Aynı Gökyüzü, Farklı Pencereler: İletişim ve Empati

EMPATİ NEDİR? NASIL YAPILIR?

Dünya bazen sadece kendi sesimizi duyduğumuz yankılı bir oda gibi hissettirebilir. Oysa her insanın içinde, keşfedilmeyi bekleyen koca bir evren var. Empati, sadece bir başkasının ne hissettiğini tahmin etmek değil; kendi ayakkabılarımızı kapıda bırakıp, bir süreliğine başkasının adımlarına eşlik etme cesaretidir. Bu blogda, yargıları bir kenara bırakıp kalplerimizi birbirimize açmanın yollarını arayacağız. Çünkü bağ kurmak, hayatta kalmanın en zarif yoludur."

İnsan ilişkilerinin temel taşı olan empati; Bir insanın kendisini, karşısındakinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecidir. Modern dünyada kaybolmaya yüz tutmuş bir süper güç mü, yoksa geliştirilebilir bir kas mı? Bilim, empati kurabildiğimizde stres seviyemizin düştüğünü ve toplumsal bağlarımızın güçlendiğini söylüyor. Bu platformda; aktif dinleme tekniklerinden duygusal zekaya, nörobilimden günlük yaşam pratiklerine kadar empatiyi her yönüyle ele alacağız. Anlamak için dinlemeye hazır mısınız?

Empati karşımızdaki ile özdeşleşmek, ona benzemek, sempati duymak değil; onun bakış tarzını yakalamaya çalışma çabasıdır.

EMPATİ KURABİLMEK İÇİN GEREKLİ ÖĞELER

  • Empati kuracak kişi kendisini karşısındakini yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır.
  • Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygu ve düşüncelerini anlamamız gerekir.
  • Empati tanımındaki son öğe ise, empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır.
  •  Göğsü kınalı serçe, gök gürlemesinden çok korkar, “gök gürlediğinde kırk kantar yağım eriyor” dermiş. Bir gün birisi demiş ki; “Sen kendin beş dirhem gelmezken nasıl oluyor da kırk kantar yağın eriyor?”Bunun üzerine serçe şöyle karşılık vermiş: “Herkesin dirhemi de kantarı da kendine göre”
       Her insanın, hatta her canlının olaylara kendine özgü bir bakış açısı vardır. Dışarıdan bakarak bunu göremeyiz. Kendimizi karşımızdakinin yerine koyup olaylara onun gözüyle bakabilirsek onun duygularını, düşüncelerini anlayabiliriz.(Üstün Dökmen ’den)
    Empati kurma yeteneğine sahip olan insanlar;
    1. Toplumda en fazla sevilen insanlar olurlar.
    2. Samimi yaklaşımları dinlenen kişiye güven aşılarlar.
    3. İletişimde yakaladıkları kalite ile hayat standartlarını devamlı yükseltirler.
    Hoşgörü, müsamaha, tahammül, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma, başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla, hem de yan tutmadan katlanma demektir. İzin verme, aldırmama, iyi karşılama anlamlarına da gelir. 
    “Cömertlik ve yardım etmekte akar su gibi ol.
    Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
    Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
    Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
    Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
    Hoşgörülükte deniz gibi ol.
    Ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol. Hoşgörülükte deniz gibi ol“ Mevlana        
    Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz; bir çocuğun gözlerine bakın. Çünkü bir çocuğun bir yetişkine her zaman öğreteceği 3 şey vardır.
    1. Nedensiz yere mutlu olmak... 
    2. Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak. 
    3. Ve elde etmek istediği şey için var 

    İLETİŞİM: İki kişinin duygu, düşünce ve bilgilerini paylaşarak birbirlerini anlama sürecidir. 

    İki insan birbirinin farkına vardığı andan itibaren iletişim başlar; söylenen / söylenmeyen,  yapılan / yapılmayan her şeyin anlamı vardır. 

    İletilmek istenenin karşımızdaki kişiye amaçlanan biçimde iletilmesi, 

    isteneni elde etmek ve beklenen tepkiyi oluşturmaktır. Beden dili %60, Ses tonu     %30, Sözler  %10  etkilidir.

    İyi bir dinleyici:

    • Susar,
    • Konuşanı rahatlatır,
    • Dinlemek istediğini gösterir,
    • Dikkat dağıtıcı öğeleri uzaklaştırır,
    • Empati gösterir,
    • Zaman tanır,
    • Öfke ve olumsuz duygularını kontrol eder,
    • Soru sorar ,
    • Yargılayıcı olmaz.
    DAVRANIŞ BİÇİMLERİ
    İletişim sırasında duygu, düşünce, istek ve ilgiler değişik davranış biçimleri ile ifade edilir. 
    1. Pasif Davranış: Kişiler  duygu  ve  düşüncelerini  ifade etmezler. Benlik  saygıları  düşüktür. Kaygılıdırlar. Suçluluk  ve  öfke  duygusu  yaşarlar. Kişinin verdiği mesaj;“ BEN ÖNEMLİ DEĞİLİM, SEN ÖNEMLİSİN.
    2. SALDIRGAN DAVRANIŞ: Diğer kişileri aşağılar, saygı göstermezler. Başkalarının duygu ve düşünceleri ile ilgilenmezler.  Verdikleri mesaj: “SEN ÖNEMLİ DEĞİLSİN , BEN ÖNEMLİYİM”
    3. MANÜPLATİF DAVRANIŞ: Pasif görünür ama saldırgan davranırlar. Dürüst olmazlar ve imalı konuşurlar. Karşı tarafı suçlu hissettirirler. Verdikleri  mesaj: “ BEN  ÖNEMLİ  DEĞİLİM, SEN  DE  ÖNEMLİ DEĞİLSİN, ÖNEMLİ OLAN ÇIKAR.”
    4. ATILGAN  DAVRANIŞ: Kişi, kendisinin ve başkalarının haklarına saygılıdır. Kendisine olan güveni ve benlik  duygusu yüksektir. Başkalarının duygu ve düşünceleri ile ilgilenir.   Kişinin verdiği mesaj: “ BEN ÖNEMLİYİM, SEN DE ÖNEMLİSİN.”
    • Olumlu ve olumsuz duygu ve düşüncelerini ifade edebilen.
    • Hayır diyebilen.
    • İstekte bulunabilen.
    • Kendisi hakkında olumlu düşünen ve ifade edebilen.
    • İletişimi başlatabilen, sürdürebilen ve sona erdirebilen.
    İLETİŞİM BECERİLERİ
    • Dinleme ve tepki verme
    • Özetleme
    • Empati
    • Yansıtma
    * Yargısız Alan: Empati kurmanın önündeki en büyük engel olan "hemen tavsiye verme" veya "yargılama" alışkanlığımızı nasıl esnetebiliriz?

