Aynı Gökyüzü, Farklı Pencereler: İletişim ve Empati

EMPATİ NEDİR? NASIL YAPILIR?
Dünya bazen sadece kendi sesimizi duyduğumuz yankılı bir oda gibi hissettirebilir. Oysa her insanın içinde, keşfedilmeyi bekleyen koca bir evren var. Empati, sadece bir başkasının ne hissettiğini tahmin etmek değil; kendi ayakkabılarımızı kapıda bırakıp, bir süreliğine başkasının adımlarına eşlik etme cesaretidir. Bu blogda, yargıları bir kenara bırakıp kalplerimizi birbirimize açmanın yollarını arayacağız. Çünkü bağ kurmak, hayatta kalmanın en zarif yoludur."
İnsan ilişkilerinin temel taşı olan empati; Bir insanın kendisini, karşısındakinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecidir. Modern dünyada kaybolmaya yüz tutmuş bir süper güç mü, yoksa geliştirilebilir bir kas mı? Bilim, empati kurabildiğimizde stres seviyemizin düştüğünü ve toplumsal bağlarımızın güçlendiğini söylüyor. Bu platformda; aktif dinleme tekniklerinden duygusal zekaya, nörobilimden günlük yaşam pratiklerine kadar empatiyi her yönüyle ele alacağız. Anlamak için dinlemeye hazır mısınız?
Empati karşımızdaki ile özdeşleşmek, ona benzemek, sempati duymak değil; onun bakış tarzını yakalamaya çalışma çabasıdır.
EMPATİ KURABİLMEK İÇİN GEREKLİ ÖĞELER
“Cömertlik ve yardım etmekte akar su gibi ol.Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.Hoşgörülükte deniz gibi ol.Ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol. Hoşgörülükte deniz gibi ol“ Mevlana
İki insan birbirinin farkına vardığı andan itibaren iletişim başlar; söylenen / söylenmeyen, yapılan / yapılmayan her şeyin anlamı vardır.
İletilmek istenenin karşımızdaki kişiye amaçlanan biçimde iletilmesi,
isteneni elde etmek ve beklenen tepkiyi oluşturmaktır. Beden dili %60, Ses tonu %30, Sözler %10 etkilidir.
İyi bir dinleyici:
- Susar,
- Konuşanı rahatlatır,
- Dinlemek istediğini gösterir,
- Dikkat dağıtıcı öğeleri uzaklaştırır,
- Empati gösterir,
- Zaman tanır,
- Öfke ve olumsuz duygularını kontrol eder,
- Soru sorar ,
- Yargılayıcı olmaz.
- Pasif Davranış: Kişiler duygu ve düşüncelerini ifade etmezler. Benlik saygıları düşüktür. Kaygılıdırlar. Suçluluk ve öfke duygusu yaşarlar. Kişinin verdiği mesaj;“ BEN ÖNEMLİ DEĞİLİM, SEN ÖNEMLİSİN.
- SALDIRGAN DAVRANIŞ: Diğer kişileri aşağılar, saygı göstermezler. Başkalarının duygu ve düşünceleri ile ilgilenmezler. Verdikleri mesaj: “SEN ÖNEMLİ DEĞİLSİN , BEN ÖNEMLİYİM”
- MANÜPLATİF DAVRANIŞ: Pasif görünür ama saldırgan davranırlar. Dürüst olmazlar ve imalı konuşurlar. Karşı tarafı suçlu hissettirirler. Verdikleri mesaj: “ BEN ÖNEMLİ DEĞİLİM, SEN DE ÖNEMLİ DEĞİLSİN, ÖNEMLİ OLAN ÇIKAR.”
- ATILGAN DAVRANIŞ: Kişi, kendisinin ve başkalarının haklarına saygılıdır. Kendisine olan güveni ve benlik duygusu yüksektir. Başkalarının duygu ve düşünceleri ile ilgilenir. Kişinin verdiği mesaj: “ BEN ÖNEMLİYİM, SEN DE ÖNEMLİSİN.”
- Olumlu ve olumsuz duygu ve düşüncelerini ifade edebilen.
- Hayır diyebilen.
- İstekte bulunabilen.
- Kendisi hakkında olumlu düşünen ve ifade edebilen.
- İletişimi başlatabilen, sürdürebilen ve sona erdirebilen.
- Dinleme ve tepki verme
- Özetleme
- Empati
- Yansıtma
* Küçük Bir Pratik: Gün içinde karşılaştığımız birine (kasiyer, iş arkadaşı, komşu) sadece "Nasılsın?" demek yerine, o anki ruh halini gerçekten fark etmeye çalışmak.
* Kapanış Mesajı: "Bugün kimin penceresinden bakmayı deneyeceksin?"
Çocuk İletişiminde Dışavurum Tekniği olarak Kuklanın Önemi ve Kullanım Teknikleri
1. Kukla Sanatı:
Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz
Kuklacı Felek Usta, kuklalar da biz.
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz. - Ömer Hayyam Rubai
Kelime kökeni: Kukla sözcüğünün kökenine bakılınca bu kelime Yunanistan'da “Doll”, Japoncada “Kugutsu”. Orta Asya'da var olan kuklanın göçlerle birlikte Anadolu'ya getirildiği büyük bir ihtimaldir. Kelime kökeninin Çingenelerden gelmiş olabileceği görüşü de var. Kökeni eski olmasına karşın kukla kelimesi Anadolu’da 16.y.y. sonlarında, 17.y.y. başlarında kullanılmaya başlanmıştır. Kaşgarlı Mahmut -11. yy da kız çocuklarının kendi yaptıkları ve oynadıkları bebeklere “Kudhurcuk” deniyor. Koğurcak, kurcak ,Kursak, Kukurcak, kavurcak. Çadırı Hayal(ipli kukla), Kolkurçak (el kuklası). Kuklacılığın adı Korçak oyunuydu.
KUKLA NERELERDE KULLANILIR?: Sanatta, Terapide, Eğitimde.
