyi öneriler verecek harika bir rehber var. Benim için okumak kadar büyük bir keyif yok. İçinde kitaplığı olmayan bir evim olsa kendimi sefil hissederim.
Emma'dan notlar: 
2. Üst üste güvende olacak kadar münzevi ve neşeli olacak kadar meşgul olacak asla şeytana uymayacak şeytanın gelip kendisini bulması da mümkün olmayacaktı saygın ve mutlu olunabilirdi. Gerçek mutluluğunuz hayatta deneyimlediğiniz o küçük sevinçlerde, basit şeylerdedir.
İkna - Jane Austen: 
Uysal ruhlu biri sabırlı olabilirdi, güçlü bir anlayış kararlılık sağlayabilirdi, ama burada daha fazlası, bir zihin esnekliği vardı; kolay avunabilme gücü, iyileşme yeteneği, insanı kabuğundan çıkaracak uğraşlar bulabilme vardı tanrının en seçme armağanıydı bu ve tüm başka eksiklikleri gidermek üzere biçimlendirilmişe benziyordu. Güçlü bir karakterin hakkı olduğu kadar kararsız iknaa çabuk gelen insanların da mutlu olma hakkı vardı. Hatalarından ders alabilirlerdi ve bunu düzeltebilirlerdi. 
Northanger Manastırı: Şaşkınlıkla dinledi aynı şeyin bu kadar farklı iki tarifinden nasıl bir anlam çıkarabileceğini bilmiyordu, çünkü boşboğazlık huyunu anlayacak ya da aşırı kibrin yol açabileceği abuk sabuk iddiaları ve densiz palavraları kavrayabilecek şekilde yetiştirilmemişti. Kendi ailesi sade, düzgün insanlardı nadiren herhangi bir şeyle dalga geçerlerdi ancak atasözü ile yetinirlerdi dolayısıyla önemlerini arttıracak yalanlar söyleme ya da bir dedikleri bir dediklerini tutmayacak iddialarda bulunma adetleri yoktu. Kendi yargılarımızdan şüphe etmek, sevdiğimiz kişinin yargısından şüphe etmekten kolaydı. Bu yüzden ona hak verdi."
SECRET(SIR) Nedir? Kitapta Ne Anlatıyor? Gerçek mi? Bu hayatta en çok neye ya da kime güveniyorsun?
Birincisi aynaya baktığımda gördüğüme,
İkincisi, yukarı baktığımda görmediğime güveniyorum...
Kitap dünya çapında 30 milyon kopya sattı ve 50 dile çevrildi. Kitapta yapılan bilimsel iddialar, kitabın hiçbir bilimsel temeli olmadığını savunan bir dizi eleştirmen tarafından reddedildi.
The Secret, Rhonda Byrne'ın aynı adlı önceki filmden uyarlanan2006 tarihli bir kişisel gelişim kitabıdır. Bir kişinin hayatındaki nesnel koşulları etkileyebileceğini iddia eden sözde bilimsel çekim yasası inancına dayanmaktadır. Kitap, etkinliğinin güvencesi olarak enerjiyi iddia etmektedir.
Evren sizden ne duyarsa onu verir: Evrene olumlu mesajlar gönderebilmenin ipuçları: 
Hiç evrene mesaj gönderip karşılığını alamadığınızı düşündüğünüz oldu mu? Peki evrenden istediğiniz şeyleri almanın bir yolu olduğunu biliyor musunuz? Aslında evren, sizden ne duyarsa onu size vermekten başka bir şey yapmıyor. Ancak burada önemli olan sizin isteme şekliniz. Hayatınıza güzellikleri, olumlu olan şeyleri çekebilmek için evrene olumlu mesajlar göndermek zorundasınız. Aksi takdirde bunları hayatınıza çekebilmeniz mümkün değil. Bunun için önce pozitif olmanız gerektiğini unutmayın. Daha sonra ise aşağıda yer verdiğimiz ipuçlarına dikkat edin.
Net olun.
Evrene belirsiz mesajlar göndererek ondan net cevaplar alamazsınız. İstediğiniz şeyi netleştirin ve az ve öz bir cümle kurarak bunu ister içinizden ister sesli dile getirin. Bu mesajın isteğinizi tam anlamıyla yansıtması gerektiğini unutmayın. 
Odaklanın
Mesajınızı güçlendirmenin yolu ona odaklanmaktır. İstediğiniz şeyi zihninizde görselleştirin, hayalini kurun ve buna tüm benliğinizle odaklanın. Bunun için meditasyonu da bir yöntem olarak kullanabilirsiniz.
İnanç sisteminizi değiştirin
Hayalini kurduğunuz şeye gerçeklerden kaçış olarak bakmayın. Zihniniz, sizin düşüncelerinizi oluşturup güçlendirdiğiniz yerdir. Evreni bir mekan, mesajınızı da üstündeki adres kısmında evren yazılı bir mektup olarak düşünün ve mektubunuzu gönderin.
Bırakın
Mesajınızı gönderdikten sonra artık onunla ilgili düşünmeyin. Mektup gönderdikten sonra nasıl her saniye onun yerine ulaşıp ulaşmadığını düşünmüyorsanız, mesajınızı da öyle düşünün.
Enerjinizi temizleyin
Zihninizi olumsuzluklardan arındırın, bu şekilde istediğiniz şeye doğru temiz bir kanal açmış olacaksınız. Olumsuz düşünceleri ve duyguları temizlemek için meditasyon, yoga, tai chi ve diğer enerji temizleme yöntemlerinden faydalanabilirsiniz. 
Bir cevap bekleyin
Tıpkı mektup gönderdiğinizde karşılığını beklediğiniz gibi, mesajınıza bir cevap bekleyin. Bunun için hayatınızı gönderdiğiniz mesajın gerçekleşeceğine yönelik düzenlemeye başlayabilirsiniz. Ayrıca bunun gerçekleşmesi için önünüze çıkan fırsatları da değerlendirmeyi unutmayın. Çünkü istediklerinizi elde etmek için siz de çaba sarf etmelisiniz.
Enerjinizi yönlendirin
Mesajınızı gönderdikten sonra enerjinizi de buna uyacak şekilde yönlendirmeniz gerekiyor. Örneğin arkadaşlarınızla konuşurken, çok istediğiniz bir şeyin olmayacağını düşündüğünüzü söylemeniz, mesajınızın doğru bir şekilde iletilmemesine neden olabilir. Olmasını istediğiniz şeyle ilgili olumsuz düşünmeyi bırakın ve enerjinizi de buna göre olumlu bir şekilde yönlendirin.
Acele etmeyin
Sorma elinde anlama şeklinizi dönüştürebilecek bir kavramı araştıracağız. Sormanın kelimelerden çok daha fazlası olduğunu öğrenelim. 
Kendinle sürekli bir diyalog durdum evrene Sorun nedir? Soğuk kelimesi ile duyduğumuzda sık sık sözlü bir şey düşünürüz harici Ama sormak bundan çok daha fazlası Siparişleriniz ağzını. 
En samimi alanında meydana gelen sürekli bir diyalogdur. Zihnimiz Sahip olduğunuz her düşünce gördüğünüz her görüntüyü Bunlar evlenince ifadesidir. Örneğin bir şey istediğinizde başarı Aşk bolluk istiyorum diyebilirsiniz altında hak etmiyorum. Çok zor veya ben buna sahip olacağım gibi düşüncelere ev sahipliği yaparsanız çelişkili bir mesaj gönderiyorsunuz ve bu dahili hiç sormak ara sıra bir eylem değildir. Bu bir varlık halidir. Bütün basın düşüncelerimiz duygularını ve inançları nasıldır? 
