Aura: Işıltını Keşfet

Spritüal bir seçimdir. Yaşam Tarzıdır. Varoluşunu merak eden herkes bu yaklaşıma sıcak bakmalıdır. Bilimselliği tartışılır. Ruhu kimse görmemiştir, diğer dünyalara kimse gidişte geri dönüp anlatmasa da buna inançlı olmak denebilir. Mantık bir yere kadar işlese de bilimin de açıklayamadığı olaylar ve bilinçdışı gerçeği beni bu yaklaşımın gücüne inanmayı seçtirmiştir. Hayal gücünü çalıştırır ki yetişkin olduğunda buna çok ihtiyaç vardır.  Çocukken sık kullandığımız hayal gücü körelir ve yıpranır. Bu yaklaşım bana tekrar hayal gücümü geri verdi diyebilirim. 

Spiritüalizmin her zaman bilimden uzak tutulmuştur ama bu anlayışın en az bedeni zihinden ve ruhtan ayrı bir organizma gibi değerlendirmek kadar eksik olduğunu söyleyebiliriz. Bana göre meditasyonun temelinde “kendimizden daha büyük bir şeyin parçası olduğumuzu” fark etme anı yatıyor.

Spiritüalizmöte âlemcilik ya da tinselcilik terimi Latince “ruh” anlamına gelen “spiritus” sözcüğünün sıfatı “spiritualis” sözcüğünden türetilmiş olup ruhçuluk anlamında kullanılmaktadır. Türkçede tinselcilik olarak da adlandırılmaktadır. Günümüzde dinselmistik ve felsefi alanlarda pek çok akımekol ve gruplar kendilerine spiritüalist adını vermekteyse de aralarında ilke, görüş ve kavram bakımından önemli farklar bulunmaktadır. Aralarındaki temel ortak nokta, ruh denilen manevi bir unsurun varlığını kabul etmeleridir. Fakat bunlardan bir kısmı, ruhun orijinal ve kendine özgü olduğunu kabul etmez, bir kısmı ruhun sürekli gelişim içinde olduğuna karşıdır, bir kısmı ise ruhun sürekli olarak tekrar bedenlendiğini kabul eder. Bu yüzden kimi ansiklopedilerde spiritüalizm denen ruhçuluk iki kısımda ele alınır:

  • Felsefi spiritüalizmAntik çağdan beri pek çok filozof ruh denilen bir cevherin varlığını savunmakla birlikte, bunlardan bazıları ruhların kendilerine özgü orijinal cevherler olduklarını kabul etmemişlerdir.
  • Deneysel spiritüalizmPlaton ve Pisagor gibi filozofların döneminden 19. yüzyıla dek sistemsiz bir şekilde dalgalanan, reenkarnasyonu kabul eden ruhçuluğun, Fransa’da Allan Kardec tarafından kurulan ilk sistemli biçimidir. Fransa gibi kimi Avrupa ülkelerinde Spiritizm adıyla da bilinir. Latin Amerika ülkelerinde ise kurucusuna ithafen, Kardesizm adını almıştır.

Konu hakkında yeterince bilgili olmayanlar spiritüalist sözcüğünün kullanıldığı her akım, ekol ve grubun reenkarnasyonu kabul ettiğini sanmaktadırlar. Oysa bu, ruhun varlığını kabul edenlerce kullanılan çok genel bir terimdir. Örneğin ABD'de adında spiritüalist sözcüğü bulunan, sayıları yüzü aşkın Hristiyan kurum, kuruluş, örgüt ve tarikat bulunmakta olup, reenkarnasyon ilkesini kabul etmezler.

Kimileri ise ruhçuluğu maddeciliğin karşıtı olarak ele alır. Bu, felsefi alanda bazı spiritüalist akımlar için geçerli olmakla birlikte, tüm spiritüalist görüşler için geçerli değildir. Örneğin neo-spiritüalizm, ruh ve maddenin ayrılığını değil, birliğini savunur ve materyalist görüşten tümüyle kopuk ruhçuluğu eleştirir. 

Spiritüalizm geniş anlamda tinselcilik (ruhçuluk) anlamında olup, ruhani tüm konuları kapsar; dar anlamda da dini bir kavram olmaktadır. Spiritüalizm’in dini anlamı öteki dünya veya sonsuzluk gibi manevi kavramlarla bağdaştırılabilir.