Toplulukların duygu ve düşüncelerini dile getirir. Çağın sanat anlayışını ve kültürel yapısını yansıtır.
Kukla Çeşitleri:
- El kuklası
- Parmak ve yüzük kuklası
- Çomak kukla
- Gölge kuklası
- İpli kukla
- Atık malzemelerden kukla
- Televizyon kuklası
- Dışavurum tekniği olarak en iyi oyun aracıdır.
- Çocuğa ulaşma ve onu keşfetmede pratik bir yöntemdir.
- Kendini sözel ifade etmeyen çocuklarda bile işe yarar.
- Duygularını tanımlama ve duygu kontrolüne yardımcı olur.
- Özgüven geliştirir.
- Eğlencelidir.
- Hayalgücünü geliştirir.
- Rahatlatır,sorunun ağırlığı daha az hissedilir.
- Sosyal ilişkiler (dinleme, sıra bekleme vb.)
- Ağlayarak
- Şiddet göstererek
- İçine kapanarak
- Oynayarak
- Evde yaşadığı sorunlar
- Okulda yaşadığı sorunlar
- Kardeş kıskançlığı
- Yemek yeme, uyumama, yıkanmama, tuvalet terbiyesi vb. gibi sorunlar
- Şiddet
TEHDİT VE TEHLİKEYE KARŞI KENDİNİ GÜVENDE HİSSETMEYEN BİREYLER, EĞİTİM SÜRECİNDEN YETERİNCE YARARLANAMAZLAR.BU NEDENLE OKULLAR ÖĞRENCİLERİN KENDİLERİNİ GÜVENDE HİSSEDECEKLERİ ORTAMLARI OLUŞTURURLAR.
ERKEN UYARI İŞARETLERİ:
- Kontrol edilemeyen öfke
- Disiplin sorunları
- Farklılıkları kabullenememe ve ön yargılı tutumlar
- Şiddetin oyunlarda,resimlerde, faaliyetlerde dışa vurulması
- Sosyal etkinliklere katılmama, dışarıda kalma
- Diğerlerini tehdit etme
- Kolay tatmin olmama
- Gözlem- Ne görüyorum, duyuyorum?
- Duygular- Ne hissediyorum?
- İhtiyaçlar- duygularımızın kaynağı olan karşılanan veya karşılanamayan ihtiyaçlarımızı dile getirmek.
- Rica/İstek- ihtiyacımızı karşılamak için eyleme çağıran açık bir rica formüle etmek. Ne yapılsın istiyorum?
Örnek: Yetişkin: Koşma Düşersin !!! ŞİM: Seni koşarken görünce, endişeleniyorum. Çünkü düşebilirsin. Senin güvende olman benim için gerçekten önemli. Koşmadan yürüsen olur mu?
ŞİM 4 aşaması-Çocuk için;
Gözlem: Seni yaparken gördüğümde/ duyduğumda………………….
Duygu: …………………hissettim.
İhtiyaçlar: Çünkü………………………………ihtiyacım var.
İstek-rica: Şu anda …….yapmanı isterdim/dilerdim.
Sınıf ortamında empati ve saygıyı geliştirir.
Çocukların duygularını ve ihtiyaçlarını ifade edebilmelerine olanak sağlar ve aynı zamanda diğerlerinin duygu ve ihtiyaçlarını duymaya ve dinlemeye de fırsat tanır
Çatışmalarda çocukların kendi seçimlerini yaparken başkalarının ihtiyaçlarına da dikkat çeker
Güdü kontrolüne yardımcı olur.
1.çocuk: Sen o arabayı aldın, artık senin arkadaşın değilim, küstüm !
ŞİM : Sen o arabayı aldığında çok kızgın hissettim. Çünkü ben de onu alıp oynamak istiyordum.
2.çocuk : Artık senin arkadaşın değilim, küstüm dediğinde çok üzüldüm. Çünkü seninle arkadaş olmayı seviyorum.
1. Çocuk: Sen saçımdan çektiğin zaman canım çok yanıyor. Çok üzülüyorum.
(Neye ihtiyacın var ?) Senin beni sevmene ihtiyacım var.
Çocuk: kimse beni sevmiyor
Öğretmen: Gerçekten üzgün hissettiğini görüyorum. Çünkü arkadaşlarınla eğlenmiyorsun. Halbuki eğlenmeye ihtiyacın olduğunu biliyorum.
ŞİM hangi dile karşı?:
Etiketleme: Çok tembel, çok akıllı, çok yaramaz….
