TRAVMA VE TRAVMA SONRASI PSİKOLOJİK DANIŞMA

 A. Travma ve Travmatik Olaylar

İnsanların başından geçen ileri derecede üzücü ve sarsıcı yaşantılara travma adı verilmektedir ve bireyin kontrol edemediği ve duygusal olarak üstesinden gelmekte zorlandığı yaşantılara bağlı olarak ortaya çıkmaktadır (Sayıl, 1992). Deprem, sel gibi doğal felaketler, yangınlar, saldırılar, işkenceler, tecavüz ve taciz, yaşamdaki travmatik olaylardır ve insanlar bu tür olaylarla karşılaştıkları zaman acı hissetmektedirler. Ayrıca bu travmatik olaylarda kayıp durumu da söz konusu ise; kayıp olgusunun yarattığı duygusal yıkım nedeniyle insanlar ağır ruhsal belirtiler gösterebilmektedir. Örneğin; deprem yaşantısını deneyimlemiş bir birey, olay hakkında konuşmak istemeyip, olayla ilişkili bir ses, bir görüntü, bir kokudan rahatsız olabilmektedir. O binaya, hatta travmatik olayı yaşadığı şehre bile tekrar girmek istemeyebilir. Travmatik olay yaşayan kişiler, olay esnasında yaşadığı korkuyu genelleyebilmekte, o an hissettiği duygu durumunu tekrar yaşamın başka alanlarında hissedebilmektedir (Herman, 1992).

Travmatik bir olay “ herhangi bir kişi için, aşırı derecede örseleyici veya başa çıkması zor olan, kişinin varlığını tehdit eden, hatta öleceğini düşündürebilen, normal yaşamın dışındaki herhangi bir olay” olarak tanımlanmaktadır. Böylesi durumlar kişinin normal yaşam akışını bozan, duygusal olarak yıpratıcı, örseleyici, tek başına baş edilmesi güç durumlardır. (Travma Sonrası Stres Bozukluğu-TSSB, 2008). 

Travmatik bir olayla karşılaşan birey, korku, endişe, suçluluk, pişmanlık, öfke, karamsarlık, panik, çaresizlik, utanç gibi duygular yaşayabilmektedir. Bazı duygularda ani iniş ve çıkışlar gözlenebilir (TSSB, 2008).

Bireyin düşünce ve duyguları da olayın etkisi altındadır. Kişiler, olayla ilgili anıları tekrar tekrar anlatmaya ihtiyaç duyabilmektedirler. Yaşadıkları gözlerinin önünden gitmeyebilir ve her an olayı yaşayacakmış gibi hissedebilirler. Bu nedenle de dikkatlerini yaptıkları işe vermekte ve karar vermekte zorlanabilirler, hafızada problemler olabilir (TSSB, 2008).

Çeşitli doğal afetler, kazalar, savaşlar, işkence, tecavüz ve terörizmin yaygın olduğu günümüz dünyasında ağır travmanın etkilerini yaşamış birçok insan vardır. Travmalar kendi içinde; 

(1) İnsan Eliyle Oluşturulanlar

(2) Doğal Yollarla Oluşanlar biçiminde ikiye ayrılmaktadır (Herbert&Sungur, 1999).

İnsan eliyle oluşturulan felaketler, doğrudan insanların sorumlu olduğu ya da insanlar tarafından oluşturulmuş çeşitli makine ve sistemlerin hatası sonucunda oluşan felaketlerdir. İnsan eliyle oluşturulan felaketler de;

(a) Kaza ile oluşanlar

(b) Bilerek ve amaçlı olarak yapılanlar biçiminde ikiye ayrılmaktadır. 

Kazayla oluşan travmalara örnek olarak trafik, tren ve uçak kazaları, yangın, tüp ve doğal gaz patlamaları ve nükleer patlamalar örnek olarak verilebilir. 

Savaşlar, soykırımlar, kitle katliamları, işkence, tecavüz ve terörizm gibi felaketler ise insan eliyle bilerek ve amaçlı oluşturulan travma örnekleridir. 

Doğal yolla oluşan felaketlere ise; Deprem, sel, kasırga, tayfun gibi afetler örnek olarak verilebilir.

İnsan eliyle, bilerek ve amaçlı oluşturulan travmaların çözüme ulaşması ve travma öncesi yaşama geri dönüş, doğal felaketlere oranla daha güç olabilmektedir (Herbert&Sungur, 1999).

B. Travmatik Kriz Aşamaları

Travmatik olaylar; birden ortaya çıkan, acı verici olan, psişik durumu, sosyal kimliği, güvenliği ve hoşnutluk durumunu tehdit eden durumlardır. Travmatik olayın ardından yaşanan travmatik krizlerde süreç 4 dönemden oluşmaktadır. Akut dönem birinci ve ikinci devrenin başlangıç dönemini içerir ve 4–6 hafta sürer.