     * Küçük Bir Pratik: Gün içinde karşılaştığımız birine (kasiyer, iş arkadaşı, komşu) sadece "Nasılsın?" demek yerine, o anki ruh halini gerçekten fark etmeye çalışmak.

    * Kapanış Mesajı: "Bugün kimin penceresinden bakmayı deneyeceksin?"

    Çocuk İletişiminde Dışavurum Tekniği olarak Kuklanın Önemi ve Kullanım Teknikleri

    1. Kukla Sanatı: 

    Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz 
    Kuklacı Felek Usta, kuklalar da biz. 
    Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer; 
    Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.   - Ömer Hayyam Rubai

     Kelime kökeni: Kukla sözcüğünün kökenine bakılınca bu kelime Yunanistan'da  “Doll”,  Japoncada “Kugutsu”. Orta Asya'da var olan kuklanın göçlerle birlikte Anadolu'ya getirildiği büyük bir ihtimaldir. Kelime kökeninin Çingenelerden gelmiş olabileceği  görüşü de var. Kökeni eski olmasına karşın kukla kelimesi Anadolu’da 16.y.y. sonlarında, 17.y.y. başlarında kullanılmaya başlanmıştır. Kaşgarlı Mahmut -11. yy da kız çocuklarının kendi yaptıkları ve oynadıkları bebeklere “Kudhurcuk” deniyor. Koğurcak, kurcak ,Kursak, Kukurcak, kavurcak. Çadırı Hayal(ipli kukla), Kolkurçak (el kuklası). Kuklacılığın adı Korçak oyunuydu.

    KUKLA NERELERDE KULLANILIR?: Sanatta, Terapide, Eğitimde.

    Toplulukların duygu ve düşüncelerini dile getirir. Çağın sanat anlayışını ve kültürel yapısını yansıtır.

    Kukla Çeşitleri: 

    • El kuklası
    • Parmak ve yüzük kuklası
    • Çomak kukla
    • Gölge kuklası
    • İpli kukla
    • Atık malzemelerden kukla
    • Televizyon kuklası
    İletişimde Şöyle Kullanılır: 
    • Dışavurum tekniği olarak en iyi oyun aracıdır.
    • Çocuğa ulaşma ve onu keşfetmede pratik bir yöntemdir.
    • Kendini sözel ifade etmeyen çocuklarda bile işe yarar.
    • Duygularını tanımlama ve duygu kontrolüne yardımcı olur.
    • Özgüven geliştirir.
    • Eğlencelidir.
    • Hayalgücünü geliştirir.
    • Rahatlatır,sorunun ağırlığı daha az hissedilir.
    • Sosyal ilişkiler (dinleme, sıra bekleme vb.)
    Çocuklar sıkıntılarını nasıl ifade eder?

    • Ağlayarak
    • Şiddet göstererek
    • İçine kapanarak
    • Oynayarak
    Kuklayla hangi başlıklarda çalışabiliriz?
    • Evde yaşadığı sorunlar
    • Okulda yaşadığı sorunlar
    • Kardeş kıskançlığı
    • Yemek yeme, uyumama, yıkanmama, tuvalet terbiyesi vb. gibi sorunlar
    • Şiddet
    TEHDİT VE TEHLİKEYE KARŞI KENDİNİ GÜVENDE HİSSETMEYEN BİREYLER, EĞİTİM SÜRECİNDEN YETERİNCE YARARLANAMAZLAR.
    BU NEDENLE OKULLAR ÖĞRENCİLERİN KENDİLERİNİ GÜVENDE HİSSEDECEKLERİ ORTAMLARI OLUŞTURURLAR.

    ERKEN UYARI İŞARETLERİ:

    • Kontrol edilemeyen öfke
    • Disiplin sorunları
    • Farklılıkları kabullenememe ve ön yargılı tutumlar
    • Şiddetin oyunlarda,resimlerde, faaliyetlerde dışa vurulması
    • Sosyal etkinliklere katılmama, dışarıda kalma
    • Diğerlerini tehdit etme
    • Kolay tatmin olmama 
    ŞİDDETSİZ İLETİŞİM NEDİR?
    Eğer insanların eylemlerinin arkasındaki ihtiyaçlarını fark edebilirsek, onunla bağlantı kurabilirsek değişim mümkün olur.
    Kendi duygularını ve ihtiyaçlarının farkına varan çocuk başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını da anlar ve kolayca empati kurar. Bunun sonucunda; KENDİNE SAYGI DİĞERLERİNE SAYGI, KENDİLİK FARKINDALIĞI DİĞERLERİNİ ANLAR. 

    İnsanlar neyin yanlış olduğunu söylemek yerine, neye ihtiyaçları olduğunu konuşmaya başlarsa herkesin ihtiyacına hizmet edecek ortak bir nokta bulunur.
    Şiddetsiz İletişim dikkatimizi  kendimizi ifade ederken veya başkasını dinlerken dört bilgi kaynağına odaklar.
    1. Gözlem- Ne görüyorum, duyuyorum?
    2. Duygular- Ne hissediyorum?
    3. İhtiyaçlar- duygularımızın kaynağı olan karşılanan veya karşılanamayan ihtiyaçlarımızı dile getirmek.
    4. Rica/İstek- ihtiyacımızı karşılamak için eyleme çağıran açık bir rica formüle etmek. Ne yapılsın istiyorum?