Eleştirme: Haklıyım, haksızsın, iyi bir aile değil
Suçlama: bunu yapabilirdin, bu onun suçu, bunu bal gibi de biliyorsun…
İnkar: yapmak zorundaydım, mecburdum, bunu yapmama sen neden oldun…
Tehdit edici: bu şekilde davranmazsan şunu alamazsın…
I. Şiddetsiz İletişim Pratiğinin Temellerinde Yatan Varsayımlar İnsan doğası hakkındaki bireysel ve kolektif düşüncelerimiz evrildiler ve de evrilmeye devam edecekler. Bu düşünceler, neyin mümkün olduğuna dair beklentilerimizi, yarattığımız toplumsal yapıları, kendimizle ve diğer insanlarla etkileşimimizi biçimlendiriyorlar. Bu yüzden varsayımlarımız, yaşadığımız hayat ve kolektif olarak yarattığımız dünya üzerinde derin bir etkiye sahipler. Aşağıda Şi pratiğinin dayandığı anahtar varsayımları bulacaksınız. Eski birçok gelenek bu varsayımları paylaşır; Şİ onları uygulamaya koyabilmek için bize güçlü somut araçlar sunar. Bu varsayımlardan yola çıkarak yaşadığımızda kendimizle ve başkalarıyla bağlantı kurmak gittikçe daha mümkün ve kolay hâle gelir. 1. Tüm insanlar aynı ihtiyaçları paylaşır: Karşılamak için kullandığımız stratejiler farklılık gösterse de, hepimiz aynı ihtiyaçlara sahibiz. Çatışma (anlaşmazlıklar) ihtiyaçlar düzeyinde değil, stratejiler düzeyinde ortaya çıkar. 2. Tüm davranışlar ihtiyaç karşılama girişimleridir: İhtiyaçlarımızı karşılama arzusu, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, her davranışımızın temelinde bulunur. İhtiyaçlarımızı karşılamak için daha etkin stratejilerin varlığının farkında değilsek, şiddete başvurur ya da kendimizin ve başkalarının ihtiyaçlarını karşılamayan davranışlarda bulunuruz. 3. Duygular karşılanan ya da karşılanmayan ihtiyaçlara işaret ederler: Başkaları duygularımıza neden olmaz, sadece onları tetikleyebilirler. Duygularımız doğrudan, söz konusu koşullarda ihtiyaçlarımızın karşılanması veya karşılanmaması deneyiminden kaynaklanırlar. İhtiyaçlarımızın karşılanıp karşılanmadığına dair değerlendirmemiz ise, neredeyse kaçınılmaz biçimde, hep bir yorum ya da inanç içerirler. İhtiyaçlarımız karşılandığında mutlu, tatmin olmuş, huzurlu vb. hissederiz. İhtiyaçlarımız karşılanmadığında üzgün, korkmuş, hayal kırıklığına uğramış vb. hissederiz. 4. Huzur ve barışa giden en doğrudan yol kendimizle bağlantı kurmaktır: Barışı deneyimleme kapasitemiz ihtiyaçlarımızın karşılanmasına bağlı değildir. İhtiyaçlarımız karşılanmadığında bile, kendimizle bağlantı kurma ihtiyacını karşılamamız iç huzurumuz (iç barışımız) için yeterli olabilir. 5. Seçim içseldir: Koşullardan bağımsız olarak biz, ihtiyaç farkındalığından yola çıkan bilinçli seçimler yaparak özerklik ihtiyacımızı karşılayabiliriz. 6. Tüm insanların şefkat duyma kapasitesi vardır: Şefkate doğuştan yeteneğimiz olmakla birlikte, ona nasıl erişebileceğimizin bilgisine her zaman sahip değiliz. Şefkatle karşılandığımızda ve özerkliğimize saygı gösterildiğinde, bizim de içimizde bulunan kendimize ve diğerlerine yönelik şefkate erişimimiz daha fazla olur. Şefkati büyütmek, doğrudan, ihtiyaçlarımızı barış içinde karşılama kapasitemize katkıda bulunur. 7. İnsanlar vermekten keyif alırlar: Kendimizin ve başkalarının ihtiyaçları ile bağlantı kurduğumuzda ve verme eylemimizi bir seçim olarak deneyimlediğimizde, doğal olarak, başkalarına katkıda bulunmaktan keyif alırız. 8. İnsanlar ihtiyaçlarını birbirine bağlı ilişkiler aracılığı ile karşılar: Bazı ihtiyaçlarımız kendimizle ilişkimizin niteliği sayesinde, bazıları da kimimiz için hayatın manevi boyutu aracılığı ile karşılansa da, birçok ihtiyacımız diğer insanlarla ve doğa ile ilişkimiz aracılığı ile karşılanır. Başkalarının ihtiyacı karşılanmadığında bizim de ihtiyaçlarımız karşılanmadan kalır. 9. Dünyamız ihtiyaçlarımızı karşılamak için bereketli kaynaklar sunar: İnsanlar herkesin ihtiyaçlarına değer vermeyi önemsemeye başlayıp bağlantı kurma becerilerini yeniden kazandıklarında ve kaynakları paylaşma konusundaki yaratıcılıkları canlandığında, şu anki hayal edebilme sıkıntısından doğan krizi aşarak herkesin temel ihtiyaçlarını karşılama yollarını bulabilirler. 10.İnsanlar değişir: Hem ihtiyaçlarımız hem de onları karşılamak için uyguladığımız stratejiler zaman içerisinde değişirler. Kendimiz ve birbirimiz için mevcut olabildiğimiz durum ve anda, tüm insanların bireysel ve kolektif olarak büyüme ve değişme gücü/yetisi vardır. II. Şiddetsiz İletişim’i Uygularken Anahtar Niyetler Niyetlerimiz hakkında netliğe sahip olmak, değerlerimizle uyum içinde yaşamamıza ve davranmamıza yardımcı olabilir. Hayatlarımızı zenginleştirdiklerine ve herkesin ihtiyaçlarının barış içinde karşılandığı bir dünyaya katkıda bulunduklarına inandığımız için Şiddetsiz İletişim’i uygularken aşağıdaki niyetleri dikkate alırız. A. Açık Kalple Yaşamak 1. Kendine şefkat: Her türlü kendini yargılama, suçlama ve talepkarlığı bırakmaya ve bütün davranışlarımızla karşılamaya çalıştığımız ihtiyaçlar için, kendimizi anlayışla ve şefkatle kucaklamaya niyet ediyoruz. 2. Kalpten ifade etmek: Kendimizi ifade ederken, kalpten konuşmayı, duygularımız ve ihtiyaçlarımızı ifade etmeyi ve spesifik, gerçekleştirilebilir ricalarda bulunmayı amaçlıyoruz. 