1. Dönem; Şok: Gerçek mümkün olduğu kadar uzak tutulmaya çalışılmaktadır. Dışarıdan her şey düzgün ve yolunda gibi görünse de içte her şey karmakarışıktır. Amaçsız aktiviteler ortaya çıkabilmektedir.

2. Dönem; Tepki: Gerçekle yüzleşme artık kaçınılmazdır. Savunma mekanizmaları devreye sokularak gerçek, mümkün olduğu kadar adaptiv bir şekilde integre edilmeye çalışılmaktadır. En sık kullanılan savunma mekanizmaları: bastırma, inkâr, rasyonalizasyondur. Kişide, alkol ve madde kötüye kullanımı gibi yıkıcı eğilimler ortaya çıkabilmektedir.

3. Dönem; İşlem: Yavaş yavaş travmadan uzaklaşılmaktadır. İlgiler yeniden su yüzüne çıkar ve gelecek konusunda plânlar kurulur.

4. Dönem; Yeniden Uyum: Kişinin benlik saygısı yeniden yükselmiştir. Yeni ilişkiler kurulmaya başlanıp devam ettirilmektedir (Sözer, 1992).

C. Travma Sonrası Tepkiler

Travmatik olay yaşayan ya da bu olaylara şahit olan insanlar, genellikle hayati tehlike atlatmış veya istemediği olumsuz bir durumla karşı karşıya gelmiş ve sarsıcı izlenimlere maruz kalmışlardır (Dyregrov, 1999). Yaşanan travmatik olay kişiler için olağanüstü bir durum olduğundan travma sonrası verilen tepkiler, “anormal bir olaya” verilen “normal” tepkilerdir ve bu normal tepkilerin neler olduğunu bilmek, yaşanan duygu ve düşüncelerle baş edebilmeye yardımcı olmaktadır (Üçpınar, 2005).

İnsanlar birbirlerinden farklı olduklarından, kendileri, diğerleri ve yaşadıkları dünyayla ilgili algı ve deneyimleri de birbirinden farklı olmaktadır. Dolayısıyla; bireysel farklılıklar ve gelişimsel dönem farklılıkları travma sonrası verilen tepkilerinde farklı olmasına neden olmaktadır (Herbert&Sungur, 1999). 

Bu nedenle travma sonrası verilen tepkileri gelişim dönemlerine göre ele almak daha anlaşılır olacaktır.

C.1. Çocuklarda Görülen Travma Sonrası Tepkiler

Çocuklar açısından bakıldığında; normal zamanlarda trafik kazası geçirmek, herhangi bir kazaya tanık olmak, tacize uğramak, bir yakınının ölümünü görmek, yaralanmak veya yaşamı tehdit eden başka bir olaya maruz kalmak travmatik olaylar olarak nitelendirilebilmektedir. (Öztan, Aydın, Eroğlu ve Stuvland, 2001). Bu gibi travmatik olaylar çocukları da etkilemekte ve aynı zamanda bu travmatik olaylarla başa çıkmak yetişkinler için zor bir durum iken çocuk ve ergenlerde bu zorluk artmakta ve boyutları farklılaşabilmektedir. Çocuklar, zihinsel, duygusal ve sosyal olarak gelişmekte oldukları için travma ile başa çıkmada yetişkinlere oranla daha az iç desteğe sahiptirler. Özellikle yaşam tecrübesi açısından bakıldığında çocuklar için durum daha da zorlaşmakta ve kimi zaman çocuğun ruhsal dünyasında onarılması güç sorunlar ortaya çıkmaktadır (Travma Sonrası Stres Bozukluğu-TSSB-, 2008).

Çocukların travma sonrası duyguları yetişkinlerinkine benzemekle birlikte, duygularını ifade ediş biçimleri tamamen farklı olabilmektedir. Travmanın yaşandığı yaşla bağlantılı olarak çocuklar duygularını dile getirmekte zorluk çekebilmekte ve zaman zaman tepkilerini tuhaf davranışlarla ifade edebilmektedirler (Herbert&Sungur, 1999). Bazı yaşlarda çocuk olayı kendisinin bir hatası sonucu verilmiş bir ceza olarak algılarken bazen de(ergenlik dönemi yıllarında) bilimsel neden-sonuç ilişkisi kurabilmesine rağmen hayatın adaletsiz olduğu ve yaşamaya değmeyeceği şeklindeki olumsuz düşüncelere kapılabilmektedir. (Schmookler, 1996). 

Travma sonrası tepkileri çocuklarda yetişkinlerden biraz daha farklı şekillerde ortaya çıkabileceği gibi; farklı yaş ve farklı gelişim dönemlerindeki çocuklarda da farklı travma tepkileri görülebilmektedir (Öztan ve ark., 2001).