     Örnek: Yetişkin: Koşma Düşersin !!! ŞİM: Seni koşarken görünce, endişeleniyorum. Çünkü düşebilirsin. Senin güvende olman benim için gerçekten önemli. Koşmadan yürüsen olur mu?

    ŞİM 4 aşaması-Çocuk için; 

    Gözlem: Seni yaparken gördüğümde/ duyduğumda………………….

    Duygu: …………………hissettim.

    İhtiyaçlar: Çünkü………………………………ihtiyacım var.

    İstek-rica: Şu anda …….yapmanı isterdim/dilerdim.

    Sınıf ortamında empati ve saygıyı geliştirir.

    Çocukların duygularını ve ihtiyaçlarını ifade edebilmelerine olanak sağlar ve aynı zamanda diğerlerinin duygu ve ihtiyaçlarını duymaya ve dinlemeye de fırsat tanır

    Çatışmalarda çocukların kendi seçimlerini yaparken başkalarının ihtiyaçlarına da dikkat çeker

    Güdü kontrolüne yardımcı olur.

    1.çocuk:  Sen o arabayı aldın,  artık senin arkadaşın değilim, küstüm ! 

    ŞİM : Sen o arabayı aldığında çok kızgın hissettim. Çünkü ben de onu alıp oynamak istiyordum.

    2.çocuk : Artık senin arkadaşın değilim, küstüm dediğinde çok üzüldüm. Çünkü seninle arkadaş olmayı seviyorum.

    1. Çocuk: Sen saçımdan çektiğin zaman canım çok yanıyor. Çok üzülüyorum. 

    (Neye ihtiyacın var ?) Senin beni sevmene ihtiyacım var.

    Çocuk: kimse beni sevmiyor

    Öğretmen: Gerçekten üzgün hissettiğini görüyorum. Çünkü arkadaşlarınla eğlenmiyorsun. Halbuki eğlenmeye ihtiyacın olduğunu biliyorum. 

    ŞİM hangi dile karşı?: 

    Etiketleme: Çok tembel, çok akıllı, çok yaramaz….