Spiritüalizm’in sadece kesin sınırları ve temel anlayışı diğer manevi düşünce alanlarından farklıdır. Fakat çoğu sözcüklerde (özellikle İngilizce sözcüklerde) anlayış olarak birbirlerinden farklı olmalarına rağmen dindarlık ve spiritüalizm (tinselcilik) eşanlamlı olarak verilir.

Spiritüalizm anlamı bazı yerlerde ruhçuluk, ruhaniyet, ruhani oluş olarak geçer. Materyalizm‘in (maddecilik) karşıt anlamı olarak verildiği yerler de vardır.

Spiritüalizm büyük dinlerde de yer yer geçmektedir. Bu bağlamda tinselcilik; takva tanrıya giden bir yol olarak da ele alınabilir.

Kimi psikologlar spiritüalizm’i, varoluşun en önemli ayrıcalıklarını bilmek, özellikle kişinin kendi varlığının kendi gücünün farkındalığını yaşamak olarak tanımlar.

Yani kısaca spiritüalizm, bir insanın, dinsel öğeleri manevi biçimde yaşaması demek değildir. İnsan materyalizmden kopuk yaşamaya da bilir. Spiritüalizm kişinin benliğini aşan sanal gerçeklik ve maksimum derecede önemliliği savunur. Kimi kitaplarda da spiritüalizm, maddesel olmayan, madde ötesi ruhsal, fakat anlaşılır gerçekliktir. Tanrı varlık en büyük güç ya da uyanış, anlayış tanıma gibi konuları ele alır. Bu inanışta sorgulayıcı tutum, inanarak kabul etme, bilinçli olarak edimlerde bulunma savunulmaktadır.

Spiritüalizm aşağıdaki 7 maddeyle açıklanabilir:

  • Dua, tanrıya inanma, anlama
  • Tanıma, bilme, anlama
  • Maneviyat, inanç
  • Hissetme, geniş düşünme, hoşgörü
  • Dünyayı ve kendini bilerek dış çevreyi doğru algılama
  • Derin saygı ve düşünceli olma
  • Soğukkanlılık ve meditasyon

Birçok felsefeci yukarıdaki özelliklere sahip olunarak insanın kendi hayatının önemini, mantığını kavrayabildiğini iddia eder. Hangi tanrıya (AllahTaoBrahman, Praina) inanılırsa inanılsın eğer bir kişi bu özelliklere sahipse içindeki maneviyatı yakalayacağına inanılır. Spiritüalizm, aracı olmadan belli bir gruba dahil olunmadan etnik olan yaşam tarzını sürdürülebilir olduğunu savunur.

Din psikologları spiritüalizmin ana düşüncesinin maneviyata yönelme olarak da tanımlar. Onlara göre spiritüalizm bencillikten tamamen uzak, materyalist olmayan bir düşüncenin merkezinde olmaktır.

Transpersonel (“normal” kabul edilen şekilde işleyen kişiliğin ötesindeki deneyimleri de içinde kapsayan bütüncül bir psikolojidir.   “ben ötesi psikoloji” çevirisinin de yerinde olduğunu düşünüyorum.)psikologlar da Spiritüalizm’i, tek bir gerçeğin olduğunu algılama ve ruhsal gerçekliği bilme olarak tanımlar.

Aura (paranormal Auraparanormal veya tinsel 
anlamda kullanılan bir terim olup, canlıların bedenlerinden yayıldığı varsayılan ışınımla oluşan ve gitgide yayılan tesir kuşakları tarzında kendini gösterdiği iddia edilen elektromanyetik alana verilen addır. 
Aura okumak ise aurayı hissedebilmektir.

Metapsişiklerin "eflüv" adını verdikleri partiküllerin ışınımıyla (radyasyon) oluştuğunu iddia ettikleri bu alan, Teozoflara ve Kirlian Fotoğrafçılığı üzerinde çalışan araştırmacıların kendi sözlerinin özetlerine göre "yaşam enerjisi olarak adlandırılan bir tür enerjinin organizmalardan insan gözünün göremediği bir frekans düzeyinde titreşen ışınlar tarzında yayılmasıyla oluşur".