C.1.a. Bebeklik Dönemi (0–2 yaş)

Bu dönemde bebekler travmatik olaydan doğrudan etkilenmemektedir; ancak annenin yaşadığı travmatik olay sonrasında aşırı kaygı, korku ve güvensizlik duygusu içinde olması bebeğe vereceği bakımı ve onunla iletişimini olumsuz yönde etkileyebilmektedir (TSSB, 2008). Mesela bebeğin altı kirlendiğinde veya acıktığında annesinin bunlara duyarsız kalması, ihtiyaçlarını gidermeyi geciktirmesi veya mekanik bir şekilde yani bebekle duygusal bir iletişime geçmeden bebeğin ihtiyaçlarını karşılaması bebeğin gelişimine zarar verebilmektedir. Bunun sonucu olarak bebeklerde; konuşma problemleri, uyku sorunları, yoğun ağlama ve çevreyle ilişkilerde tutukluk gibi problemler oluşabilmekte ve ilerleyen zamanlarda da çocuğun içine kapanmasına neden olabilmektedir (Öztan ve ark., 2001). 

C.1.b. Okul Öncesi Dönem (3-6 yaş)

Bu dönemdeki çocukların bakım ve korunmaları yetişkinlere bağlı olduğu için çocuklar travmatik olayla karşılaştıklarında çaresiz ve edilgendirler. Ayrıca hayatlarında bu tür deneyimleri de az olduğu veya hiç olmadığı için başa çıkmada da oldukça zorlanmakta ve çevresel desteğe ihtiyaç duymaktadırlar (Gökler ve Yılmaz, 2001). Bu dönem çocukları, sözel yetenekleri henüz yeterince gelişmediği için, kaygılı ve üzgün olduklarını daha çok davranışlarıyla belli etmektedirler. Ayrıca, çocuklar bu dönemde benmerkezci düşünce yapısına sahip oldukları için kendilerini her şeyin merkezinde olarak algılamakta ve yaşadıkları travmatik olayın anne-babasının onaylamadığı bir düşüncesi ya da davranışı nedeniyle başlarına geldiğini düşünmektedirler (Dyregrov, 2000).

Bu dönem çocuklarında genel olarak gözlenen travma sonrası tepkilerine baktığımızda;

Duygusal Tepkiler

• Sinirlilik. (Öfke nöbetleri, söz dinlememe veya aşırı hareketlilik şeklinde görülebilmektedir.)

• Ani heyecanlanma ve tepki verme.

• Karanlıktan, hayvanlardan, araçlardan veya yabancılardan korkma. (Mesela; trafik kazasından sonra çocuk arabalara ilişkin olumsuz bir tutum geliştirip araba yolculuğundan korkabilir.)

• Daha önce korkmadığı fakat travmatik olayı hatırlatan herhangi bir ses, gürültü duyduğunda veya olayın yaşandığı yeri anımsatan yerlerden korkma.

• Suçluluk. (Bu dönemlerde çocuklar, ben-merkezci ve doğaüstü güçlerle donanmış oldukları düşüncesinde oldukları için başlarına gelen olaylardan da kendilerini sorumlu tutma eğilimi göstermektedirler (Dyregrov,2000). Mesela; evi yanan bir çocuk düşündüğümüzde, ailesi bu çocukla olaydan sonra konuşmaz ve sadece yeni bir ev arama telaşına düşerse; çocuğun zihninde gerçeklere uygun bir açıklaması olmayabilir. 

Bu nedenle kendisinin yaramazlık yaptığı bir gün annesinin “evi başımıza yıktın” dediğini hatırlayıp evin yanması ile kendi davranışları arasında bağlantı kurup kendini suçlayabilir. Çocuğun kendi kafasındaki belirsizlikleri ortadan kaldırmak için kurduğu bu senaryolar da çocuğu rahatsız edeceğinden, travmatik yaşantıdan sonra çocukla konuşup bunu anlamlandırmasına yardım etmek süreci daha kolay atlatmasını sağlayacaktır.

Zihinsel Tepkiler

• Kötü olayların kendi kötü düşüncelerinden kaynaklandığını düşünüp üzülebilmektedirler. Bu hayalci düşünce de; zihinsel bulanıklık, utanç, kaygı gibi duygusal tepkilere ve dünyayla ilgili yanlış yorumlar yapmaya neden olabilir.

• Çocuklar yanlış inançlar geliştirebilmektedir. ( Ben kötüyüm, ben suçluyum, ben beceriksizim gibi..)

Fiziksel Tepkiler

Fiziksel tepkilerin temelinde kendini tehlikede hissetme duygusu vardır.

• Yeme sorunları (iştahsızlık ya da aşırı yeme)

• Kusma, ishal, kabızlık.