    Eleştirme: Haklıyım, haksızsın, iyi bir aile değil

    Suçlama: bunu yapabilirdin, bu onun suçu, bunu bal gibi de biliyorsun…

    İnkar: yapmak zorundaydım, mecburdum, bunu yapmama sen neden oldun…

    Tehdit edici: bu şekilde davranmazsan şunu alamazsın…

    I. Şiddetsiz İletişim Pratiğinin Temellerinde Yatan Varsayımlar İnsan doğası hakkındaki bireysel ve kolektif düşüncelerimiz evrildiler ve de evrilmeye devam edecekler. Bu düşünceler, neyin mümkün olduğuna dair beklentilerimizi, yarattığımız toplumsal yapıları, kendimizle ve diğer insanlarla etkileşimimizi biçimlendiriyorlar. Bu yüzden varsayımlarımız, yaşadığımız hayat ve kolektif olarak yarattığımız dünya üzerinde derin bir etkiye sahipler. Aşağıda Şi pratiğinin dayandığı anahtar varsayımları bulacaksınız. Eski birçok gelenek bu varsayımları paylaşır; Şİ onları uygulamaya koyabilmek için bize güçlü somut araçlar sunar. Bu varsayımlardan yola çıkarak yaşadığımızda kendimizle ve başkalarıyla bağlantı kurmak gittikçe daha mümkün ve kolay hâle gelir. 1. Tüm insanlar aynı ihtiyaçları paylaşır: Karşılamak için kullandığımız stratejiler farklılık gösterse de, hepimiz aynı ihtiyaçlara sahibiz. Çatışma (anlaşmazlıklar) ihtiyaçlar düzeyinde değil, stratejiler düzeyinde ortaya çıkar. 2. Tüm davranışlar ihtiyaç karşılama girişimleridir: İhtiyaçlarımızı karşılama arzusu, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, her davranışımızın temelinde bulunur. İhtiyaçlarımızı karşılamak için daha etkin stratejilerin varlığının farkında değilsek, şiddete başvurur ya da kendimizin ve başkalarının ihtiyaçlarını karşılamayan davranışlarda bulunuruz. 3. Duygular karşılanan ya da karşılanmayan ihtiyaçlara işaret ederler: Başkaları duygularımıza neden olmaz, sadece onları tetikleyebilirler. Duygularımız doğrudan, söz konusu koşullarda ihtiyaçlarımızın karşılanması veya karşılanmaması deneyiminden kaynaklanırlar. İhtiyaçlarımızın karşılanıp karşılanmadığına dair değerlendirmemiz ise, neredeyse kaçınılmaz biçimde, hep bir yorum ya da inanç içerirler. İhtiyaçlarımız karşılandığında mutlu, tatmin olmuş, huzurlu vb. hissederiz. İhtiyaçlarımız karşılanmadığında üzgün, korkmuş, hayal kırıklığına uğramış vb. hissederiz. 4. Huzur ve barışa giden en doğrudan yol kendimizle bağlantı kurmaktır: Barışı deneyimleme kapasitemiz ihtiyaçlarımızın karşılanmasına bağlı değildir. İhtiyaçlarımız karşılanmadığında bile, kendimizle bağlantı kurma ihtiyacını karşılamamız iç huzurumuz (iç barışımız) için yeterli olabilir. 5. Seçim içseldir: Koşullardan bağımsız olarak biz, ihtiyaç farkındalığından yola çıkan bilinçli seçimler yaparak özerklik ihtiyacımızı karşılayabiliriz. 6. Tüm insanların şefkat duyma kapasitesi vardır: Şefkate doğuştan yeteneğimiz olmakla birlikte, ona nasıl erişebileceğimizin bilgisine her zaman sahip değiliz. Şefkatle karşılandığımızda ve özerkliğimize saygı gösterildiğinde, bizim de içimizde bulunan kendimize ve diğerlerine yönelik şefkate erişimimiz daha fazla olur. Şefkati büyütmek, doğrudan, ihtiyaçlarımızı barış içinde karşılama kapasitemize katkıda bulunur. 7. İnsanlar vermekten keyif alırlar: Kendimizin ve başkalarının ihtiyaçları ile bağlantı kurduğumuzda ve verme eylemimizi bir seçim olarak deneyimlediğimizde, doğal olarak, başkalarına katkıda bulunmaktan keyif alırız. 8. İnsanlar ihtiyaçlarını birbirine bağlı ilişkiler aracılığı ile karşılar: Bazı ihtiyaçlarımız kendimizle ilişkimizin niteliği sayesinde, bazıları da kimimiz için hayatın manevi boyutu aracılığı ile karşılansa da, birçok ihtiyacımız diğer insanlarla ve doğa ile ilişkimiz aracılığı ile karşılanır. Başkalarının ihtiyacı karşılanmadığında bizim de ihtiyaçlarımız karşılanmadan kalır. 9. Dünyamız ihtiyaçlarımızı karşılamak için bereketli kaynaklar sunar: İnsanlar herkesin ihtiyaçlarına değer vermeyi önemsemeye başlayıp bağlantı kurma becerilerini yeniden kazandıklarında ve kaynakları paylaşma konusundaki yaratıcılıkları canlandığında, şu anki hayal edebilme sıkıntısından doğan krizi aşarak herkesin temel ihtiyaçlarını karşılama yollarını bulabilirler. 10.İnsanlar değişir: Hem ihtiyaçlarımız hem de onları karşılamak için uyguladığımız stratejiler zaman içerisinde değişirler. Kendimiz ve birbirimiz için mevcut olabildiğimiz durum ve anda, tüm insanların bireysel ve kolektif olarak büyüme ve değişme gücü/yetisi vardır. II. Şiddetsiz İletişim’i Uygularken Anahtar Niyetler Niyetlerimiz hakkında netliğe sahip olmak, değerlerimizle uyum içinde yaşamamıza ve davranmamıza yardımcı olabilir. Hayatlarımızı zenginleştirdiklerine ve herkesin ihtiyaçlarının barış içinde karşılandığı bir dünyaya katkıda bulunduklarına inandığımız için Şiddetsiz İletişim’i uygularken aşağıdaki niyetleri dikkate alırız. A. Açık Kalple Yaşamak 1. Kendine şefkat: Her türlü kendini yargılama, suçlama ve talepkarlığı bırakmaya ve bütün davranışlarımızla karşılamaya çalıştığımız ihtiyaçlar için, kendimizi anlayışla ve şefkatle kucaklamaya niyet ediyoruz. 2. Kalpten ifade etmek: Kendimizi ifade ederken, kalpten konuşmayı, duygularımız ve ihtiyaçlarımızı ifade etmeyi ve spesifik, gerçekleştirilebilir ricalarda bulunmayı amaçlıyoruz. 3. Şefkatle duymak: Başkalarını dinlerken, kendilerini nasıl ifade ettiklerinden bağımsız olarak ve ifadeleri ya da davranışları bizim ihtiyaçlarımızı karşılamasa bile (örn. yargılar, talepler, fiziksel şiddet) ifade ve davranışlarının arkasındaki duygularını ve ihtiyaçlarını duymayı hedefliyoruz. 4. Bağlantıya öncelik vermek: Özellikle zor durumlarda, aceleci ve uzlaşma eğilimli çözümler aramak yerine, herkesin ihtiyacıyla açık kalple bağlantı kurmaya odaklanmaya niyet ediyoruz. 5. “Doğru” ile “yanlış”ın ötesinde: “Doğru” ve “yanlış” olarak değerlendirme (ahlaki yargılar) alışkanlığımızı dönüştürmeyi ve insani ihtiyaçların karşılanıp karşılanmadığına (ihtiyaç-temelli değerlendirme yapmaya) odaklanmaya niyet ediyoruz. B. Seçim, Sorumluluk ve Barış ve Huzur 1. Duygularımızın sorumluluğunu almak: Başkalarının bize herhangi bir şey hissettirme gücü olmadığının farkına vararak, duygularımızı kendi ihtiyaçlarımıza bağlamayı amaçlıyoruz. Bunun farkına varmak, bize ihtiyaçlarımızı karşılamak için başkalarının değişmesini beklemek yerine eyleme geçme gücünü verir. 2. Davranışlarımızın sorumluluğunu almak: Her anda seçeneğimiz olduğunun farkında olmaya ve ihtiyaçlarımızı en iyi karşılayacağına inandığımız davranışları yapmaya niyet ediyoruz. Korku, suçluluk, utanç, ödül arzusu, görev ya da zorunluluktan kaynaklanan davranışlardan kaçınmayı amaçlıyoruz 3. Karşılanmayan ihtiyaçlarla barışık olmak: İhtiyaçlarımızın karşılanmadığını deneyimlediğimizde uyanan duygularımızla çalışmayı ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için ısrar etmek yerine o ihtiyacın kendisi ile bağlantı kurmayı amaçlıyoruz. 4. İhtiyaç karşılama kapasitemizi artırmak: İçsel kaynaklarımızı, özellikle de Şİ becerilerimizi geliştirerek daha fazla bağlantıya ve ihtiyaçları karşılamak için daha geniş strateji çeşitliliğine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. 5. Anı yakalama kapasitemizi artırmak: Kimin ne olduğuna dair değişmez hikâyeler ve düşünceler yerine o anki uyaran karşısında kendimizin ve diğerlerinin ihtiyaçlarıyla bağlantı kurabilme kapasitemizi geliştirmeyi amaçlıyoruz. C. Gücü paylaşmak (Ortaklık/Partner olmak) 1. Tam anlamıyla herkesin ihtiyaçlarını gözetmek: Taleplerde değil ricalarda bulunmayı, böylece başkalarının da kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik stratejilerine açık olmayı amaçlıyoruz. “Hayır”ı duyduğumuzda ya da bir başkasının ricasına “hayır” dediğimizde, sadece kendimizinkini veya karşımızdakininkini değil, herkesin ihtiyaçlarını karşılayacak çözümler için çaba harcamayı amaçlıyoruz. 2. Kaynakları ihtiyaç temelli paylaşma kapasitemizi artırmak: Doğal çevremizin ve en fazla sayıda insanın en fazla ihtiyacını karşılamak hedefiyle dünyamızın kaynaklarının paylaşımında ihtiyaç temelli stratejiler geliştirmeyi ve uygulamayı amaçlıyoruz. 3. Gücün koruyucu amaçla kullanımı: Sadece acil bir fiziksel güvenlik ihtiyacını karşılamada diyalog imkânsız olduğunda; eğitmek, cezalandırmak ya da karşı tarafın onayı olmadan istediğimizi yaptırmak için değil, korumak amacı ile gerekli minimum gücü kullanmaya niyet ediyoruz. Fiziksel güvenliği sağlar sağlanmaz diyaloğa dönmeyi amaçlıyoruz.