Aura, eflüv ve psişik radyasyon terimlerinin sık sık karıştırıldığı görülür. Bu üç terim arasındaki ilişki şöyle açıklanır:

  • Bedenden yayıldığı söylenen ışınıma ve bu ışınımın yayılma olayına radyasyon (psişik radyasyon) adı verilir.
  • Bu ışınlara ve ışınları oluşturdukları iddia edilen partiküllere eflüv adı verilir.
  • Bu yayılma olayının meydana geldiği öne sürülen ve medyumlarca görülebildiği iddia edilen güç ve etki alanına ise aura adı verilir.

Renkli haleler ve ışımalar tarzında kendini gösterdiği öne sürülen auranın, parapsikolojide esas olarak üç kısımdan oluştuğu kabul edilir:

  • Yapışık aura: Vücudu bir zarf gibi saran 0.5 cm. kalınlığında, koyu bir bölgedir. Süptil bedenin süptil ikiz denilen kısmıdır. Auranın Kirlian fotoğrafçılık tekniğiyle çekildiği iddia edilen kısmıdır.
  • İç aura: Yapışık aurayı çevreleyen bölgedir. Kişilere göre 3 ile 8 cm. arasında değişen kalınlığı olduğu iddiasında bulunulan bir bölgedir.
  • Dış aura: Yüksekliği İnsan bedeninin iki misli genişliği İnsan bedeninin dört misli olduğu ve Oval, yumurta biçiminde olduğu iddia edilen auradır.
  • Tam dış aura: Bedenden yayılan ışınım alanının tümü; sınırsız kabul edilir. Aura görebilme yeteneğine sahip olduğu ileri sürülen medyumlar, aura renklerinin kişilerin ruhsal tekamül durumlarına, karakterlerine ve heyecan hallerine bağlı olarak değişiklik gösterdiklerini belirtirler.
Kendimizle olan ilişkimiz:
Merhaba sevgili okuyucu.
Kendimizle olan ilişkimiz sağlıklı ve güvenli ise bunun olumlu etkilerini hayatımızın tüm alanlarında yaşar ve deneyimleriz. Şöyle düşünün: yaşamın hiçbir alanında 7/24 kendimizden başka kimseyle ilişki halinde değiliz ancak bazen bu ilişkiye yönetmek ve kaliteli yaşamak oldukça zor olabilir. Her an farkında olmadan kendimizi eleştiriyor, yargılıyor ve başarısızlığımızı kendimize bu duygularla onaylatıyor olabiliriz. Buradaki en önemli yol ayrımı şu: acaba biz kendimizi yeterince seviyor muyuz? Yeterince değer veriyor muyuz? Hep başkalarından bizleri sevip, değer verip, önemsemesini bekleyemeyiz. Çünkü bizler kendi yansımamızı hayatımıza çekiyor ve kendimizi başkalarına aynalıyoruz. Bazebu durumdan beslenip, hayıflanıp, şikayet ederek hep karşı tarafı suçluyoruz. Maalesef bilmeden ve farkında olmadan bilinçaltımızla bu durumlardan beslenip kazanımlar sağlıyoruz. Kişi kendi gerçek potansiyelini bir kişiliğini dönüştürüp, geliştiremediği sürece hayatındaki duygusal ilişkilerde de başarısızlığa uğrama olasılığı yüksektir. Bu durumu kolaylaştırmak için kendimizdeki kusurları, aşamadığımız, durumları duyguları ve olayları fark edip yola çıkmalı ve aynı kararlılıkla devam etmeliyiz. Özdeki kendimize olan sevgiyi, değeri fark edip onaylamamız ise bu yolculuk için çok önemlidir. Biz kendimize koşulsuz halimizle gerekli olan sevgiyi, değeri ve önemi vermiyorsak; kendi içimizdeki ışığı, kendimize yansıtmadan etrafımıza yaymamız mümkün değildir.
RENKLER ve RUH HALİMİZ
Elbise seçerken, araba alırken, evimizi döşerken fark etmeden seçimimizi neler etkiler? Neden boş boş denizi seyrederken huzur duyar, çiçeklerle bezenmiş bir bahçede ise heyecanlanırız? Neden bazı restoranlarda acele acele yemek yer de hemen kalkarız? Neden sarışın insanlar bizde “dikkat çekici ama havai” izlenimi uyandırır? Hepsinin cevabı aynı: RENKLER.
Renklerin, yaydıkları titreşimler yoluyla değişik hormonlar üzerinde farklı uyarıcı etkilerinin olduğu ve böylece ruh halimizi ve bedensel fonksiyonlarımızı etkiledikleri artık kanıtlanmış bir gerçektir. 