• Uyku sorunları. (Uyuyamama, aşırı uyuma ya da uyuduğunda kâbus görme şeklinde olabilmektedir. Çocuklarda görülen bu uyuma güçlüğü artan kaygıyla ve yatağa yatınca olup biteni düşünmek için daha çok zamanın olmasıyla ilişkilidir.)

• Tam olarak açıklayamadığı ağrılardan şikâyet etme (Ehlers, 1999).

Davranışsal Tepkiler

• Gerileme. (bebeksi davranışlara gerileme görülmektedir; parmak emme, altına kaçırma gibi.)

• Kaçınma davranışı ve içe kapanma.

• Anne babadan ayrılamama ve onlarla birlikte uyumak isteme (Dinçmen, 2004).

Okul öncesi dönemde, çocuk yoğun olarak bu tür tepkisel değişiklikler gösterirken oyun oynama, resim yapma gibi etkinliklerle duygularını yaşamasına fırsat verilmelidir (Herman, 1992).

C.1.c. Okul Dönemi (7–12 yaş)

Bu yaş grubundaki çocuklarda da çeşitli tepkilerle birlikte önceki dönemlere gerileme davranışları da görülmektedir. Ayrıca travmatik olayda özellikle oyuncaklarının, kendisine hediye edilmiş eşyaların ve beslediği ev hayvanının kaybından çok etkilenmektedir.

Bu yaş grubunun travma sonrası tepkilerini farklı boyutlarda açıklarsak;

Duygusal Tepkiler

• Sinirlilik. (çevresindekilerle geçinmekte zorlanabilir veya isyankâr davranışlar gösterebilir. Özellikle travmatik bir yaşantıdan sonra aile içinde geçimsizlik ve huzursuzluklar başladıysa bunu hisseden çocuk da asabi tepkiler gösterebilmektedir.) (Aytuna, 1964).

• Huzursuzluk hissi yoğundur. (Olayı hatırlatan şeylere karşı huzursuzluk hissedebilmekte ve sık sık ağlama nöbetlerine girebilmektedirler.)

Zihinsel Tepkiler

• Dikkat azalması. ( Olayla ilgili anıları hatırlaması nedeniyle dikkatini toplamada zorlanabilmekte ve bu durum okul performansını da olumsuz etkileyebilmektedir.)

• Konsantrasyon bozulması.

• Yaşadıklarını abartma veya çarpıtma görülebilir.

• Travmatik olayla ilgili takıntılı düşünceler. (Sürekli olaylar hakkında konuşma ve bununla ilgili oyunlar oynama.)

Fiziksel Tepkiler

• Halsizlik. (mesela kendini yorgun ve halsiz hissedip sınıfta uyuyabilir.)

• Uyku sorunları. (Kabus görme, anımsama ve uyuyamama. Mesela yaşadığı travmatik olay çocuğun rüyalarına girer ve gördüğü kabuslardan korkmaya başlayabilir ve bunun sonucunda uyumaya direnç göstererek uyku düzenini bozar.)

• Baş ağrısı, görme ve işitme ile ilgili şikayetlerde bulunabilir.

• Somatik yakınmalar/tam olarak açıklayamadığı ağrılardan yakınabilir.

Davranışsal Tepkiler

• Çocuk ya tam olarak içine kapanır ya da saldırganlaşır. Bu nedenle çevresindekilerle ve kardeşiyle ilişkisel sorunlar yaşayabilir.

• Okuldan uzaklaşmak isteyebilir.

• Okul performansında azalma görülebilir (Travmatik olaya ilişkin düşünceler ve anılar düşünme sürecini engeller. Bunun sonucunda da çocuğun öğrenmeleri yavaşlar).

• Konuşmada güçlük çekebilir. (kekeleyebilmektedirler.)

• Bebeksi davranışlar bu yaş grubunda da yaygın olarak görülmektedir. Bu durum akranları tarafından reddedilmeye yol açabilmekte ve yeni gelişmeye başlayan yeterlik ve özerklik duygularının ortaya çıkmasını engelleyebilmektedir.

• Adaptasyon zorluğu yaşayabilmektedirler. (değişikliklerle baş etmede zorlanırlar. Mesela deprem gibi ağır bir travmatik olaydan sonra binalara girmekten korkabilirler veya karanlıkta kalamazlar.)

• Yağmur, rüzgar, fırtına gibi doğa olaylarından korkabilirler.