İçinden akan zincir her zaman hareket halindedirler. Anlamanız gereken en önemli şey isteseniz bile sormayı bırakan olmanızdır. 
Siz olarak yapmanız önemli değil. 
Becerilerimiz den şube edin. Hatta Şükran ve sevgi istedim soruyorsunuz evrene Bana bundan daha hiç uyumun önemi sormanın gücünü gerçekten anlamak için işi sağlama kavramını anlamak çok önemlidir. Güzel bir bahçe dikmek istediğinize haya tohumları içiyorsunuz. 
Bu şekilde gerçek giyimci böyle inşa ederiz olduk istemek ama aynı zamanda kıtlıktan korkmak Bu iç diyaloğun farkında Olmaktır hangi mesajları gönderdiğiniz i ve bunun hayatımıza nasıl yansıtıldığını unutmayın. Düşüncelerinizi gerçekten istediğiniz söyle hiç ağladığımızda gerçekliğin izi içeriden dönüştürmeye 
Önüne korku veya eksiklik bir görüntü koyarsanız yansıtacağız şey budur. Ancak bir bütünlük ve kesinlik görüntüsü koyarsanız olmayacaktır. Bu iyice basit görünüyor. Ancak uygularsanız devrimci olabilir. Gerçeklik deneyimlerinizin nedeni değil onların bir yansımasıdır etkileri Manipüle ederek sık sık hayatlarımızı değiştirmeye çalışıyoruz. Örneğin başarılı olmak istiyorsanız daha çok çalışma yine de bu başarıya layık olmadığına inanıyorsanız tüm çabalarınız boşuna olacak. Gerçekliğin izi değiştirmek için ö Ben her zaman haklı nokta bir takımın hayatı olan İnsanları gözlemleyin sadece onların eylemleri değil hiç durumları ile ilgilidir. 
İçinde yaşama ve istediklerine dair neydi bir görüşe sahip olma ve en önemlisi zaten Sahip olduklarına inanma eğilimindedir ve enerjimizi gerçekten önemli olana yoğunlaştırmak anlamına gelir. Hiç durumunu düşüncelerinizin gününüzü nasıl şekillendirebiliriz? Yeni fark ettiniz mi? Eğer bir gün olacak diye düşünerek uyanırsanız zihnini sürekli olarak bu beklentiyi doğrulayan Kanıt arayacaktır. Bununla birlikte minnettar hissederek uyanırsanız ve Hayatın en iyi olmak için açık bir şekilde uyanırsanız sanki Evren bu şekilde hissetmeniz için size bir sebep vermek için kendinizi hiza alıyor. Sır bazılarının Evrensel zeka iletişim kurmayı öğrenmektir. Kullandığınız adı ne olursa olsun temel olan şey bu gücün sadece söylediklerinize değil kim olduğunuza 
Yanlış anlama sormak için belirli kelimeleri kullanmamız resmi duruşlar benimsememiz veya karmaşık ritüeller yapmamız gerektiğini düşün. Tek bunların hiçbirini gerektirmez. Nasıl istek bir hizalama durumudur? Zihninizin duygularınızın ve niyetinizin tutarlı olduğu andır. Örneğin bolluk istiyorum derseniz ancak içeride korkar veya kıtlıktır varlığınız durumunuzu 
Yanlış frekansı ayarlanmış bir radyoda Net Müzik dinlemek istemek gibi verdiğiniz sıklık çekmek istediğiniz gerçeğe karşılık gelmelidir. İşte ayrılmadığı kavramı geliyor. Onu bulmanızı bu merak uzak bir yerde değil. İçinizde her an mevcut bunu erişmek için bakmanız gerekmez. Kendinize geri dönme kapat istediğiniz her şeyin zaten gerçekleştirildiğini hayal edin oraya gitmek için adımları düşünmeyin. Sadece bu gerçekliği yaşamanın nasıl bir şey o ve güven hissedebiliyorum. 
Zekanın anladığı değil budur kelimelere ek olarak titreşiminizi sakladığınız duygusal frekansa cevap verir ve duygusal sıktıktan bahsetmişken gününüze baskın duygusal frekansımızı tanımlayan tek bir kelime yazın. Bu titreşiminizi ne konuda yardımcı olabilir etkili istek her zaman yüksek sesle yaptığınız talep değildir. Zihniniz sakin ve açık olduğunda genellikle sesi gerçekleşen istekleri arzularınız için savaşmamız gerekmediğini bildiğiniz zamandır. Çünkü zaten mevcuttur. İçinizdeki Bu Üstün güçle samimi bir Sohbetiniz var olarak değil minnettar olan biri olarak. 
İkna etmeniz gerekmez
Sadece onunla uyum sağlayın bir daha düşünün su istediğinizde onu elde etmek için daha çıkmayın atmasına izin veren bir kanal oluşturursunuz. Siparişleriniz böyle çalışır. Bu bir şey elde etmek değil. Hayatınızda doğal olarak istediğiniz şey için insan istediklerini başarmak için olağanüstü bir şey yapmaları gerektiğine inanma tuzağına düşer. Daha çok çalışmamız fedakarlık yapmamız. 
Zihniyet bizi gerçek duamızdan ayırıyor. Evren çabası için onu ödüllendirme yaz. Sadece hiç durumuna cevap veriyor. Sürekli bir ihtiyaç durumu çekmeye devam edecek olan budur. Fakat eğer kesinlik Şükran ve Doyum durumunda yaşıyorsanız Evren onu size geri yansıtacaktır. 
Değiştirmek için niyetle beyan etmeye öğrenmeniz gerekir. Bu düşüncelerinizin ve duygularınızın yaratmak istediğiniz şeyle uyumlu olması gerektiği anlamına gelir. Mutluluk İstiyorum de yeterli değil. Bu mutluluk şimdi hayatınızda zaten bir gerçekmiş gibi yaşamalısınız. Bir şey istemek istediğinizde aşağıdakileri yapın. Gözlerinizi kapatın ve derin bir nefes al istediğinizi görselleştirmenin ancak gelecekte olan bir şey olarak değil. Bunun zaten burada olduğunu hayal edin. Bu vizyonun sizin içinizdeki duyguları uyandırmasını izin aldık. Sevinç Barış zihinsel olarak tekrar teşekkür ederim. Çünkü bu benim bu basit egzersiz hiç durumunuzu dönüştürür ve zihninizi tezahür etmek istediği Dağlar sormanın sürekli bir iç diyalog olan kelimeleri kullanmaktan daha fazlası olduğunu anlamak hayatınızın bilinçli bir yaratıcısı olursunuz. Gerçekliğimiz artık tesadüfen veya koşullarla tanımlanacak ancak zihninizde dikmeye karar verdiğiniz şeyle tanımlanacaktır. Sormak bunu yapmamaktır. Varlık yaşayan o Üstün kuvvetle etrafınızdaki her şeyi dönüştürme gücüne sahip sessiz bir konuşma ile bir iletişim halidir. Zihin ve duyguları hizalamak için pratik yapın. Uyumun önemini anladığımıza göre zihninizi ve Duygularınızı arzularınız vahiy sağlamanıza yardımcı olabilecek bazı uygulamaları araştıracağız. İlk uygulama yaratıcı gözlerinizi kapatın ve istediğiniz gerçeği yaşadığınızı hayal edin oraya gitmek için adımları düşünmeyin. Sadece bu gerçekliği yaşamanın sizin içinizdeki duyguları uyandırmasını izin verin minnettarlık Sevinç Barış bilimsel olarak tekrar teşekkür ederim. Çünkü bu benim bu alıştırma iç durumunuzu dönüştürür ve zihninizi tezahür etmek istediğiniz gerçek ve hizalar bir başka güç darlığı meditasyonudur. Minnettarlık güçlü bir araçtır. Çünkü sizi otomatik olarak daha önce yapılanların sıklığına sokarsınız var olmayan bir şey için minnettar hissetme erken bunun zaten sizin olduğunu veya ne diyorsunuz? 