KAHVERENGİ: ABD de Kansas Üniversitesindeki sanat müzesinde renklerin ziyaretçiler üzerindeki etkileri bir deneyle incelenmiştir. Duvar rengi beyaz olduğunda ziyaretçilerin yavaş hareket ettikleri, daha fazla müzede kaldıkları görülmüş; duvarların rengi kahverengiye döndürüldüğünde ise insanlar daha hızlı hareket ederek müzeden daha çabuk çıkmışlar. Bu tespit edildikten beri dünyadaki tüm fastfood restoranlarının sandalye ve masaları kahverengiye, duvarları da yakın renklere boyanmıştır. Yiyen hemen kalksın, yeni müşteriye yer açılsın diye. Kahverengi aynı zamanda toprak rengidir ve “mahviyet ve tevazu”yu çağrıştırır. Bu renk giyinirseniz diğer insanlar arasında kaybolur gidersiniz. Amacınız buysa o başka (nitekim çekingen hastaların sıklıkla bu renk giyindiklerini görülmüştür.) ama dikkat çekmek istiyorsanız iş toplantılarında sakın kahverengi giymeyin. 
KIRMIZI
İştah açar. O yüzden dünyadaki büyük gıda firmalarının (Kola ve Fast-Food firmaları gibi) logolarında çok sık kullanılır. Aynı zamanda (adrenalin salgısına yol açtığı için) heyecanlandırıcı bir renk olan kırmızı, kan akışını hızlandırır ve tansiyonu da yükseltir.
YEŞİL
Güven veren bir renktir. Bankalar logolarında bu rengi çok kullanır. Yatak odası için de rahatlatıcı bir seçim olabilir. Ayrıca yeşil rengin üretkenliği arttırdığı gözlenmiştir. Batıda büyük otellerin mutfakları yeşile boyanmaktadır, aşçıların verimi artsın diye. Batıdaki özel hastanelerde de yeşil çok kullanılır, çünkü rahatlatıcı ve sakinleştiricidir. 
SİYAH
Gücü ve tutkuyu temsil eder. Hırsın da ifadesidir. Fonda kullanılırsa karamsarlık verir. Konsantrasyonu en çok arttıran renktir. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı almayan bir odada otururmuş.
MAVİ
Sakinlik simgesidir. Tansiyonu düşürür. Hastane personeli, polisler, gardiyanlar genellikle neden mavi giyerler sanıyorsunuz? Araplar mavi renkli taşların kan akışını yavaşlattığına inanırlar ve o yüzden nazar boncukları mavi renklidir. Sakinleştirici olduğu için Batıda intiharları azaltmak için köprü korkulukları maviye boyanır. 
LACİVERT
Kozmik bir renktir ve sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. Büyük firmalar logolarında bu rengi kullanarak prestijlerini sağlamlaştırmak isterler genellikle.
MOR
Nevrotik, karmaşık bir ruh haline yol açar, bilinçaltı korkuları uyandırır. Özellikle hastanelerde hiç kullanılmaması önerilir. Ama maksadınız başkalarını korkutmak, sizden çekinmelerini sağlamaksa kullanabilirsiniz.
PEMBE
Malum, rahatlatıcı, “her şeyi tozpembe gösteren” bir renktir ve insanların pembe elbiseli kişilere daha kolay ödeme yaptıkları fark edilmiştir. Bu yüzden İngiltere’de çoğu mağazada tezgâhtar ve kasiyerler pembe gömlek giyinirler.
SARI
Mutluluğun, dikkat çekiciliğin ve geçiciliğin simgesidir. O yüzden tüm dünyada taksiler sarıdır ve araba kiralama firmaları da bu rengi çok kullanırlar. Fark edin, kiralayın ama geri getirin diye. Bankalar ise sarı rengi hiç kullanmazlar. “Paralar bizde uzun süre kalsın” dedikleri için. 
BEYAZ
İstikrar ve saflığı temsil eder. Doktor ve hemşire kıyafetlerinde biraz da bundan tercih edilir. Bazı politikacılar da bu rengi dürüst ve şaibesiz oldukları imajı oluşturmak için kasıtlı olarak kullanırlar.
     


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Karma ve Özgür İrade

Kendini Gerçekleştir: Ruhsal Güçlen, Dayanıklılığı Arttır

Düş Yolunda Rehberlik: Şamanik Trans ve Rüyaların Şifası