(Yarbık, Türkbay, Ekmen, Demirkan ve Söhmen, 1999)

C.1.d. Çocukların Travmatik Olaya Verdikleri Tepkileri Etkileyen Etmenler

Çocukların travmatik olaylara verdikleri tepkiler birbirinden farklı olabilmektedir. Bazıları olayın hemen ardından bir takım davranış değişiklikleriyle birlikte tepkiler gösterirken bazıları da önce hiçbir şey olmamış gibi davranıp daha sonra gecikmiş tepkiler vermektedirler. Veya, kimileri bu süreci daha kolay atlatırken bazıları için bu daha zor olabilmektedir. Çocukların travmatik olaylardan etkilenme derecesini belirleyen bazı faktörler vardır (TSSB, 2008). Bunlar:

• Ailenin tepkisi/yaklaşımı: Çocuk, travmatik olaydan doğrudan etkilenmese bile ailesinin olay karşısındaki tepkileri ve korkularından dolaylı olarak etkilenmektedir. Ebeveynler güçlü olumsuz tepkiler sergiliyorsa, çocuğun çaresiz kalan ailesine güveni sarsılmaktadır. Çünkü, yaşadığı olay büyük ihtimalle çocuğun ilk kez karşılaştığı bir olaydır ve çocuk o olayla ilgili bir davranış kalıbı oluşturmamıştır. Bu nedenle çocuğun ilk yapacağı şey anne-babasını izlemek olacaktır (Kılıç, Uslu, Erden ve Kerimoğlu, 1999).

• Daha önceki yaşantılar: Travmatik olaydan önce; anne baba boşanması, şiddete maruz kalma veya aile içinde şiddete tanık olma gibi örseleyici yaşantıları olan çocuklar travmatik olaydan daha çok etkilenebilmektedir. Bunun yanı sıra, araştırmalara göre, travmatik olay öncesinde de psikolojik problemi olan veya okul başarısı zaten iyi olmayan çocuklar, bu tür yaşantıları olmayan çocuklara göre olaydan daha çok etkilenmektedir. Ancak; önceki yıllarda stresli durumlardan geçmiş ve bununla baş edebilmiş çocukların olayın yarattığı etkilerden kurtulması diğer çocuklara göre daha kolay olmaktadır (TSSB, 2008).

• Travmatik durumlara tanık olma: Çocuklar, travmatik olayı bizzat yaşıyorlarsa ya da olayın meydana geldiği yere ne kadar yakınlarsa olaydan etkilenme düzeyleri de o denli yüksek olmaktadır (Öztan ve ark., 2001).

• Sosyal Destek: Çocukların travmatik olay sırasında ve sonrasında yeterli derecede sosyal desteğe sahip olması ve bu desteği alabilecek durumda olması travmatik olaydan etkilenme düzeyini azaltmaktadır. Aksi durumda, yani, anne-babanın çocuğa olan ilgi ve desteğinin azalması, çocuğun arkadaş ve komşularıyla ilişkide olduğu sosyal çevrenin bozulması çocuğun düzelmesini geciktirmektedir (Öztan ve ark., 2001).

• Aile içi ilişkiler: Aile içinde hastalık ya da ölüm gibi nedenlerle rollerin değiştiği, aile içi ilişkilerin bozulduğu, ailedeki yetişkinlerden birinin fazla alkol almaya başladığı ya da şiddetin olduğu durumlarda travmatik olay daha zarar verici olmakta ve iyileşme gecikmektedir. 

• Yaş/Cinsiyet: Çocukların zihni yetişkinlerinkinden daha esnek ve işlenmeye daha uygun olduğu için, çocuklar hem olumlu, hem de olumsuz etkilere daha açık olmaktadır. Bu nedenle, travmatik olaylardan etkilenme olasılıkları daha yüksektir. 

Cinsiyet açısından ise; travmatik olaylarda kız çocuklarının daha içe dönük, sakin oldukları görülürken; erkek çocuklarının daha hiperaktif davranışlar(olduğu yerde duramama, sürekli hareket etme) gösterdiği gözlenmiştir.

• Travmatik olayın süresi ve sıklığı: Çok kısa süren ve sadece bir kez olan bir olayla, uzun süren ve sık tekrarlanan bir olayın çocuk üzerindeki etkileri de farklı olmaktadır. Mesela; hafif bir depremi yaşayan, ancak çevrenin hiçbir şekilde etkilenmediği bir durumda çocuğun deprem korkusu geliştirme olasılığı düşükken; yoğun sarsıntılar yaşayan ve çevrede enkaz ve ölüler gören çocuğun deprem korkusu olma olasılığı daha yüksek olmaktadır. 

C.2. Ergenlerde Görülen Travma Sonrası Tepkiler

Ergenlik çağı bedensel, ruhsal, cinsel olarak belirgin değişiklerin olduğu dönemdir (Öztürk, 2004). Bu değişimlerin doğrultusunda ergenlik döneminde, ergenlerin travmayı algılamaları ve travmaya tepkileri de değişiklik göstermektedir.