    YALAN SÖYLEMEK

    Kasıtlı olarak uydurulmuş, gerçekle ilgisi olmayan sözlerle başkasını kasıtlı olarak aldatmaktır. 5 yaşına kadar olan çocuklar hayali çok hızlı geliştiğinden gerçekle hayali çok iyi ayırt edemezler. 6-7.yaş sonlarına kadar abartılı konuşurlar. (Kırkıncıoğlu, 2003. s.127).
    Yalan söylemek bir hatayı gizlemek amacıyla gerçeğe uygun olmayan bir girişimde bulunmaktır. Bu girişim yolunu sözle değil jest, yazı ve susmayla da olabilir. Sosyal bir davranış olan yalanın amacı başkalarını yanıltmaktır. Anne ve babaların çoğu çocuğun gerçeğe sadık kalmasını erken bir dönemde isterler. Oysa 3 yaş çocuğunun inanılması güç hikayeler uydurması doğaldır. Çocuk hayal gücü geniş ve zeki olduğu ölçüde bu konuda başarılı olur. Öykü uydurmak, taklit oyunu oynamak yalan söylemek değildir ve engelleyici girişimlerde bulunulmaması gerekir. Yaşamının ilk beş yılında çocuğun yalan söylemesi konusunda endişe etmeğe gerek yoktur. Gerçeğe sadık kalma zaman içerisinde gelişen bir olgudur. (Yavuzer, 2003,s 284).
    Yalan bir davranış bozukluğudur ve davranış bozukluğu çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Aslında çocukların söylediği yalanlar büyüklerin söylediklerine göre masum kabul edilebilir. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği için, gördüklerini çarpıtarak anlatır ve uydurur.


    Yalan; Söyleniş Biçimi ve Söylendiği Yaşa Göre

    Şu Şekillerde Görülebilir:


    Küçük çocukların sözde (pseudo)yalanları: Çocuk psikologlarına göre çocuk 7 yaş öncesinde yalan söylemez. Bazı uzmanlarsa ilk yalanın 6 yaş dolaylarında görüldüğünü söylemektedir. Çocukların gerçek dışı konuşmalarına hemen yalan damgası vurulmamalıdır. 3 -4 yaş çocuklarının sıkça söylediği yalanlar aslında gerçek yalan değil sahte başka bir değişle “sözde” (pseudo) yalanlardır. Örneğin,bardağı deviren çocuk bunu kardeşinin yaptığını söyleyebilir. Görünürde yalan oyun niteliği taşır. Çocuk çevresindeki kişiler ya da kendisiyle ilgili olaylara ayrıntılar ekleyerek süsler. Çoğunlukla çocuk ikinci bir kişi yaratır. Duygu ve sorumlulukların bir kısmını ona aktarır. Tek çocuk veya diğer kardeşleri kendisinden çok büyük olanlarda daha sıktır (Yavuzer, 2003, s.249).

    Patolojik Yalanlar:Kişi doğruyu söylemek kendisi için daha avantajlı olsa da yalan söyler. Önceden düşünmeden ,o anda öylesine söylenen yalanlardır. Diğer bir deyişle, söyleyen kişinin gelişimine ve yaşamına zarar veren, onu zor duruma sokan yalanları, patolojik yalanlar olarak adlandırabiliriz. Bazen çevresindekileri kolayca inandırabileceği şeyler anlatır, bazen de ilginç şeyler anlatarak çevresindekileri şaşırtırlar. Bu tür yalanlar söyleyen çocuklar dikkat çekmek, ilgiyi kendi üzerlerinde toplamak için yalan söylerler. Yaptıkları bir suçu gizlemek için de yalan söyleyebilirler. Duyguların bozukluğunun bir belirtisi olarak görülmektedir.Aşağılık duygusu ve güç sistemi, bazı patolojik yalanların temel nedenlerini oluştururlar. Patolojik yalanda çocuk çok ilgisiz ve kaygısız görülmektedir. Okulla ilgilenmez, aile içi olaylara kayıtsızdır. Sosyal değişikliklerle yetinir, gerçek arkadaşlığı aramaz. Yaşından daha aşağı görünür, davranışları çocuksudur. Duygusal ve ahlaki olgunluğa ulaşmamıştır. Çocukta yalanın alışılmamış sıklığı, hırsızlıkların ortaya çıkması,alarma geçilmesi gerektiğini gösteren durumlardır. Ayrıca patolojik yalan gerçeğe benzerdir . İnanılmak istenen çocuk bunun için önlemler almaktadır.Alışkanlık halini alan uydurma, yarar sağlamasa da devam eder. Patolojik yalanı diğerlerinden ayıran özelliği olmayacak şeyleri anlatmak, abartmak, çevresindekilerde şaşkınlık uyandırmak ve tüm bunlardan zevk almaktır