Her gün birkaç dakika pratik yapın. Lezzetli bir yemek veya aileniz, aşk gibi daha derin bir şey gibi basit olabilir. Bir Şükran durumu geliştirerek zaten sahip olduğunuzdan daha fazlasını almaya açık olduğunuz açık bir mesaj gönderiyorsunuz. Varlık uygulaması da esastır mevcut olmak düşüncelerinizin gerçekten tezahür etmek istediğiniz şeyden ne zaman uzaklaştığını belirlemenizi sağlar. Kaçırmak deyim titreşimlerini tanımlamalarına izin vermeden onları 
Cennette olduğunuzu ve düşüncelerinizin bulutlar olduğunu hayal edin. Bazı bulutlar hafif ve güzel diğerleri karanlık ve ağırdır. Ancak cennet cennet olmayı bırakmaz. Bulutlar nasıl olursa olsun olumsuz düşüncelerinizle özdeşleştiğinizde sanki gökyüzü olduğunuzu ve Bulut olduğunuzu unutuyorsunuz. Düşüncelerinizi gözlemlemeyi öğrendiğinizde her zaman hangi düşünceleri seçeneğinin "Zihin" olduğunu fark edersiniz. Örneğin hayatınıza daha fazla bolluk çekmek istiyorsanız Ancak bu düşüncelerle savaşmak yerine her zaman asla yeterince Ya da yapabilir miyim bilmiyorum gibi düşünceleriniz olduğunu fark edersiniz. Sadece onları izleyin ve kendinize bu yaratmak istediğim gerçeği yansıtıyor mu? Onların farkına vararak onları bolluk ile çevrili deyim veya her şeyin bana geldiğine inanıyorum gibi arzularınız ile daha uyumlu olanlarla değil. 
Evrenin sadece sözlerinize duymadığını unutmayın. Frekansını Duyar bütün gün olumlu ifadeleri tekrarlayabilirsiniz. Ancak derinlerde özlerse veya korkuyorsanız evrenin yansıtacağız şey budur. Bu yüzden bir minnettarlık ve kesinlik durumu geliştirmek önemlidir. Bilinçli nefes alma uygulaması da zihninizi ve Duygularınızı hizalama yarar derin bir nefes alın ve her ilhamla ortaya çıkarmak istediğiniz şeye odaklanın.
Kendinizi o durumda hayal edin. Herhangi bir direnci veya şüpheyi bırakın. Barış ve netlik duygusu hissedene kadar bu süreci tekrarlayın ama güçlü uygulama hiç durumunuzla bağlantı kurmanızı ve yaratmak istediğiniz gerçekliğe uyum sağlamanıza yardımcı olabilir. Hizalanmış ve yanlış hizalanmış. Emir Ağlama kavramını daha iyi göstermek için hizalanmış ve yanlış hizalanmış emirlerin bazı örneklerini keşfedelim. Yanlış uygulanan bir istek düşüncelerinizin Duygu tezahür etmek istediğiniz şeyle uyumlu olmadığı bir taleptir. Örneğin bolluk istiyorum derseniz ancak içeride korkar veya kıtlıktır isteğiniz yanlış yanlış frekansı ayarlanmış bir radyoda Net Müzik dinlemek istemek gibi verdiğiniz sıklık çekmek istediğiniz gerçeğe karşılık gelmelidir. Öte yandan 
Düşüncelerimizin duygularınızın ve inançlarımızın tezahür etmek istediğiniz şeyleri tutarlı olduğu bir taleptir. Örneğin bolluk istiyorum derseniz ve aynı Sahip olduğunuz için Şükran ve kesinlik hissedin isteğiniz hizalanır. 
Hayatınıza daha fazla Sevgi çekmek istediğinizi hayal edin. Yanlış uygulanan bir istek aşk istiyorum demektir ama aynı zamanda etmediğini veya onu bulmanın çok zor olduğunu hisseder düşünceleriniz ve duygularınız tezahür etmek istediğini Seyre çelişiyor. Öte yandan hizalanmış birisi istiyorum demek aynı zamanda hayatınızda zaten var olan sevgi için minnettarlık hissetmek ve daha fazla sevgiyi hak ettiğiniz ve çektiğiniz den emin olmak olacak. Düşünceleriniz duygularınız ve inançlarını tedavi etmek istediğiniz şeyle uyumludur. Başka bir örnek kariyerinizde daha fazla başarı çekme arzusudur. 
Gidiyorum demektir. Ancak aynı zamanda bu başarıya layık olmadığını veya ona ulaşmanın çok zor olduğunu hisseder düşünceleriniz ve duygularınız tezahür etmek istediğiniz hizalanmış bir istek başarı istiyorum demek ve aynı zamanda daha önce elde ettiğiniz başarı için minnettarlık hissetmek ve daha fazla dışarıya hakettiğiniz ben ve çektiğiniz den emin olmak olacaktır. Düşünceleriniz duygularınız ve inançlarınız tezahür etmek istediğiniz şeyle uyumludur. Bu örnekler içi zalam düşünceleriniz duygularınız ve inançlarını tezahür etmek istediğiniz şeyle tutarlı olduğunda evrene net ve güçlü bir mesaj gönderiyorsunuz ve bu dahili sormak ara sıra bir eylem değildir. Bu bir varlık halidir. Bütün baskın düşünceleriniz duygularınız ve inançlarınızdır. Sonuç ve harekete geçme çağrısı Sonuç olarak sorma gücünü ve iç uyumun önemini anlamak hayatınızı hiç hayal etmediğiniz şekilde çevirebilir. Bu iç diyaloğun farkına vararak inançlarınızı gerçekten istediğiniz şeyle hizalayarak gerçekliğin izin farkında bir yaratıcı olursunuz. Hayatınıza artık şans veya koşullarla değil biz dedik olacaktır. Sormayı unutmayın için. 