Ergenlik çağındaki bireyler kişilik gelişimlerinin önemli bir döneminde bulundukları için hayatı anlamaya ve hayattaki rollerini sorgulamaya çalışmaktadırlar. Bu sırada yaşanan travmatik bir olay ani ve beklenmedik bir şekilde geliştiği için ruhsal hazırlık ve uyum için yeterli bir zaman yoktur. Travmatik yaşantılar insanların yaşadıkları dünya ile ilgili inanç ve beklentileri ile uyumlu olmadıklarından, anlam verilmesi güç, hatta imkansız yaşantılardır. Bu yüzden ergenler yaşadıkları travmanın kendileri, başkaları ve yaşadıkları dünya ile ilgili tüm inançlarını sarstığını dile getirmektedirler. bu inanç sarsılması ergenlere çaresizlik duygusuyla birlikte güvensiz de hissettirebilmektedir ( Herbert ve Sungur, 1999).

Travmadan sonra ergenler, hazır olmadan yetişkin rolü üstlenmeye zorlanabilirler. Anne ya da babanın beklenmedik kaybı ya da şiddete tanık olma ergenlerde olgunlaşmamış (prematüre) kimlik oluşumuna ya da kimlik karmaşasına neden olabilmektedir. Travmatik olayın uzun dönemli sonuçlarına anlayabilecek beceriye sahip olan ergenler, okul çağı çocuklarına göre pek çok açıdan travmaya maruz kalmaya daha yatkındırlar (Gökler ve Yılmaz, 2001).

Bu yaş grubunda akran ilişkileri önemli bir yere sahiptir. Ergenler, arkadaşları tarafından korkuları dâhil tüm duygularıyla kabul edilmek, yakın ilgi görmek istemektedirler. Kaygı ve gerginliklerini, saldırganlıklarıyla, isyankârlıklarıyla, içe kapanma ya da dikkat çekmeye çalışarak ortaya koymaktadırlar. Bu yaştaki gençler çok kişinin öldüğü ama kendi hayatının kurtulmuş olmasından dolayı suçluluk hissedebilmektedirler. Akranları tarafından kabul görmeyen ergenler içlerine kapanabilir ve bu ergenlerde depresyon görülebilir. Travmatik olayda yaraların sarılmasıyla ilgili toplumsal çabalarda kendilerine yetişkinler kadar sorumluluk tanınmadığı için kendilerini engellenmiş hissedebilmektedirler (Schmmokler, 1996).

Ergenlerin günlük aktivitelerinde azalmaya da artma görülebilmektedir. Örneğin; sürekli uykusuzluk hali ya da hep uyuma, çok yemek yeme ya da iştahsızlık gibi... Aile üyelerine ve akranlarına karşı saldırgan davranabilmekte ya da onlardan uzaklaşmak isteyebilmektedirler. Dikkati toplamada ve planlı davranmada güçlük çektikleri için okul başarısında düşme görülebilmektedir (Hisli, 1999).

İnkar (yadsıma) mekanizmasını kullanmak için fazla büyük olsalar da, başa çıkma yöntemi olarak oyun ve yeniden canlandırmayı kullanmazlar. Ergenler, bunun yerine, travmatik anıların yarattığı kaygılardan uzaklaşmanın bir yolu olarak kendine zarar verme davranışları göstermektedirler. Yaşadıkları acıdan uzaklaşmayı unutmayı düşünerek alkol, sigara ve uyuşturucu kullanmak isteyebilirler. Travmatik yaşantı sonucu ölen yakınınla birlikte olma ya da kendini yaşadığı için suçlu görmesinden dolayı intihar girişiminde bulunabilirler (Aysev, 1992).

Okul çağı çocuklarından farklı olarak, ergenler kendi davranışlarının travmatik olayın sonucunu ne şekilde etkilediğini ayırt edebilmektedirler. Ancak, yine de travmatik olayın ardından yoğun suçluluk duyguları yaşayabilirler. Ergenler travmanın yaşamlarını nasıl etkileyebileceğini tam olarak kavrayabilmekte ve incinebilir olduklarını bilmektedirler. Travmatik bir olayın ardından, yeni bir travma ya da kötü bir şey olacağı beklentisi içine girebilirler. Bu yaşlarda, gelecek planları yapmama ya da geleceğe karamsar bakma eğilimi gösterebilmektedirler. Yaşam, kendileri ve başkaları ile ilgili temel sayıltıları tamamen sarsılabilmektedir (Gökler ve Yılmaz, 2001).

Ergenlerde yaşanan büyük travmalar sonucunda sosyal katılımda azalma, yaşama ve var olan çevreye duyulan ilgide azalma, yabancılaşma duyguları ile birlikte kaygı, depresyon, ve yalnızlık gibi duygular da gelişebilmektedir (Hobfoll, 1998). 