    Alışkanlık haline gelen yalanlar(Sosyal Yalanlar): Çocuğun gerçek ile gerçek olmayanı ayırt etmesinden sonra yalanın halâ devamı halinde bu davranışın temelinde çevreyle olumsuz ilişkiler yatıyor demektir. Bir takım bencilce sonuçlar elde etme amacıyla, bilerek ve isteyerek başkalarını aldatmak söz konusudur. Bu tür yalanın “kendini kontrol edememe ve aşırı bencillik”le yakından bir ilgisi vardır. Bu durum, çocukların eğitiminde sosyalleştirme işinin gerektiği gibi yapılmadığının bir göstergesidir. Çocuk başkasının haklarına en azından kendisininki kadar değer vermeyi öğrenememiştir. Bu tür çocuklar cezadan korunabilmek için yalan söyler. Çocuk ergenlik dönemine geldiğinde yalanın türü ve içeriği değişir gönül alma ve nezaket gibi sebeplerle bilinçli bir davranışla yalana başvurur. Buna “sosyal yalan” denmektedir Bunlar en yaygın olan yalanlardır. Bir yere gideceğimiz zaman, gitmek istemiyorsak, "hastayım " deriz. Şunlardır:

    Hayali Yalanlar: Küçük çocuklar gerçeği iyi değerlendiremedikleri için uydururlar. Yetişkinler bunları yalan olarak görür

    Taklit Yalanlar:Çocuklar ana-babayı örnek alır. Ana-babanın yalanına tanık olan çocuk, yalan söylemeyi öğrenir. Ör; doktora gidiyoruz diye gezmeye giden anne-baba çocuğun yalan söylemesine zemin hazırlar.

    Savunma Yalanları:Çocuk kendini korumak için yalan söyler. Çocuk sık sık eleştiriliyorsa, sert tepki gösteriliyorsa, mükemmelliğe zorlanıyorsa çocuk yalana başvurabilir. Doğru söylediğinde "yalan söylüyorsun" diye suçlanan çocukta , bu yalanların alışkanlık haline gelebilir.

    Yüceltilmiş Yalanlar: Başkalarının hayranlığını kazanmak için söylenen yalanlardır.

    Bazen de çocuklar bir özlemini dile getirmek için yalan söyler. Ör; babasız bir çocuğun "babam var" demesi gibi. Normal yollardan takdir edilmeyen çocuk, yalana başvuracaktır."Annem öldü" diyen bir çocuk, kardeş doğumu ile birlikte ilgisiz kaldığı için böyle söylemektedir

    Çıkar Karşılığı Söylenen Yalanlar; özellikle anne-babaların kendi çıkarları için

    yalan söylemeleri ve bu duruma çocuğu şahit göstermeleri bu davranışın öğrenilmesine

    neden olur. Eğer bir de bu durumda çocuğun ödüllendirilmesi söz

    konusu ise çocuk davranışı iyice pekiştirir.


    Yalan söyleme davranışının nedenleri nelerdir?
    Yapılan araştırmalar, insanlar arasındaki nöropsikolojik farklılıkların doğruyu söyleme olasılığını etkilediğini, ailevi ve genetik faktörlerin çocukların yalan söylemelerine yol açtığını ileri sürmektedir.
    Yalan söylemeyen çocuk yoktur. Yalan çocuğa ilişkide bulunduğu çevre tarafından öğretilir ve pekiştirilir. Çocuk taklit etme yoluyla, diğer çocukları ya da yetişkinleri gözlemleyerek yalan söylemeyi öğrenebilir. Anne baba birbirine ya da çocuğa yalan söylüyorsa yalanlar çoğalır.
    Çocuklar özlem duydukları, gerçek olmasını istedikleri şeyler için yalan söylerler (annesinden ayrı yaşayan bir çocuğun her gün annesinin kendisini aradığını söylemesi, babasız büyüyen bir çocuğun arkadaşlarına babasıyla yaptıklarından sözetmesi gibi).
    Kurgulanmış ve kendi içinde tutarlılığı olan yalan fantezileri üretmek, genellikle anlayışsız ebeveynler tarafından stresli ortamlarda yetişen çocukların gösterdiği bir özelliktir. Pek çok davranışına karışılan ve eleştirilen çocuk, hata yapmış olmaktan ve küçük düşürülmekten korkar hale gelir. Bu durum çocuğun uygunsuz davranışını ebeveyninden veya otorite sahibi kişiden gizleyip kendini suçsuz gösterme çabasına girerek yalana başvurmasına yol açar. Örneğin başını derde sokmamak için mazeretler uyduran "yatağını topladın mı?" sorusuna toplamadığı halde "topladım" diye cevap veren çocuk, cezalandırılmaktan ve sorumluluktan kaçtığı için yalan söylüyor olabilir