Her şeyi dönüştürme gücüne sahip sessiz bir konuşma ile bir iletişim halidir. Zihninizi ve Duygularınızı arzularınız ağlamak iç açıcı görselleştirme minnettarlık meditasyonu Varlık ve bilinçli nefes alma uygulayın ve her şeyden önce bir şükran ve kesinlik durumu geliştir. Çünkü bunlar istediğiniz gerçeği tezahür ettirmenin anahtarları Iğdır şimdi sizi bugün öğrendiklerinizi uygulamaya davet etmek istiyorum. Gözlerini kapat ve derin bir nefes alın. Ne istediğinizi görselleştirmenin ancak gelecekte olan bir şey olarak değil. Bunun zaten burada olduğunu hayal edin. Bu vizyonun sizin içinizdeki duyguları uyandırma sana izin verin minnettarlık Sevinç Barış zihinsel olarak tekrar teşekkür ederim. Çünkü bu basit egzersiz iç durumunuzu dönüştürür ve zihninizi tezahür etmek istediğiniz gerçekle hizalar.
Yukarıda saydığımız tüm adımları uyguladınız, ancak istediğiniz şeyin olmadığını mı düşünüyorsunuz? 
Acele etmeyin. Zaman görecelidir. Evrenin zamanı algılayış biçimiyle bizim zamanı algılayış biçimimiz farklıdır. Sonuçları hızlı da görebilirsiniz yavaş da…
İstediğiniz şey olduğunda, evrene teşekkür etmeyi unutmayın. Bunu atmosfere şükran dolu olumlu düşünceler göndererek yapabilirsiniz.
Evrene gönderdiğiniz her mesajın duyulduğundan emin olabilirsiniz. Bu mesajların niteliği ne olursa size karşılığı o şekilde olur. Bu yüzden olumlu ve net mesajlar göndererek hayatınıza güzellikleri çekmeyi unutmayın.
• İstenilen gerçeği tezahür ettirmek için şükran ve kesinlik duygusu geliştirmek önemlidir.
• Bu duyguyu uyandırarak zihni istenen gerçekle hizalamak ve tezahürü hızlandırmak mümkündür.
• Sonuçların görünme süresi ise görecelidir.
Anti tezli düşünceler de mecvuttur. Bilim insanlarının bu çekim yasasını kabul etmiyorlar. Onlar şöyle düşünüyor: 
"Avustralyalı TV yapımcısı Rhonda Byrne’ın; Türkiye dâhil tüm dünyada çok satanlar listesine giren, 20 milyondan fazla satan, 50’den fazla dile çevrilen “Sır” / “Secret” kitabında geliştirdiği çekim yasasını konu edindiği BASILI YAYIN sadece ilk üç yılda yazarına 300 milyon dolarlık bir servet getirdi.
Peki, bu olanları bilimsel bir ilke olarak adlandırabilir miyiz? İlk dikkat etmemiz gereken şey kuantum fiziğinde, insanların düşüncelerinin onların başına gelen olayları belirlediğini ima eden herhangi bir sonucun mevcut olmadığı. Çekim yasasının kuantum fiziği ile en ufak bir ilişkisi yok. Daha genel olarak fizikte, Byrne’ın iddia ettiği gibi benzerler birbirini çeker diye bir şey de yok. Tam tersine, ters yükler ya da ters manyetik kutuplar birbirini çeker!
Elbette bu da düşündüğünüzün tersinin gerçekleşeceği anlamına gelmez. Şeker tüketmenin değil, şekerin kilo aldıracağını düşünmenin vücudumuzun yağlanmasına yol açtığını düşünmenin, ya da sigaranın değil, sigara içmenin sizi kanser yapacağı düşüncesinin sizi kanser yaptığı iddialarının hiçbir bilimsel yönü olamaz; tersine bu iddialar bilimsel bulgularla ciddi şekilde çelişkilidir.
DÜŞÜNCELERİN MANYETİK ALANI
Düşüncelerimizin oluşumu sırasında nöronlar arasında sinaptik aktarımlar iyon akımları ile sağlanır. Ve elektrik akımları, manyetik alanlar oluşturur. Dolayısıyla düşüncelerimizin manyetik alanlar oluşturduğu doğrudur. Ancak düşüncelerin oluşturduğu manyetik alan, dünyanın manyetik alanından 10 milyar kere daha zayıftır. Televizyondan telefona, radyodan elektrik akımlarına kadar çoğu cismin manyetik alanı, düşüncelerimizin manyetik alanından katbekat daha güçlüdür ve düşüncelerimizin etkisini kolayca siler.
Düşüncelerin oluşturduğu manyetik alanı tespit etmek için SQUID olarak bilinen süperiletkenli özel araçları, dış etkilerden izole alanlarda insanlar üstünde kullanmak gerekir. Üstelik bu ölçümler, kafatası üstünde yapılmalıdır; zira manyetik alan uzaklıkla doğru orantılı şekilde azalır ve böyle hassas aletlerle bile uzaktan ölçmek pek olası değil. Dolayısıyla düşüncelerimizin oluşturduğu manyetik alanın, başımıza gelen şeyleri etkileyecek şekilde evrene şekil vermesi bilimsel olarak mümkün görünmüyor. Dahası, kötü düşüncelerle iyi düşüncelerin manyetik alanını da birbirinden ayırmak da mümkün değil. Ama öte yandan çekim yasasının çok saçma sonuçları var! Bu ilkeyi ciddiye alırsanız, Afrikalıların sömürüldükleri için değil, zengin olmayı isteyemedikleri için fakir olduklarını söylemeniz gerekir. Ya da soykırımların ve yüzlerce trajedinin, bunu yaşayanlar olumsuz düşündükleri için gerçekleştiğine inanmanız gerekir.
Hasta mı oldunuz? Kaza mı geçirdiniz?
Tek bir sebebi var, düşünceleriniz! Suçu gerçek nedenlerde aramak yerine, mağdurların düşüncelerinde aramanın üst seviyede bir saçmalık olduğu ve olayların yorumlanmasın da ciddi bozukluğa sebep olduğu kanaatindeyiz.
Sonuç olarak çekim yasası diğer New Age ilkeleri gibi bilimsel temeli olmayan, kuantum fiziği ile hiçbir bağlantısı bulunmayan, ciddiyetten uzak bir iddiadır. Olumlu düşüncenin, olumsuz düşünceye göre kişilerin psikolojisine hatta sağlığına iyi geldiği, düşünce ve duygularımızın dünyayı nasıl deneyimlediğimizi etkilediği, herkesin bildiği ve sır olmayan bir gerçektir. Yani evrenin bizim düşüncelerimize göre şekil aldığını, başımıza gelenlerin sadece bizim düşüncelerimizin sonucu olduğunu iddia etmenin hiçbir mantıksal ve bilimsel yönü yoktur. Kaynak: Bilimoloji"
Bu bilgiler kaynağında şahsi düşüncem imkanlar dahilinde istediğimiz her şeyin olabileceği kanaatindeyim. Sözde bilimsel çekim yasası her ne kadar gerçeğe aykırı bile olsa bence uygulamaktan zarar gelmez. Bu bilgiler odağında frekansa inandığım için çekim yasasına inanıyorum diyebilirim. Tabi ki kötü şeylerin bu yasadan dolayı başımıza geldiğine inanmıyorum. Bu dikkatsizliğimizden ve yanlış seçimlerimizden dolayı olduğunu düşünüyorum. Kendime de tavsiyem daha dikkatli ve doğru seçimler yapmak, doğru kararlar almaktır. 
Sabırlılık, huzurlu, bolluk - bereket içinde ve dinginlik içinde bir hayat yaşamayı arzu ediyorum ve öyle de oldu.