Agarwal ve arkadaşlarının (1983) travmatik durumların ergenlerin gelecek beklentisinin sayısını arttırdığı ve yönünü değiştirdiğine ilişkin bulguları araştırmacılar tarafından oldukça ilginç bulunmuştur. Bu araştırmanın bulgularına göre, gelecek beklentisi sadece kısa süreli travma yaşantısında ve kalıcı fiziksel yaşantı olmadığı durumlarda gelişebilmektedir; ev, sürekli bir iş ve toplumsal çevre gibi kalıcı algılanan özelliklerden yoksunluk, bireyin yaşamını yeniden sorgulamasına ve gelecekle ilgili değişik içerikti ve çok sayıda plan oluşturmasına neden olmaktadır.

Bireydeki duygusal değişikliklerin bireyin gelecek beklentisi oluşturmada anahtar rol oynadığı düşünüldüğünde geleceğe dair planlar yapan ergenlerin travma sonucu bu planlarının da önemli ölçüde değiştiği görülmektedir. Depremi yaşayan ergenler, birçok ülkede ve Türkiye’de yaşayan, ancak depremi yaşamayan ergenlere oranla, başarıya ve ilişkilere ilişkin değil, yaşamını ya da bireysel özelliklerini değiştirmeye ilişkin çok sayıda plan oluşturmaktadır (Artar, 2002).

C. 3. Yetişkinlerde Görülen Travma Sonrası Tepkiler

Travma gibi ağır bir yaşantıdan sonra bireylerin tepki vermeleri oldukça normaldir. Travmatik olaylara her insan çeşitli türden tepkiler verebilmektedir. Örneğin; çocuğunu trafik kazasında kaybeden anne sürekli yas halindeyken, baba acısını belli etmemeye çalışabilir. Bu tepkiler tamamen normaldir. Ama bu tepkilerin altı ay devam etmesi normalliğini kaybettirmektedir (TSSB, 2008).

Travma altında kalan insanların hepsi aynı bozulma, yıkılma belirtileri göstermemektedir. Örneğin; büyük depremler sonrası insanların hepsi çok ağır travma yaşantılarına maruz kalmaktadırlar; hepsi ruhsal ve fiziksel olarak etkilenmektedirler. Ama hepsi ruhsal bozukluk derecesinde hastalanmamaktadır (Öztürk, 2004).

Birçok insan travma gibi zor yaşantıların başlarına gelmeyeceğini düşündüklerinden kendilerini güvende hissetmektedirler. Bunun nedeni, çoğu insanın ağır travmatik yaşam deneyimlerinden geçmemiş olması ve adil bir dünyada felaketlerin tesadüfen oluşmayacağına dair inançlarıdır. Ağır bir travma yaşadıklarında bu inançlar sarsılmakta, yanlışlıklar ortaya çıkmaktadır. Kişi yaşamı üzerindeki kontrolü kaybedebilmektedir. Bu yüzden travmatik olaylar sonrasında yaşanan travma, insan yaşamında önemli psikolojik değişimler oluşturmaktadır (Herbert ve Sungur, 1999). Bu değişimler yetişkinlerde görülen tepkiler olarak 3 başlık altında incelenmektedir:

C.3.a. Travmanın Rahatsız Edici Bir Şekilde Yeniden Yaşanması

Olayın yeniden istem dışı olarak hatırlanması sırasında travma döneminde yaşanan duygu ve düşünceler yeniden ortaya çıkmaktadır. Bu duygular; korku, panik, dehşet, öfke, üzüntü, umutsuzluk gibi duygulardır. Travma, yaşayan bireyin var olan güven duygusunu ve adil dünya inancını sarstığı için birey ne kadar hassaslaştığını düşünmekte ve aynı zamanda travma anında farklı davrandığını düşünerek kendini daha da suçlayabilmektedir (Herbert ve Sungur, 1999).

Travmatik bir olay yaşamış bir birey düşünceler ya da düşlemler aracılığıyla travmatik olayı tekrar tekrar anımsayabilmektedir. Tekrarlayan ve rahatsız eden rüyalar, kâbuslar görülebilmekte ve kâbus görmemek için uykusuzluk hali yaşayabilmektedir, uyusa bile benzer içerikli rüyalar ile tekrar uyanabilmektedirler (Alper, Bayraktar ve Karaçam, 2000).

Daha az görülmekle birlikte acı veren anıların gözler önünde tekrar canlanması da yaşanabilmektedir. Bu geri dönüşler travma anındaki rahatsız edici duygularla yeniden yaşanmasını o kadar güçlü sağlamaktadır ki birey o anı bedensel tepkileriyle tekrar yaşamaktadır (Başoğlu, 1992)

C.3.b. Donuklaşma ve Kaçınma

Donuklaşma tepkisi; travmayı yaşayan bireyin travmanın bir yönüne ya da tamamına duygularını kapatmasıdır. Olayı hiç yaşanmamış gibi algılamak ya da yok saymak anlamına gelmektedir. Travmadan sonra günlerce ya da aylarca sürebilmektedir. Duygusal donuklaşma travmadan sonraki ilk evrelerde olumsuz duyguları hissetmekten bireyi korusa da ilerleyen dönemlerde olumsuz sonuçlar oluşturmaktadır. Çünkü travmadan sonra duyguları dile getirmek, paylaşmak ilk başta sıkıntı verse de zamanla normal yaşama dönmeyi kolaylaştırmaktadır (Herbert ve Sungur, 1999).