3. Şefkatle duymak: Başkalarını dinlerken, kendilerini nasıl ifade ettiklerinden bağımsız olarak ve ifadeleri ya da davranışları bizim ihtiyaçlarımızı karşılamasa bile (örn. yargılar, talepler, fiziksel şiddet) ifade ve davranışlarının arkasındaki duygularını ve ihtiyaçlarını duymayı hedefliyoruz. 4. Bağlantıya öncelik vermek: Özellikle zor durumlarda, aceleci ve uzlaşma eğilimli çözümler aramak yerine, herkesin ihtiyacıyla açık kalple bağlantı kurmaya odaklanmaya niyet ediyoruz. 5. “Doğru” ile “yanlış”ın ötesinde: “Doğru” ve “yanlış” olarak değerlendirme (ahlaki yargılar) alışkanlığımızı dönüştürmeyi ve insani ihtiyaçların karşılanıp karşılanmadığına (ihtiyaç-temelli değerlendirme yapmaya) odaklanmaya niyet ediyoruz. B. Seçim, Sorumluluk ve Barış ve Huzur 1. Duygularımızın sorumluluğunu almak: Başkalarının bize herhangi bir şey hissettirme gücü olmadığının farkına vararak, duygularımızı kendi ihtiyaçlarımıza bağlamayı amaçlıyoruz. Bunun farkına varmak, bize ihtiyaçlarımızı karşılamak için başkalarının değişmesini beklemek yerine eyleme geçme gücünü verir. 2. Davranışlarımızın sorumluluğunu almak: Her anda seçeneğimiz olduğunun farkında olmaya ve ihtiyaçlarımızı en iyi karşılayacağına inandığımız davranışları yapmaya niyet ediyoruz. Korku, suçluluk, utanç, ödül arzusu, görev ya da zorunluluktan kaynaklanan davranışlardan kaçınmayı amaçlıyoruz 3. Karşılanmayan ihtiyaçlarla barışık olmak: İhtiyaçlarımızın karşılanmadığını deneyimlediğimizde uyanan duygularımızla çalışmayı ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için ısrar etmek yerine o ihtiyacın kendisi ile bağlantı kurmayı amaçlıyoruz. 4. İhtiyaç karşılama kapasitemizi artırmak: İçsel kaynaklarımızı, özellikle de Şİ becerilerimizi geliştirerek daha fazla bağlantıya ve ihtiyaçları karşılamak için daha geniş strateji çeşitliliğine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. 5. Anı yakalama kapasitemizi artırmak: Kimin ne olduğuna dair değişmez hikâyeler ve düşünceler yerine o anki uyaran karşısında kendimizin ve diğerlerinin ihtiyaçlarıyla bağlantı kurabilme kapasitemizi geliştirmeyi amaçlıyoruz. C. Gücü paylaşmak (Ortaklık/Partner olmak) 1. Tam anlamıyla herkesin ihtiyaçlarını gözetmek: Taleplerde değil ricalarda bulunmayı, böylece başkalarının da kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik stratejilerine açık olmayı amaçlıyoruz. “Hayır”ı duyduğumuzda ya da bir başkasının ricasına “hayır” dediğimizde, sadece kendimizinkini veya karşımızdakininkini değil, herkesin ihtiyaçlarını karşılayacak çözümler için çaba harcamayı amaçlıyoruz. 2. Kaynakları ihtiyaç temelli paylaşma kapasitemizi artırmak: Doğal çevremizin ve en fazla sayıda insanın en fazla ihtiyacını karşılamak hedefiyle dünyamızın kaynaklarının paylaşımında ihtiyaç temelli stratejiler geliştirmeyi ve uygulamayı amaçlıyoruz. 3. Gücün koruyucu amaçla kullanımı: Sadece acil bir fiziksel güvenlik ihtiyacını karşılamada diyalog imkânsız olduğunda; eğitmek, cezalandırmak ya da karşı tarafın onayı olmadan istediğimizi yaptırmak için değil, korumak amacı ile gerekli minimum gücü kullanmaya niyet ediyoruz. Fiziksel güvenliği sağlar sağlanmaz diyaloğa dönmeyi amaçlıyoruz.
Kasıtlı
olarak uydurulmuş, gerçekle ilgisi olmayan sözlerle başkasını
kasıtlı olarak aldatmaktır. 5 yaşına kadar olan çocuklar hayali
çok hızlı geliştiğinden gerçekle hayali çok iyi ayırt
edemezler. 6-7.yaş sonlarına kadar abartılı konuşurlar.
(Kırkıncıoğlu, 2003. s.127).
Yalan söylemek bir hatayı
gizlemek amacıyla gerçeğe uygun olmayan bir girişimde
bulunmaktır. Bu girişim yolunu sözle değil jest, yazı ve
susmayla da olabilir. Sosyal bir davranış olan yalanın amacı
başkalarını yanıltmaktır. Anne ve babaların çoğu çocuğun
gerçeğe sadık kalmasını erken bir dönemde isterler. Oysa 3 yaş
çocuğunun inanılması güç hikayeler uydurması doğaldır. Çocuk
hayal gücü geniş ve zeki olduğu ölçüde bu konuda başarılı
olur. Öykü uydurmak, taklit oyunu oynamak yalan söylemek değildir
ve engelleyici girişimlerde bulunulmaması gerekir. Yaşamının ilk
beş yılında çocuğun yalan söylemesi konusunda endişe etmeğe
gerek yoktur. Gerçeğe sadık kalma zaman içerisinde gelişen bir
olgudur. (Yavuzer, 2003,s 284).
Yalan bir davranış
bozukluğudur ve davranış bozukluğu çocuğun çeşitli ruhsal ve
bedensel nedenlere bağlı iç çatışmalarını davranışlarına
aktarması sonucu ortaya çıkar. Aslında çocukların söylediği
yalanlar büyüklerin söylediklerine göre masum kabul edilebilir.
Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği için, gördüklerini
çarpıtarak anlatır ve uydurur.
Yalan; Söyleniş Biçimi ve Söylendiği Yaşa Göre
Şu Şekillerde Görülebilir:
Küçük
çocukların sözde (pseudo)yalanları:
Çocuk psikologlarına göre çocuk 7 yaş öncesinde yalan söylemez.
Bazı uzmanlarsa ilk yalanın 6 yaş dolaylarında görüldüğünü
söylemektedir. Çocukların gerçek dışı konuşmalarına hemen
yalan damgası vurulmamalıdır. 3 -4 yaş çocuklarının sıkça
söylediği yalanlar aslında gerçek yalan değil sahte başka bir
değişle “sözde” (pseudo) yalanlardır. Örneğin,bardağı
deviren çocuk bunu kardeşinin yaptığını söyleyebilir.