Carl Gustav Jung: Schopenhauer Tedavisi

Bir düşmanının bilmemesi gerekeni dostuna söyleme. Bütün kişisel ilişkileri sır gibi bak ve yakın arkadaşlarınla bile tam bir yabancı bir gibi kal. Koşullar değişince bizim hakkımızda bildiği en zararsız şeyler bile bizim zararımıza olabilir. Ne sevgiye ne de nefrete yol açmamak dünya bilgeliğinin yarısıdır hiçbir şey söylememek ve hiçbir şeye inanmamakta öteki yarısı. Güvensizlik Güven içinde olmanın anasıdır. Bir insanın karakterinin kötü yanlarını unutmak zor kazanılmış bir parayı sokağa atmak gibidir. Kendimizi aptalca tanıdıklardan ve aptalca arkadaşlıklardan korumalıyız. İnsanlarla uğraşmada üstüne ulaşmanın tek yolu onlardan bağımsız olduğumuzu göstermenizdir. Bir insan hakkında gerçekten iyi şeyler düşünüyorsak bunu ondan bir suç gibi gizlemeliyiz. Önemsememek önemsenmeyi getirir. İnsanların oldukları gibi olmalarına izin vermek olmadıkları şeyi kabul etmekten iyidir. Hareketlerimiz dışında asla öfke ve nefret gösterememeliyiz yalnızca soğukkanlı hayvanlar zehirlidir. 

Filozof Montaigne'den 3 Adam Felsefesi Açılımı: 

Bildiğim bütün insanlar arasında bir seçme yapmam istense, ben üç insanı hepsinden üstün tutardım.

Bunlardan biri Homeros'tur. Homeros, Aristoteles'ten ya da Varro'dan daha mı bilgilidir, diyeceksiniz; hayır. Hatta şiir sanatında Vergilius'un ondan hiç de aşağı kalmadığı ileri sürülebilir. Bu konuda hüküm vermek, her ikisini de bilenlere düşer. Ben kendi hesabıma Yalnız birini, Vergilius'u, biliyorum. Açıkça söyleyeyim ki şiirde bu büyük Romalı'nın aşılabileceğini aklım almaz. Gerçi böyle söylerken Vergilius'un Homeros'tan esinlenip ders aldığını, onun ardından yürüdüğünü, koskoca Aeneis'ini İlyada'nın bir parçasından çıkardığını da unutmamalıyız; ama ben orasında değilim.

Bu adamı büyük ve neredeyse insanüstü bir varlık sayarken ben,birçok başka şeyleri hesaba katıyorum. Hatta bazen, dehasıyla bunca tanrılar yaratmış, insanlara da kabul ettirmiş bir adamın tanrılar arasında yer almamış olmasına şaştığım bile oluyor. Körlüğüne, yoksulluğun ve bilimlerin gelişmesinden önce yaşamış olmasına karşın öyle gerçeklere ulaşmış ki ondan sonra yeni bir düzen kurmak, bir savaşı yönetmek, dinden, felsefeden veya sanatlardan söz açmak isteyenler, hangi mezhepten olurlarsa olsunlar, hep ondan ders almışlar; her şeyi bilen bu yaman hocanın kitaplarını bütün bilgilerin kaynağı saymışlardır.

Qui quid pulchrum, quid turpe, quid utile, quid non.

Plenius ac melius Chrysippo ac Crantore dicit. (Horatius)

Güzel ne, kötü ne, yararlı ne, zararlı ne,

Bunları o daha iyi söyledi Chrysippos'tan, Crantor'dan.

A quo, ceu forıte perenni,

Vatum Pyreüs labra rigantur aquis. (Ovidius)

Ondan, o tükenmez kaynaktan gelir,

Permessos'un kutsal suları şairlere.

Adde Heliconiadum comites, quorum unus Homerus. Astra potitus.(Lucretius)

Kalın Musa'ların yoldaşlarına

Onlardandır yıldızlara yükselen Homeros da

Cujusque ex oro profuso

Omnis posteritas latites in carmina duxitAmnemque in tenues ausa est deducere rivos, Unius faecunda bonis.(Manilius)

Bu cömert kaynağı sonrakiler Akıttılar bütün kendi şiirlerine;,

Bir ırmak bir sürü dereciğe bölündü, Bir insanın mirasıyla beslenerek.

Bu büyük adam, insan eserlerinin en değerlisini, doğa düzenine aykırı giderek yaratmış; çünkü doğuşta her şey kusurlu olduğu halde Homeros'ta şiir ve daha birçok bilgiler çocukluk çağına olgun,kusursuz ve pürüzsüz olarak girmişler. Bu bakımdan onu ilk ve son şair de sayabiliriz. Eskilerin de çok güzel gördükleri gibi Homeros kendinden önce gelenlerden hiç kimseyi taklit etmediği için kendinden sonrakilerden hiçbiri de onu taklit edememiştir. Aristoteles'e göre hayat ve hareket yalnız onun sözlerinde vardır. Yalnız onun sözleri özlü sözlerdir. Büyük İskender, Darius'tan aldığı ganimetler arasında değerli bir çekmece bulmuş ve demiş ki: Bunun içine benim Homeros'umu koyun; savaşlarda bana en doğru yolları gösteren odur.Anaksandridas'ın oğlu Kleomenes de Homeros'u, askerlik sanatını çok iyi bildiği için, Lakedemonyalılar'ın şairi sayıyordu.Plutarkhos'un Homeros'ta beğendiği taraf onun insanı hiçbir zaman doyurup usandırmaması, okuyucuya durmadan değişen bir yüz göstermesi, her sayfada yeni bir güzelliğe bürünmesidir. Bu değeri Homeros'tan başkasında bulamazsınız. Delişmen Alkibiades bir gün edebiyatla uğraşan birisinden İlyada'yı istemiş; adam yok deyince Alkibiades tokadı yapıştırmış. Siz de bugün, dua kitabı olmayan bir papaza ne dersiniz?Ksenophanes bir gün Syrakusa Kralı Hieron'a yoksulluğundan yakınırken iki kul tutmaya gücü olmadığını söylemiş. Hieron da demiş ki: «İyi ama, senden çok daha yoksul olan Homeros'un ölmüşken bile,on binden fazla kulu var.