    Cezalandırmaya yatkın anne babaları olan çocukların, yalan yoluyla istediklerini elde ettikleri ve bu yüzden de yalanı alışkanlık haline getirdikleri görülmektedir.Yalan hatalı davranışın çocuğa baskıyla kabul ettirilmek istenmesine bir tepki olarak ortaya çıkabilir.
    Yalan takdir edilmek amacıyla söylenebilir. Yetişkinler özgüvenlerini geliştirmek için farklı yollara başvururlar. Ancak çocukların yolları sınırlıdır ve bu gibi durumlarda yalan söyleme davranışını seçebilirler (örn: çocuk, öğretmeni onu taktir etsin diye hiç çalışmadığı halde çok ders çalıştığını söyleyebilir).
    Aileye aşırı bağımlılık sonucu anne babayı üzme ve sevgilerini kaybetme korkusuyla üzüntü ve sıkıntı veren bir gerçeğin reddedilmesi yalanı ortaya çıkartabilir. Anne babanın yanlış tutumlarına karşı çocuğun geliştirdiği utangaç ve içe dönük kişilik özellikleri hatayı itirafı önleyerek yalana yol açabilir.
    Yalan konusundaki hipotezlerden biri de geçmişte yaşanan kötü tecrübelere (dayak, cinsel ya da duygusal istismar vb. gibi) yalan yoluyla çözüm geliştirmeye çalışılmasıdır. Bu durum yalan söylemenin, başka türlü özümsenemeyecek şeyleri gizlemek veya inkar etmek için çıkar yol olarak görülmesi biçimindedir.
    Yalan grup içinde statü kaybetme endişesi ile de söylenebilir (arkadaşlarının beğenisini kazanmaya çalışan bir çocuğun babasının milli sporcu olduğunu söylemesi gibi).
    Araştırmalar sosyo-ekonomik gelir düzeyinin yalan söyleme ile ilgisinin olmadığını göstermektedir.İnsanların neden yalan söylediklerine dair yapılan araştırmalarla aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır.
    İnsanlar kendilerine yarar sağlamak amacıyla yalan söyleyebilirler. Bu tür yalanların kişiye ya da sosyal çevresine somut faydaları vardır
    Benlik saygılarını korumak için yalan söyleyebilirler. Bu durum savunma mekanizmaları ve kişinin kendini kandırması biçiminde görülür. Geçici de olsa güzel şeyler hissetmek için yalan söyleyebilirler. Hayal ve dileklerin gerçekleşmesi için söylenen yalanlar gibi.
    Kendini farklı hissetmek ve özerkliğini garanti altına almak amacıyla yalan söyleyebilirler.Bilinçli ya da bilinçsiz saldırgan eğilimler sonucu yalana başvurabilirler. Başkalarını alt etmeyi sağlayan yalanlar gibi kendilerini güçlü ve üstün hissetmek için yalan söyleyebilirler. Yalan, söyleyen ve söylenen kişi arasındaki bir alışverişten ibarettir. Bazen kişi kendini kandırma ihtiyacından dolayı karşısındaki kişinin yalan söylemesini kolaylaştırabilir.


    Gelişim sürecinde yalan :


    Çocukluğun ilk yılları:Çocukların kaç yaşında yalan söylemeye başladıkları bir tartışma konusudur. Bir çocuğun tam anlamıyla yalan söyleyebilmesi için diğer insanların düşüncelerinden haberdar olması gerekir.Bazı araştırmacıların belirttiğine göre çocuklar 3,5 yaşına kadar karşıdaki kişilerin fikirlerinden habersizdir.Araştırmacılar çocukların gelişimlerinin ilk yıllarında kandırma ile ilgili davranışları toplumsal yaşamda büyükleri memnun etmek ya da cezadan kaçmak için önceden öğrendikleri tepkileri sergileyerek geliştirdiklerini belirtirler.

    Woolf çocukların dört yaşından önce yalan söyleyemeyeceklerini çünkü gerçeğin bile farkında olmadıklarını ifade eder. Woolf’un yalanın başlangıcı olarak belirlediği yaş bir çok araştırmacı tarafından çürütülmüştür. Yapılan bir araştırmada ağabeyi ortalıkta yokken döktüğü sütün suçunu ona atan iki yaşındaki bir erkek çocuğu ve kendi kendini dövüp başka bir çocuğun bunu yaptığını belirten 2,5 yaşındaki bir kız çocuğu örnekleri verilmiştir.

    Yalan fantezileri üretmek, olgunlaşmamış anlayışsız ebeveynler tarafından stresli ortamlarda yetiştirilen çocukların gösterdiği bir özelliktir. Yalan fantezileri üreten bir çocuk dileklerinin gerçek olmasını diliyor demektir.

    Ergenlik:Ergenlik öncesi dönem çocukların nasıl iletişim kuracaklarını, neyi dışarı vereceklerini, neyi içerde tutacaklarını ve nasıl kandırıp yalan söyleyeceklerini öğrendikleri dönem olur. Çocukluğun ilk yıllarında doğrunun tüm çıplaklığıyla söylenmesi hoş görülse de ergenlik çağına gelen çocuklara bunun tam tersi öğretilir. Ergenlik çağındaki bireylere insanları üzecek gerçekleri söylememeleri öğretilir.Cinsellik, para, uyuşturucu ve alkol ile ilgili aile sorunları sır olarak saklanır. Çok gizli sırları olan aileler dışarıya sır vermemek için aşırı gayret sarf ederler. Sonuçta ergenlik çağındaki çocuklar yavaş yavaş hile ve yalan içerecek şekilde bilgi, fikir, duygu ve düşüncelerini toplumdan saklamaya ve yerine göre göstermeyi öğrenmeye başlarlar. Bu bir dereceye kadar her ailede öğretilir.

    Genç Yetişkinlik:Genç yetişkinlerin maruz kaldıkları psikolojik baskılar sevgiliden ayrılma cinsel dürtüler gibi yalanın bir hastalık belirtisi olarak ortaya çıkmasına kadar gidebilir. Özerk bir birey olmaya çalışan genç yetişkin anne-babasından bağımsız kararlar almaya çalışırken yalana sığınabilir ya da anne babasına karşıt tepki geliştirerek patolojik bir boyutta doğrucu olup çıkabilir. Bu durum iç hesaplaşmalar yaşayan genç yetişkinin vicdanını rahat hissetmesini sağlayabilir.


    Yalanı Engellemek İçin Neler Yapabiliriz?

    • Yalanın niteliğini bilmek

    • Buna neden olan psikolojik faktörleri saptamak

    • Kime karşı söylediğini saptamak

    • İlgili kişilerle görüşmeler düzenlemek

    • Cezalandırmadan kaçmak

    • Olumlu iletişim kurmaya çalışmak

    • Kendini ifade etmesine izin vermek

    • Örnek olmak…..