Görünürde yalan oyun niteliği taşır. Çocuk çevresindeki
kişiler ya da kendisiyle ilgili olaylara ayrıntılar ekleyerek
süsler. Çoğunlukla çocuk ikinci bir kişi yaratır. Duygu ve
sorumlulukların bir kısmını ona aktarır. Tek çocuk veya diğer
kardeşleri kendisinden çok büyük olanlarda daha sıktır
(Yavuzer, 2003, s.249).
Patolojik Yalanlar:Kişi doğruyu söylemek kendisi için daha avantajlı olsa da yalan söyler. Önceden düşünmeden ,o anda öylesine söylenen yalanlardır. Diğer bir deyişle, söyleyen kişinin gelişimine ve yaşamına zarar veren, onu zor duruma sokan yalanları, patolojik yalanlar olarak adlandırabiliriz. Bazen çevresindekileri kolayca inandırabileceği şeyler anlatır, bazen de ilginç şeyler anlatarak çevresindekileri şaşırtırlar. Bu tür yalanlar söyleyen çocuklar dikkat çekmek, ilgiyi kendi üzerlerinde toplamak için yalan söylerler. Yaptıkları bir suçu gizlemek için de yalan söyleyebilirler. Duyguların bozukluğunun bir belirtisi olarak görülmektedir.Aşağılık duygusu ve güç sistemi, bazı patolojik yalanların temel nedenlerini oluştururlar. Patolojik yalanda çocuk çok ilgisiz ve kaygısız görülmektedir. Okulla ilgilenmez, aile içi olaylara kayıtsızdır. Sosyal değişikliklerle yetinir, gerçek arkadaşlığı aramaz. Yaşından daha aşağı görünür, davranışları çocuksudur. Duygusal ve ahlaki olgunluğa ulaşmamıştır. Çocukta yalanın alışılmamış sıklığı, hırsızlıkların ortaya çıkması,alarma geçilmesi gerektiğini gösteren durumlardır. Ayrıca patolojik yalan gerçeğe benzerdir . İnanılmak istenen çocuk bunun için önlemler almaktadır.Alışkanlık halini alan uydurma, yarar sağlamasa da devam eder. Patolojik yalanı diğerlerinden ayıran özelliği olmayacak şeyleri anlatmak, abartmak, çevresindekilerde şaşkınlık uyandırmak ve tüm bunlardan zevk almaktır
Alışkanlık haline gelen yalanlar(Sosyal Yalanlar): Çocuğun gerçek ile gerçek olmayanı ayırt etmesinden sonra yalanın halâ devamı halinde bu davranışın temelinde çevreyle olumsuz ilişkiler yatıyor demektir. Bir takım bencilce sonuçlar elde etme amacıyla, bilerek ve isteyerek başkalarını aldatmak söz konusudur. Bu tür yalanın “kendini kontrol edememe ve aşırı bencillik”le yakından bir ilgisi vardır. Bu durum, çocukların eğitiminde sosyalleştirme işinin gerektiği gibi yapılmadığının bir göstergesidir. Çocuk başkasının haklarına en azından kendisininki kadar değer vermeyi öğrenememiştir. Bu tür çocuklar cezadan korunabilmek için yalan söyler. Çocuk ergenlik dönemine geldiğinde yalanın türü ve içeriği değişir gönül alma ve nezaket gibi sebeplerle bilinçli bir davranışla yalana başvurur. Buna “sosyal yalan” denmektedir Bunlar en yaygın olan yalanlardır. Bir yere gideceğimiz zaman, gitmek istemiyorsak, "hastayım " deriz. Şunlardır:
Hayali Yalanlar: Küçük çocuklar gerçeği iyi değerlendiremedikleri için uydururlar. Yetişkinler bunları yalan olarak görür
Taklit Yalanlar:Çocuklar ana-babayı örnek alır. Ana-babanın yalanına tanık olan çocuk, yalan söylemeyi öğrenir. Ör; doktora gidiyoruz diye gezmeye giden anne-baba çocuğun yalan söylemesine zemin hazırlar.
Savunma Yalanları:Çocuk kendini korumak için yalan söyler. Çocuk sık sık eleştiriliyorsa, sert tepki gösteriliyorsa, mükemmelliğe zorlanıyorsa çocuk yalana başvurabilir. Doğru söylediğinde "yalan söylüyorsun" diye suçlanan çocukta , bu yalanların alışkanlık haline gelebilir.
Yüceltilmiş Yalanlar: Başkalarının hayranlığını kazanmak için söylenen yalanlardır.
Bazen de çocuklar bir özlemini dile getirmek için yalan söyler. Ör; babasız bir çocuğun "babam var" demesi gibi. Normal yollardan takdir edilmeyen çocuk, yalana başvuracaktır."Annem öldü" diyen bir çocuk, kardeş doğumu ile birlikte ilgisiz kaldığı için böyle söylemektedir
Çıkar Karşılığı Söylenen Yalanlar; özellikle anne-babaların kendi çıkarları için
yalan söylemeleri ve bu duruma çocuğu şahit göstermeleri bu davranışın öğrenilmesine
neden olur. Eğer bir de bu durumda çocuğun ödüllendirilmesi söz
konusu ise çocuk davranışı iyice pekiştirir.
Yalan
söyleme davranışının nedenleri nelerdir?
Yapılan
araştırmalar, insanlar arasındaki nöropsikolojik farklılıkların
doğruyu söyleme olasılığını etkilediğini, ailevi ve genetik
faktörlerin çocukların yalan söylemelerine yol açtığını
ileri sürmektedir.
Yalan söylemeyen çocuk yoktur. Yalan
çocuğa ilişkide bulunduğu çevre tarafından öğretilir ve
pekiştirilir. Çocuk taklit etme yoluyla, diğer çocukları ya da
yetişkinleri gözlemleyerek yalan söylemeyi öğrenebilir. Anne
baba birbirine ya da çocuğa yalan söylüyorsa yalanlar
çoğalır.