Panaetius'un Platon'a «Filozorların Homeros'u» demesi de pek anlamlıdır. Bütün bunlardan başka onun kadar ün kazanmış kim var dünyada? Onun adı ve eserleri kadar dillere destan olmuş ne var?Troya, Helena ve savaşları belki de olmuş şeyler değildir; ama onları bildiğimiz kadar neyi biliriz? Çocuklarımıza hala Homeros'un üç bin yıl önce uydurmuş olduğu adları veriyoruz. Hektor'u, Akhilieus'u kim tanımaz? Yalnız birkaç soy değil, ulusların birçoğu kaynaklarını bu masallarda arıyor. Türklerin Padişahı İkinci Mehmet, Papa İkinci Pius'a şunları yazmış:«İtalyanların bana düşman olmalarına şaşıyorum; biz de İtalyanlar gibi Troyalılar'ın soyundanız. Yunanlılardan Hektor'un öcünü almak benim kadar onlara da düşer; onlarsa bana karşı Yunanlılar'ı tutuyorlar.» Öyle büyük bir komedya ki bu İlyada, yüzyıllardan beri krallar,devletler, imparatorlar sanki ondan aldıkları rolleri oynuyorlar, bütün dünya bu komedyanın sahnesi oluyor, yedi büyük Yunan şehri (İzmir, Rodos, Kolophon, Salamis, Khios, Atina, Argos.) arasında Homeros'un doğduğu yer konusu yüzünden kavga çıktı; aslının bilinmemesi bile onun için bir onur oldu. Öteki büyük adam İskender'dir. Seferlerine kaç yaşında başladığnı,ne kadar az bir kuvvetle ne büyük işler başardığını, ardından gelen görgülü ve ünlü dünya komutanları arasında daha çocukken kazandığı üstünlüğü, her tehlikeyi göze alarak, (nerdeyse haddini bilmeyerek diyecektim),

Impellens quicquid sibi summa petenti

Obstaret, gaudensque viam fecisse ruina. (Lucianus)

Önüne çıkan tepelerde ne varsa yıkarak Geçtiği her yerin altını üstüne getirerek.

başardığı seferlerde talihten gördüğü inanılmaz kolaylığı düşününün.

Otuz üç yaşında bu adam dünyada insan yaşayan bütün toprakları zaferle dolaşmış, yarım bir ömür içinde bir insanın gösterebileceği bütün kudreti göstermiş; o kadar ki İskender'in yaşını gördüğü işlere göre hesaplarsanız hiçbir insanın ulaşamayacağı bir yaş bulursunuz. İskender'in askerlerinden sayısız kral soyları türemiş; ölümünden sonra dünya onun dört komutanı arasında paylaşılmış; uzun zaman da onların torunları elinde kalmış. İskender'in ahlak değerleri saymakla bitmez; doğruluk, nefsine egemenlik, cömertlik, sözünde erlik, yakınlarına sevgi, düşmanlarına insanlık. Gerçekten onun ahlakına hiç diyecek yoktur; gerçi pek nadir olarak haksızlıklar da etmiştir; ama bu kadar büyük işler başarıp da haksızlık etmemek mümkün değildir. Bu gibi insanları, hareketlerine egemen olan düşünceyle toptan yargılamak gerekir. Thebai'nin yıkılması, Memandros'un ve Ephestion hakiminin, yüzlerce İranlı esirin, bir sürü Hindli askerin, çocuklarına varıncaya kadar bütün Kos halkının öldürülmesi kolay hoş görülecek işler değildir ama Kleitos'u öldürmekle işlediği suçu fazlasıyla ödemesi ve daha başka davranışları gösteriyor ki yüreği temizdi; iyilik için yaratılmış bir insandı. Onun hakkında pek yerinde olarak derler ki: İyilikleri doğasının, kötülükleri talihinin eseridir. Biraz kendini beğenmiş olmasına, kötülenmeye hiç dayanamamasına, Hindliler'i asıp kesmekte pek ileri gitmesine gelince, bütün bunlar bence yaşına ve hayatının başdöndürücü hızına verilebilir.Ya askerlik değerleri, atılganlığı, tedbirliliği, sabrı, disiplini, ustalığı, mertliği, talihi (ki Annibal'i görmemiş olsaydık İskender'i bu bakımdan aşacak adam olmazdı); bir erkek olarak tanrısal yaratılışı ve güzelliği; o genç, o dinç, o alev gibi yüz, o dimdik baş, o aslanca duruş...

Qualis, ubi Oceani perfusus lucifer unda

Quem Venus ante alios astrorum diligit ignes

Extulit os sacrum coelo, tenebrasque resolvit. (Vergilius)


Tıpkı, Venüs'ün sevdiği sabah yıldızının Deniz sularında yıkanmış temiz yüzünü gösterince

Karanlıkları dağıtması gibi. 

Bilgide ve düşüncedeki üstünlüğü; temiz, lekesiz ve eşsiz ününün büyüklüğü ve sürekliliği. Ölümünden sonra onun madalyalarını taşımayı herkes uğur sayıyordu. Krallardan söz etmemiştir. Hala bugün Müslümanlar, bütün tarihleri küçük gördükleri halde onun tarihine büyük bir değer verirler. Bütün bu değerleri bir araya getirerek düşünecek olursanız İskender'i Caesar'dan üstün tutuşuma hak verirsiniz. Caesar onunla boy ölçüşebilecek tek adamdır. Hatta talihin İskender'e yardım ettiği kadar Caesar'a yardım etmediğini yadsıyamayız. İkisinin birçok tarafları birbirine eşittir ama Caesar'ın İskender'den üstün bir tarafı yoktur. Bu iki adam dünyanın dört bucağını kasıp kavuran iki yangın, iki seldi. Caesar'ın tutkusunda daha az taşkınlık olsa bile, sonunda hem kendisi, hem ülkesi, hem de dünya öyle felaketlere sürüklendi ki, her ikisinin değerlerini teraziye koyunca, İskender ister istemez daha ağır basıyor.

Üçüncü ve bence en değerlisi Epaminondas'dır. Ünü ötekilerden çok daha azdır; ama ün, değerin öz unsurlarından değildir. Epaminondas'ta dayatış ve yürek istediğiniz kadar: Hem de tutkunun doğurduğu cinsten değil, bilginin ve aklın olgun bir ruha aşıladığı cinsten. Bundan yana, İskender'den, Caesar'dan aşağı kalmaz; çünkü kazandığı zaferler ne öyle çok, ne de öyle parlak olmamakla birlikte ne koşullar altında kazanıldıkları düşünülecek olursa, hem çetinlik ve büyüklük, hem de yiğitlik ve askerlik bakımından onların zaferleri kadar değerlidir. Yunanlılar onu, hiç duraksamadan en büyük adamları saymışlardır. 