Donuklaşmaya karşın olarak bazı bireylerde büyük huzursuzluk belirtileri, çılgınlar gibi hareketler, bağırıp çağırmalar, saldırganlık da gözlemlenebilir (Öztürk, 2004).

Kaçınma tepkisi de travma yaşayan bireyin sık kullandığı bir tepkidir. Kaçınmanın temel amacı, yaşanılan acı deneyimi hatırlatan durumlardan uzak kalmayı sağlamaktır. Çünkü bu durumlar travma sırasında bireyin yaşadığı korkuyu etkilemektedir. Travma sırasında yaşanılan korkuların tekrar yaşanılacağını düşünmek bile bireyi çok rahatsız etmektedir (Güleç ve Köroğlu, 2007). Kaçınmada bireyler travmaya eşlik eden uyaranlardan sürekli kaçınmaktadırlar. Buna bağlı olarak travmaya eşlik etmiş düşünce ve konuşmalardan kaçınacakları gibi travma ile ilgili anıları çağrıştıran yerler ve kişilerden de uzak durmaya başlamaktadırlar. İnsanlardan uzaklaşma ve önemli etkinliklere katılımın belirgin şekilde azaldığı görülebilmektedir (Alper, Bayraktar ve Karaçam, 2000).

C.3.c. Aşırı Uyarılma Tepkileri

Travmanın sonucunda bireyin yaşadığı olumsuz duygularla birlikte ortaya çıkan bedensel tepkilerdir. Genellikle travmayı hatırlatan ya da travmanın bir yönünü çağrıştıran durumlardan oluşur. Çok az rastlanmakla birlikte yaşanılan travmayla ilgisiz görülen durumlarda da ortaya çıkabilmektedir. Bu tepkiler vücutta üretilen adrenalin adlı maddenin dolaşım sistemi içine salgılanması sonucu oluşur. Travma sırasında da muhtemelen benzeri bir adrenalin salgısı gerçekleşmiştir (Herbert ve Sungur,1999).

Travmayı yaşayan birey sürekli uyarılmışlık halinde olduğundan sık sık irkilme tepkileri gösterebilmekte ve bu nedenle ağır uyku bozuklukları görülebilmektedir. Ayrıca artmış uyarılmaya bağlı olarak huzursuzluk çıkartacak bir neden yokken gereksiz tartışmalara girerek, çabuk sinirlenerek öfke patlamaları ve huzursuzluk yaşayabilmektedir. Dikkat dağınıklığı, uyaranları algılamada zorluk, zaman, yer ve kişilere karşı tam ya da kısmi bellek yitimi de travma yaşayan bireylerde görülmektedir (Öztürk, 2004).

Ayrıca travma sonucunda bir yakını kaybeden birey bu ölümü kabullenemeyebilmekte, ani bir şok yaşayabilmekte, kendinin yaşamasından dolayı kendini suçlayabilmekte ve ölmesi gerektiğini düşünebilmektedir. Bu suçluluk duygusu insanlardan uzaklaşmasına, yaşamın mutluluk ve zevk veren yönlerinden uzak durmasına neden olabilmektedir (TSSB, 2008).

Travma sonrası görülen bu tepkileri destekleyici şekilde bir çalışma yapılmıştır. Marmara bölgesinde yaşanan büyük deprem felaketinden 2-6 ay sonraki dört aylık dönemde yapılan bu çalışmada, ciddi biçimde örselendikleri belirlenen 10-16 yaş grubunda öğrenciler seçilerek, yarı-yapılandırılmış psikiyatrik görüşme yöntemiyle incelenmiştir. Olguların tümünde her alanda işlev bozukluğu ve uyarılma belirtilerinin aşırı düzeyde olduğu görülmüştür. Travmayı tekrar tekrar yaşama, travmayla ilgili sahne, görüntü, ses, koku ve tekrarlayan düşüncelerin 3 ile 5 ay arasında devam ettiği altı olgunun yanı sıra; travmayı çağrıştıran durumlarda fizyolojik tepkilerin gösterildiği örnekler sunulmuştur. Travmayı hatırlatıcılardan psikolojik kaçınma davranışı da belirgin bir şekilde görülmüştür (Ekşi, 2000).

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Karma ve Özgür İrade

Kendini Gerçekleştir: Ruhsal Güçlen, Dayanıklılığı Arttır

Düş Yolunda Rehberlik: Şamanik Trans ve Rüyaların Şifası