Çocuklar özlem duydukları, gerçek olmasını
istedikleri şeyler için yalan söylerler (annesinden ayrı yaşayan
bir çocuğun her gün annesinin kendisini aradığını söylemesi,
babasız büyüyen bir çocuğun arkadaşlarına babasıyla
yaptıklarından sözetmesi gibi).
Kurgulanmış ve kendi
içinde tutarlılığı olan yalan fantezileri üretmek, genellikle
anlayışsız ebeveynler tarafından stresli ortamlarda yetişen
çocukların gösterdiği bir özelliktir. Pek çok davranışına
karışılan ve eleştirilen çocuk, hata yapmış olmaktan ve küçük
düşürülmekten korkar hale gelir. Bu durum çocuğun uygunsuz
davranışını ebeveyninden veya otorite sahibi kişiden gizleyip
kendini suçsuz gösterme çabasına girerek yalana başvurmasına
yol açar. Örneğin başını derde sokmamak için mazeretler
uyduran "yatağını topladın mı?" sorusuna toplamadığı
halde "topladım" diye cevap veren çocuk,
cezalandırılmaktan ve sorumluluktan kaçtığı için yalan
söylüyor olabilir
Cezalandırmaya
yatkın anne babaları olan çocukların, yalan yoluyla istediklerini
elde ettikleri ve bu yüzden de yalanı alışkanlık haline
getirdikleri görülmektedir.Yalan hatalı davranışın çocuğa
baskıyla kabul ettirilmek istenmesine bir tepki olarak ortaya
çıkabilir.
Yalan takdir edilmek amacıyla söylenebilir.
Yetişkinler özgüvenlerini geliştirmek için farklı yollara
başvururlar. Ancak çocukların yolları sınırlıdır ve bu gibi
durumlarda yalan söyleme davranışını seçebilirler (örn: çocuk,
öğretmeni onu taktir etsin diye hiç çalışmadığı halde çok
ders çalıştığını söyleyebilir).
Aileye aşırı
bağımlılık sonucu anne babayı üzme ve sevgilerini kaybetme
korkusuyla üzüntü ve sıkıntı veren bir gerçeğin reddedilmesi
yalanı ortaya çıkartabilir. Anne babanın yanlış tutumlarına
karşı çocuğun geliştirdiği utangaç ve içe dönük kişilik
özellikleri hatayı itirafı önleyerek yalana yol açabilir.
Yalan
konusundaki hipotezlerden biri de geçmişte yaşanan kötü
tecrübelere (dayak, cinsel ya da duygusal istismar vb. gibi) yalan
yoluyla çözüm geliştirmeye çalışılmasıdır. Bu durum yalan
söylemenin, başka türlü özümsenemeyecek şeyleri gizlemek veya
inkar etmek için çıkar yol olarak görülmesi biçimindedir.
Yalan grup içinde statü kaybetme endişesi ile de
söylenebilir (arkadaşlarının beğenisini kazanmaya çalışan bir
çocuğun babasının milli sporcu olduğunu söylemesi gibi).
Araştırmalar sosyo-ekonomik gelir düzeyinin yalan söyleme
ile ilgisinin olmadığını göstermektedir.İnsanların neden yalan
söylediklerine dair yapılan araştırmalarla aşağıdaki sonuçlara
ulaşılmıştır.
İnsanlar kendilerine yarar sağlamak
amacıyla yalan söyleyebilirler. Bu tür yalanların kişiye ya da
sosyal çevresine somut faydaları vardır
Benlik saygılarını
korumak için yalan söyleyebilirler. Bu durum savunma mekanizmaları
ve kişinin kendini kandırması biçiminde görülür. Geçici de
olsa güzel şeyler hissetmek için yalan söyleyebilirler. Hayal ve
dileklerin gerçekleşmesi için söylenen yalanlar gibi.
Kendini
farklı hissetmek ve özerkliğini garanti altına almak amacıyla
yalan söyleyebilirler.Bilinçli ya da bilinçsiz saldırgan
eğilimler sonucu yalana başvurabilirler. Başkalarını alt etmeyi
sağlayan yalanlar gibi kendilerini güçlü ve üstün hissetmek
için yalan söyleyebilirler.
Yalan,
söyleyen ve söylenen kişi arasındaki bir alışverişten
ibarettir. Bazen kişi kendini kandırma ihtiyacından dolayı
karşısındaki kişinin yalan söylemesini kolaylaştırabilir.
Gelişim sürecinde yalan :
Çocukluğun ilk yılları:Çocukların kaç yaşında yalan söylemeye başladıkları bir tartışma konusudur. Bir çocuğun tam anlamıyla yalan söyleyebilmesi için diğer insanların düşüncelerinden haberdar olması gerekir.Bazı araştırmacıların belirttiğine göre çocuklar 3,5 yaşına kadar karşıdaki kişilerin fikirlerinden habersizdir.Araştırmacılar çocukların gelişimlerinin ilk yıllarında kandırma ile ilgili davranışları toplumsal yaşamda büyükleri memnun etmek ya da cezadan kaçmak için önceden öğrendikleri tepkileri sergileyerek geliştirdiklerini belirtirler.
Woolf çocukların dört yaşından önce yalan söyleyemeyeceklerini çünkü gerçeğin bile farkında olmadıklarını ifade eder. Woolf’un yalanın başlangıcı olarak belirlediği yaş bir çok araştırmacı tarafından çürütülmüştür. Yapılan bir araştırmada ağabeyi ortalıkta yokken döktüğü sütün suçunu ona atan iki yaşındaki bir erkek çocuğu ve kendi kendini dövüp başka bir çocuğun bunu yaptığını belirten 2,5 yaşındaki bir kız çocuğu örnekleri verilmiştir.
Yalan fantezileri üretmek, olgunlaşmamış anlayışsız ebeveynler tarafından stresli ortamlarda yetiştirilen çocukların gösterdiği bir özelliktir. Yalan fantezileri üreten bir çocuk dileklerinin gerçek olmasını diliyor demektir.