Yunanistan'ın en büyük adamı olunca da dünyanın en büyük adamı sayılmak zor değildir. Bilgisine ve olgunluğuna gelince, Yunanlılar'dan kalan bir söze göre onun kadar çok bilen ve onun kadar az konuşan adam yokmuş. Epaminondas Pithagoras okulundandı. Az şey söylemiş, fakat söylediğini herkesten daha iyi söylemiş. Hatiplikte eşsiz ve çok inandırıcı imiş.

Ahlakına, vicdanına gelince, iş başına gelmiş insanların hiçbiri bundan yana onunla boy ölçüşemez. Bu tarafıyla, ki insan da asıl bu tarafıyla insandır, hiçbir filozoftan, hatta Socrates'den bile aşağı kalmaz. 

Epaminondas'ta ruh temizliği temelli, sürekli, değişmez, bozulmaz bir haldir. İskender'in bu tarafı onun yanında sönük, kaypak, katışık, yumuşak, gelişigüzel kalır.

Eskiler büyük komutanları, türlü halleriyle inceledikten sonra her birinde, ünün asıl nedeni olan bir özel değer bulurlardı. Yalnız Epaminondas'da erdem ve bilgi sürekli ve aynı derecede yüksekti; yalnız o, insan hayatının her yönünde, devlet işlerinde, kendi işlerinde, savaşta ve barışta, onurlu yaşayıp kahramanca ölmekte aynı büyüklüğü gösterebilmiştir. Ben hiçbir insanın hayatına, her bakımından, onunkine duyduğum kadar saygı ve sevgi duymamışımdır.

Şu kadar ki, birlikte inat etmesinde ben, yakın dostları gibi büyük bir ahlak üstünlüğü görmüyorum. Yalnız bu hareketini, ne kadar yiğitçe ve saygıdeğer de olsa biraz çiğ buluyorum ve bu tarafına özenmeyi aklımdan geçirmiyorum. Ondan ayırt edemediğim tek insan Scipio Aemilianus'tur. Onun ölümü de o kadar kahramanca ve onurlu, bilimlerdeki anlatışı o kadar geniş ve derindir.

Hayatında onu en çok sevindiren şeyin, Leuktra'da kazandığı zaferle anasına babasına verdiği sevinç olduğunu söylemiştir. Onların sevincini, böyle onurlu bir işten kendisinin duyduğu haklı ve derin sevince üstün tutması ne kadar anlamlıdır.Yurdunu kurtarmak için bile bir adamı sorgusuz, sualsiz öldürmeyi doğru bulmazdı: İşte bunun için arkadaşı Pelopidas'ın Thebai'yi kurtarmak için giriştiği işi pek soğuk karşılamıştır. Bir savaşta bile, karşı tarafta bulunan bir dosta rastlamaktan kaçınır, onu ölümden korumak isterdi. Epaminondas, Korinthos yakınlarında More'nin kapılarını tutmak isteyen Lakedemonyalılar'ı mucizeyi andıran bir vuruşla yardıktan sonra, kimseyi kovalayıp öldürmeden yürüyüp gitmişti yoluna. Düşmanlarına karşı bile bu kadar insanca davranan bu adamdan kuşkulanan Boietialılar, elinden başkomutanlığı aldılar. Böyle bir

nedenle atılmak onun için ne büyük onur! Az sonra da hiç utanmadan ona tekrar yerini vermek zorunda kaldılar; anladılar ki şan ve onurları, kurtuluşları ona bağlıydı. 

Zafer her gittiği yerde gölgesi gibi ardından geliyordu. Ülkesinin onunla parlayan yıldızı onun ölümüyle söndü.(Kitap 2, bölüm 36)

Yaşamımızı ölüm kaygısıyla, ölümümüzü de yaşama kaygısıyla bulandırıyoruz. (Kitap 3, bölüm 12)

Platon Devlet ve Ütopya Eserlerine Bakış: 

Platonun İdealar Kuramı üzerine neler inşa edebildiğini görmeden önce, idea kelimesinin Platon için ne ifade ettiğini anlamalıyız. İdealar yalnızca nesnelerin düşünsel karşılıkları değildir. Nesnelerin olduğu kadar, nesnesel karşılığı bulunmayan, adalet, eşitlik, güzellik gibi soyut kavramların da, kendi ideaları vardır. Ve idealar evreninde, idealar, en üstlerinde Platonun Tanrı ile özdeşleştirdiği İyi İdeasının da bulunduğu bir sıra düzeni içindedirler. Somut nesnelerin olduğu kadar soyut kavramların da ideaları olduğunu düşünerek, fizikî ve sanal evreni ayrı ayrı inceleyecek olursak; sanal evrende ki formlar hakkında bilgilerimizin tam ve kesin olduğunu, oysa fizikî evrende bulunan nesneler hakkında ise ancak bir kanı, yaklaşık bir bilgi sahibi olabildiğimizi görürüz. Çünkü fizikî evrende algıladığımız hiç bir nesnenin, zihnimizde canlandırdığımıza tıpa tıp uyduğunu iddia edemeyiz. Fizikî evreni algılamamız sürekli yuvarlamalara mahkumdur. Bu iddiayı daha iyi açıklayabilmek için şu misaller verilebilir : Dünyada 1 metre uzunluğu ölçtüğümüz milyonlarca belki milyarlarca 1 metrelik cetveller olabilir ama aslı Pariste Luvr müzesinde özel şartlarda koruma altındadır. Diğerleri ona çok yaklaşık uzunlukta olabilirler ama mutlak eşitliklerini kimse iddia edemez. Algılamalarımızda ki yuvarlamalara Felsefe dünyasından bir başka ünlü örnek : Heraklitosun Bir nehrin aynı sularından iki defa asla geçemeyiz, ama biz hep aynı nehri geçtiğimizi zannederiz, sözüdür.

Platon, anlatmaya çalıştığımız bu İdealar Kuramı üzerine, mantıktan metafiziğe, matematikten sanata ve nihayet teolojiden ideal toplum düzenine uzanan, günlük hayatı tüm boyutlarında tarif eden sistemler inşa etmiştir. Bunlara da kısaca değinilmesi bu kuramın ne işe yaradığını bilmek açısından gereklidir.

İdealar Kuramının mantığı ilgilendiren yönü, genel sözcüklerin anlamıyla ilgilidir. 

Misal olarak kedi sözcüğünü ele alalım: Dünya da kedi tarifimize uyan bir çok hayvan olduğunu hepimiz kabul ederiz. Aslında bu sözcükle neyi kastediyoruz? Doğrusu, her özel kediden ayrı bir şeyi Bir hayvan, tüm kedilere özgü olan genel yapıyı taşıdığı için kedidir ama kedi sözcüğünün anlattığı şey herhangi bir kedi değil evrensel, yani tümel kedidir. İşte bu sanal kedi herhangi bir kedi doğduğunda doğmaz, ölünce de ölmez, uzayda veya zamanda bir yer kaplamaz. İşte İdealar Kuramının mantığı ilgilendiren yönü budur. Bu bölümün kanıtları daima güçlü ve geçerlidir, ama öğretinin metafizik bölümünden de tümüyle bağımsızdır.

Platon öğretisinin metafiziği ilgilendiren bölümüne göre kedi sözcüğü belirli ideal bir kediyi, Tanrının yarattığı tek bir kediyi dile getirir. Çevremizde gördüğümüz canlı olan kediler ideal kediyle ortak bir yapıya sahiptirler, fakat az ya da çok eksiktir bu ortaklıkları. Bu türden çok kedi vardır ama sadece ideal kedi gerçektir, tek tek kedilerse görüntüsel.

Platona göre, ruh gözü ile idealar evreninde gördüklerimizin somut nesnelere uygulanışından Matematik ve Geometri ilimleri oluşur. Gerçek olan sadece İdealar evreni olduğundan, bu ilimlerin de ancak bu ortamda varlığından söz edilebilir. Mesela daireye sadece bir noktada değen teğet çizgisinden ancak böyle bir kabul altında söz edilebilir. Ona göre sayılar dizisi idealar evreninin ilk basamağıdır. Şayet matematiği idealar evreninde yok farz edersek geriye ne sayma ne ölçme kalır. Platonun sayılar konusundaki görüşlerinde, Pisagorcuların etkili olduğunu, öğrencisi Aristo'nun yazılarından biliyoruz.

Fizikî dünyanın, idealar evreninin sadece kötü bir kopyası olduğunu iddia eden bir algılayış biçiminde, resim, heykel gibi görsel sanatlara fazla önem verilmesini beklemek herhalde yanlış olur. Bu tür sanatlar, Platon için gerçeğin kötü bir kopyası olan dünyanın, daha da kötü başka kopyalarını üretme çabaları olarak tanımlanır. Buna paralel olarak edebiyat ve müzik gibi sanatlarda, sanatsal amaçlı değil toplumsal eğitimin bir parçası olarak, yani sadece bir araç olarak anlam ifade ederler.

Başta da işaret ettiğimiz gibi, bütün bu felsefi çabalar, aslında zihinlerde bir ideal devlet anlayışını oluşturmak adına yapılmaktadır. Bu sebeple Platonun siyaset felsefesi konusundaki fikirleri, tüm eserlerine yayılmıştır. Düşünceye başlangıç noktası hepsinde aynıdır : İki türlü evren, iki türlü bilgi olduğuna göre yapılacak şey, nesneler evrenindeki her şeyi, özellikle toplumsal kurumları, olabildiğince idealar evrenine benzetmeye çalışmaktır. Devlet isimli diyalogunda belirttiğine göre insanların toplu yaşamalarına yol açan, bir başka deyişle toplumu yaratan neden, insanların kendi kendilerine yeterli olmayıp, yaşamak için başka insanlara olan gereksinmeleridir. Örneğin çiftçi kunduracının yaptıklarına kunduracı çiftçinin yetiştirdiklerine muhtaçtır. Kısacası, toplumu yaratan şeyin bu iş bölümü olduğu söylenir. Bu iş bölümünden yola çıkılarak sınıflı toplumun yapısı oluşturulmaya çalışılır. Platon zihinsel güçleri yerine bedenî güçleri ile çalışanları, besleyiciler sınıfına sokar. Bu sınıf yalnızca üretim işleriyle uğraşmalı askerlik, yöneticilik gibi beceremeyeceği işlerle uğraşmaya kalkmamalıdır. Doğuştan yürekli, güçlü ve çevik olanlarsa, askerler, yani koruyucular sınıfını oluşturacaklardır. Böylece Platonun Devlet isimli eserinde taslağını çizdiği ideal devletin iki ana sınıfı ortaya çıkmış olur. Yöneticiler, koruyucular sınıfı içinden seçilip yetiştirilen belirli sayıda insan olacağı için onların sınıftan çok bir grup, bir kadro olacakları söylenebilir. Böylece besleyiciler sınıfı, koruyucular sınıfı, yönetici kadro olarak üçlü bir yapı oluşur. Platon ideal devlette, toplum yöneticilerine, toplum yararına olan bazı yararlı yalanlar söyleme hakkı da tanır. Bu yalanlardan biri, halkın böyle tabakalı bir toplum düzenine karşı çıkmasını önlemek için anlatılabilecek olan metaller mitosudur. Platon, yöneticilerin, halkı şu mitosa inandırmalarını ister :

Bu toplumun birer parçası olan sizler birbirinizin kardeşisiniz. Ama sizi yaratan tanrı, aranızda önder (yönetici) olarak yarattıklarının mayasına altın katmıştır. Onlar bunun için baş tacı olurlar. Yardımcı (koruyucu) olarak yarattıklarının mayasına gümüş, çiftçilerin ve öteki işçilerin (besleyicilerin) mayasına da demir ve tunç katmıştır. Aranızda bir hamur (maya) birliği olduğuna göre, sizden doğan çocuklar da herhalde size benzeyeceklerdir.

Böylece Platon, işbölümüne, doğuştan kalıtımsal farklılıklara dayandırdığı sınıflı toplumu, akıllıdan akıllı, güçlüden güçlü çocukların doğacağını söylediği bir ırk öğretisinin yardımıyla, sınıflar arasında pek küçük bir geçişkenliğin bulunacağı bir yarı kast toplumu biçimine sokmaktadır. Halka, mayasında demir ya da tunç karışık olanların önderlik edeceği gün kentin yok olacağını tanrı buyurmuştur denecektir.

Bu şekilde, genel çizgiler içerisinde sizlere aktarmaya çalıştığım Platonun ideal devlet anlayışının, aslında sınıfların iç yapılarında yurttaşların evlilik hayatlarına kadar giren çok detaylı bir kurallar içeren bir sistem olduğunu unutmamalıyız.

Platon bu devlet anlayışı ile günümüzde çok kullanmakta olduğumuz bir başka sözcüğe de babalık etmiştir: Ütopya. Platon'un Devlet adlı eserinde anlattığı, ama sonraları gerçekleşmesinin imkansızlığını kendisinin de anladığı bu devlet sistemine, yunanca hiç bir yerde olmayan anlamında: Ütopya denilmiştir. Platon, ileri yaşlarında kaleme aldığı Nomoi/Yasalar adlı eserinde ise, Politika/Devlet yapıtındaki sosyalist toplumu az da olsa üretim araçlarının paylaşımı konusunda liberalleştirmiştir. Ayrıca, yöneticilerin keyfî kararlarının yasalardan üstün olmaması için, hukukun üstünlüğü prensibini getirmiştir. Fakat bu son eserinde bile, yine de derinliğine bir dinsel duygu egemendir. Sokrat'tan da önce yaşamış olan Protogoras insan her şeyin ölçüsüdür derken Platon Yasalarda, her şeyin ölçüsü insan değil, Tanrıdır demektedir.