Ergenlik:Ergenlik öncesi dönem çocukların nasıl iletişim kuracaklarını, neyi dışarı vereceklerini, neyi içerde tutacaklarını ve nasıl kandırıp yalan söyleyeceklerini öğrendikleri dönem olur. Çocukluğun ilk yıllarında doğrunun tüm çıplaklığıyla söylenmesi hoş görülse de ergenlik çağına gelen çocuklara bunun tam tersi öğretilir. Ergenlik çağındaki bireylere insanları üzecek gerçekleri söylememeleri öğretilir.Cinsellik, para, uyuşturucu ve alkol ile ilgili aile sorunları sır olarak saklanır. Çok gizli sırları olan aileler dışarıya sır vermemek için aşırı gayret sarf ederler. Sonuçta ergenlik çağındaki çocuklar yavaş yavaş hile ve yalan içerecek şekilde bilgi, fikir, duygu ve düşüncelerini toplumdan saklamaya ve yerine göre göstermeyi öğrenmeye başlarlar. Bu bir dereceye kadar her ailede öğretilir.
Genç Yetişkinlik:Genç yetişkinlerin maruz kaldıkları psikolojik baskılar sevgiliden ayrılma cinsel dürtüler gibi yalanın bir hastalık belirtisi olarak ortaya çıkmasına kadar gidebilir. Özerk bir birey olmaya çalışan genç yetişkin anne-babasından bağımsız kararlar almaya çalışırken yalana sığınabilir ya da anne babasına karşıt tepki geliştirerek patolojik bir boyutta doğrucu olup çıkabilir. Bu durum iç hesaplaşmalar yaşayan genç yetişkinin vicdanını rahat hissetmesini sağlayabilir.
Yalanı Engellemek İçin Neler Yapabiliriz?
Yalanın niteliğini bilmek
Buna neden olan psikolojik faktörleri saptamak
Kime karşı söylediğini saptamak
İlgili kişilerle görüşmeler düzenlemek
Cezalandırmadan kaçmak
Olumlu iletişim kurmaya çalışmak
Kendini ifade etmesine izin vermek
Örnek olmak…..
Yalanın niteliği
Yalanı engellemek için
öncelikle yalanın niteliği bilinmelidir. Öncelikle yalan ne tür
bir yalandı bunu tespit etmek gerekir,
A TÜRÜ: bir başkasını
incitmemek için mi?, başkasına yardım için mi?, bir öyküyü
süslemek için mi?
B TÜRÜ: maksatlı mıydı, hatadan dolayı
suçlanmayı önlemek için mi, suçu başkasına atmak için mi,
birine zarar vermek için mi, hak etmediği bir ödülü almak için
mi, hep tekrar eden bir durum mu,
C TÜRÜ: ilgi çekmek,
sevilmek için miydi,dikkat çekmek kendini önemli hissetmek için
mi yalan söylüyor.
Psikolojik faktörlerin saptanması
Yalandan çok buna neden olan psikolojik faktörler ele alınmalıdır.
Kıskançlıktan Söylenen
Yalanlar
Kıskançlık doğuştan bizde varolan bir duygudur. Çocuklar
yetişkinlerden farklı olarak bu duyguyla başa çıkamayıp yalan
söylemek diye nitelendirdiğimiz tepkiler verebilirler. Yeni kardeşi
olan bir çocuk “kardeşim bana vurdu” diyebilir. Çocuklar bu
boyutlarda kıskançlık yalanları söyleyebilirler. Arkadaşları
“yalan söylüyorsun “ dediğindeyse sinirlenip ağlarlar(Yavuzer.
2003,s.253).
Mutsuzluktan Söylenen Yalanlar
Mutlu
olmak bizim yaşam amacımızdır. Hem ruhumuz hem de organizmamız
için gereklidir. Mutsuz olan insan mutlu olabilmek için çabalar.
Çocukların mutsuzlukla başa çıkma yolu dışarıya mutlu
görünmektir. Anne ve babası arasında problem olan çocuk bunu
kimsenin bilmesini istemez ve onların çok iyi geçindiklerini
söyleye bilir. Okulda arkadaşlarıyla iletişim kuramayan bir çocuk
evde ailesine arkadaşları içinde en sevilen kişi olduğunu
söyleyebilir (http://www.milliegitim-net/e/cocuk/yalan-htm).
Travma Sonrası
Stresle Başa Çıkmak İçin Söylenen Yalanlar
Bu
grupta yalanlar genelde anne babanın birinin ölümü sonrasında
söylenenlerdir. Ölen kişiyi hayattaymış gibi yansıtırlar.
Ülkemizde yaşanan 17 Ağustos depremi sonrasında birçok çocuk
çok güzel evleri varmış gibi konuşup travma sonrasında stresle
başa çıkmaya çalışmıştır(Yavuzer. 2003,s.253).
Dikkat
Çekmek İçin Söylenen Yalanlar
Çocuklar bazen çevrelerindeki ilgiyi ve dikkati üzerlerine
çekmek içinde yalan söylerler. Mali açıdan söylenenler
ağırlıklıdır. Evleri olmadığı halde evleri olduğunu
söyleyenler ya da ekonomik durumlarını abartarak anlatanlar
vardır. Aslında hiç gitmediği bir yeri gördüğünü söyleyen
çocuklar
olabilir(http://www.milliegitim-net/e/cocuk/yalan-htm).).
Korkudan
Söylenen Yalanlar
Çocuklar
korktukları anlarda yalana başvururlar yani durumu ve olayı
değiştirerek anlatırlar. Ne bilinçli bir zarar verme, ne de
bilinçli bir kandırma davranışı vardır. Burada sadece korku
duygusundan kaynaklanan, çocuğun kendisini koruma davranışı
vardır. Yaptığı bazı hataları veya yaramazlıkları inkar eden
çocuk kendisini korumaya çalışmaktadır. Çünkü bunun sonucunda
nasıl bir tepki olacağını bilmektedir (Yavuzer. 2003,s.253).
Takdir Edilmek İçin
Söylenen Yalanlar
Çocuklar
da yetişkinler gibi öz benliklerinin okşanmasından hoşlanırlar.
Bunun sonucunda da özgüvenleri artar. Biz yetişkinler özgüvenimizi
geliştirmek için farklı yollara başvururuz ancak çocuklar yalan
söylemeyi tercih edebilir. Takdir edilmek adına söylenen yalanlar
arasında cesur olmak, güçlü olmak, çalışkan ve başarılı
olmak, zengin olmak gibi senaryolar ilk
sıralardadır(http://www.milliegitim-net/e/cocuk/yalan-htm).
Kime karşı yalan söylediği
Ailesine karşı söylüyorsa aile ile görüşmeler düzenlenerek ne zaman yalan söylediği ve hangi durumlarda söylediği saptanmalı. Yalan söylemesi karşısında ailenin tutumu nasıl; suçlayıcı mı davranılıyor, görmemezlikten mi geliniyor….. Aile bireyleri yada sosyal çevrelerinde çocuğun model alabileceği kimseler var mı bunların saptanması gerekiyor. Aile bunun farkında mı eğer farkındaysa ilk ne zaman fark ettiler ve bu süreç içerisinde ailenin daha çok nasıl bir tutum sergilediği saptanmalı.
Öğretmenlerine karşı yalan söylüyorsa öğretmenler ile görüşmelerde hangi durumlarda yalan söylediği derslere dair mi yoksa başka durumlarda mı yalan söylediği saptanmalı.ilk ne zaman fark edildiği , çocuk ile bireysel görüşmeler düzenlenip düzenlenmediği, fark edildiğinde nasıl bir tepki verildiği ve çocuğun bu tepki karşısında nasıl bir tutum sergilediği öğrenilmelidir.
Arkadaşlarına karşı yalan söylüyorsa görüşmelerde yalanın niteliği saptanmalı ilk ne zaman fark edildiği ve bunun sonucunda ne yapıldığı öğrenilmeli. Çocuk verilen tepkilerden sonra umursamaz davranıp devam mı ediyor yoksa davranışlarını düzeltmeye mi çalışıyor bu saptanmalı.
Diğerlerine karşı söylenen yalanlarda okuldaki diğer personel hizmetli, memur, akrabalar…… yalanın niteliği ve sıklığı hakkında bilgi alınmalı.
Çocuk- ergen ile görüşme
Terapötik bir ortam oluşturmak
Suçlayıcı bir dil kullanmamaya dikkat etmek
Kendini ifade etmesine izin vermek
Söyledikleri hakkında farkındalık kazandırmaya çalışmak
Yaşına uygun hikayelerle desteklemek
Ödev vermek
Anlaşma yapmak……
ÖĞRENCİ GÖRÜŞMELERİ
1.görüşme
Öğrenci ile tanışma :’Seni buraya getiren nedenin ne olduğu hakkında az bir fikrim olsa da
seninle ilgili neredeyse hiçbirşey bilmiyorum.Kendini biraz anlatır mısın bana.’
Anlatmak istediği bir şey var mı? “ Bana anlatmak istediğin bir şey var mı ? şeklinde sorular
sorup kendini ifade etmesine ,açmasına izin verme.
Bunu yapmadığı takdirde suçlayıcı bir dil kullanmadan uygun dille açıklama yapma.
Yalan söyleme nedenlerini öğrenci ile beraber saptama. Bunun altında yatan nedenleri bulup
farkındalık kazandırma.
İnkar etmesi durumunda felaket senaryolarıyla farkındalık kazandırma.
Davranış değişikliği için karşılıklı bir anlaşma yapıp diğer görüşmeler için hedef belirleme.
2.görüşme
Önceki haftanın değerlendirmesi
Çocuğun yalan söylediği durumlarda çevreden nasıl tepkiler aldığını bu gibi durumlarda neler hissettiğini saptama.
Derecelendirme ölçeğinin kullanılması (1-10): yalan söylediği zamanlarda hissettiği duygunun derecesi ne ?
Eğitici hikayeler okuyup analizini yapmak.Bu eğitici hikayelerde yalan söylemenin yerine alternatif çözümler bulmasını sağlama,hikayeleri yarım bırakıp çocuğun tamamlamasını sağlama, hikayelerde rol alan bireylerin (yalan söyleyen bireylerin) çevreden nasıl tepkiler alabileceğini sorma, kendisine yalan söyleyen birine ne tür tepkiler verdiğini ve ona karşı neler hissettiğini sorma.
Ödev vermek. Gelecek hafta boyunca geçmişte yalan söylediği durumları hatırlayıp bir kağıda not almasını istemek.
3.görüşme
Ödev kontrolü yalan söylenen durumları değerlendirip o anda başka ne tür davranışlar sergilenebilirdi diye beyin fırtınası yapma ve sonuçların değerlendirilmesi
Örnek olay anlatıp değerlendirme
Yalan davranışının yerine alternatif davranışlar üretme
1.2.3. görüşmelerin değerlendirmesini yapma
Kendini ifade edebilme becerisini kazandırma
Hangi durumlarda kime karşı yalan söylüyorsa kısa bir rol çalışması yapma A-B kişileri karşılıklı oturup çalışmayı yapar . Çalışmanın değerlendirilip o an ne hissettiğini sorma
3 hafta boyunca meydana gelen değişikliklerin listesini çıkarma
Derecelendirme ölçeği(1-10) kullanma: yalan söylediği anlarda hissettiği duygunun derecesi ne? 2. Görüşmeden 3. Görüşmeye kadar değişen ne oldu?
Değerler eğitimi verme. Doğruluk, iyi,kötü……
Gelecekte böyle bir durumla karşılaştığında neler yapacağını sorup görüşmeyi sonlandırma.
Yorumlar
Yorum Gönder