    Yalanın niteliği

    Yalanı engellemek için öncelikle yalanın niteliği bilinmelidir. Öncelikle yalan ne tür bir yalandı bunu tespit etmek gerekir,
    A TÜRÜ: bir başkasını incitmemek için mi?, başkasına yardım için mi?, bir öyküyü süslemek için mi?
    B TÜRÜ: maksatlı mıydı, hatadan dolayı suçlanmayı önlemek için mi, suçu başkasına atmak için mi, birine zarar vermek için mi, hak etmediği bir ödülü almak için mi, hep tekrar eden bir durum mu,
    C TÜRÜ: ilgi çekmek, sevilmek için miydi,dikkat çekmek kendini önemli hissetmek için mi yalan söylüyor.

    Psikolojik faktörlerin saptanması

    Yalandan çok buna neden olan psikolojik faktörler ele alınmalıdır.

    Kıskançlıktan Söylenen Yalanlar
    Kıskançlık doğuştan bizde varolan bir duygudur. Çocuklar yetişkinlerden farklı olarak bu duyguyla başa çıkamayıp yalan söylemek diye nitelendirdiğimiz tepkiler verebilirler. Yeni kardeşi olan bir çocuk “kardeşim bana vurdu” diyebilir. Çocuklar bu boyutlarda kıskançlık yalanları söyleyebilirler. Arkadaşları “yalan söylüyorsun “ dediğindeyse sinirlenip ağlarlar(Yavuzer. 2003,s.253).
    Mutsuzluktan Söylenen Yalanlar
    Mutlu olmak bizim yaşam amacımızdır. Hem ruhumuz hem de organizmamız için gereklidir. Mutsuz olan insan mutlu olabilmek için çabalar. Çocukların mutsuzlukla başa çıkma yolu dışarıya mutlu görünmektir. Anne ve babası arasında problem olan çocuk bunu kimsenin bilmesini istemez ve onların çok iyi geçindiklerini söyleye bilir. Okulda arkadaşlarıyla iletişim kuramayan bir çocuk evde ailesine arkadaşları içinde en sevilen kişi olduğunu söyleyebilir (http://www.milliegitim-net/e/cocuk/yalan-htm).
    Travma Sonrası Stresle Başa Çıkmak İçin Söylenen Yalanlar
    Bu grupta yalanlar genelde anne babanın birinin ölümü sonrasında söylenenlerdir. Ölen kişiyi hayattaymış gibi yansıtırlar. Ülkemizde yaşanan 17 Ağustos depremi sonrasında birçok çocuk çok güzel evleri varmış gibi konuşup travma sonrasında stresle başa çıkmaya çalışmıştır(Yavuzer. 2003,s.253).
    Dikkat Çekmek İçin Söylenen Yalanlar
    Çocuklar bazen çevrelerindeki ilgiyi ve dikkati üzerlerine çekmek içinde yalan söylerler. Mali açıdan söylenenler ağırlıklıdır. Evleri olmadığı halde evleri olduğunu söyleyenler ya da ekonomik durumlarını abartarak anlatanlar vardır. Aslında hiç gitmediği bir yeri gördüğünü söyleyen çocuklar olabilir(http://www.milliegitim-net/e/cocuk/yalan-htm).).
    Korkudan Söylenen Yalanlar
    Çocuklar korktukları anlarda yalana başvururlar yani durumu ve olayı değiştirerek anlatırlar. Ne bilinçli bir zarar verme, ne de bilinçli bir kandırma davranışı vardır. Burada sadece korku duygusundan kaynaklanan, çocuğun kendisini koruma davranışı vardır. Yaptığı bazı hataları veya yaramazlıkları inkar eden çocuk kendisini korumaya çalışmaktadır. Çünkü bunun sonucunda nasıl bir tepki olacağını bilmektedir (Yavuzer. 2003,s.253).

    Takdir Edilmek İçin Söylenen Yalanlar
    Çocuklar da yetişkinler gibi öz benliklerinin okşanmasından hoşlanırlar. Bunun sonucunda da özgüvenleri artar. Biz yetişkinler özgüvenimizi geliştirmek için farklı yollara başvururuz ancak çocuklar yalan söylemeyi tercih edebilir. Takdir edilmek adına söylenen yalanlar arasında cesur olmak, güçlü olmak, çalışkan ve başarılı olmak, zengin olmak gibi senaryolar ilk sıralardadır(http://www.milliegitim-net/e/cocuk/yalan-htm).


    Kime karşı yalan söylediği

    Ailesine karşı söylüyorsa aile ile görüşmeler düzenlenerek ne zaman yalan söylediği ve hangi durumlarda söylediği saptanmalı. Yalan söylemesi karşısında ailenin tutumu nasıl; suçlayıcı mı davranılıyor, görmemezlikten mi geliniyor….. Aile bireyleri yada sosyal çevrelerinde çocuğun model alabileceği kimseler var mı bunların saptanması gerekiyor. Aile bunun farkında mı eğer farkındaysa ilk ne zaman fark ettiler ve bu süreç içerisinde ailenin daha çok nasıl bir tutum sergilediği saptanmalı.

    Öğretmenlerine karşı yalan söylüyorsa öğretmenler ile görüşmelerde hangi durumlarda yalan söylediği derslere dair mi yoksa başka durumlarda mı yalan söylediği saptanmalı.ilk ne zaman fark edildiği , çocuk ile bireysel görüşmeler düzenlenip düzenlenmediği, fark edildiğinde nasıl bir tepki verildiği ve çocuğun bu tepki karşısında nasıl bir tutum sergilediği öğrenilmelidir.

    Arkadaşlarına karşı yalan söylüyorsa görüşmelerde yalanın niteliği saptanmalı ilk ne zaman fark edildiği ve bunun sonucunda ne yapıldığı öğrenilmeli. Çocuk verilen tepkilerden sonra umursamaz davranıp devam mı ediyor yoksa davranışlarını düzeltmeye mi çalışıyor bu saptanmalı.

    Diğerlerine karşı söylenen yalanlarda okuldaki diğer personel hizmetli, memur, akrabalar…… yalanın niteliği ve sıklığı hakkında bilgi alınmalı.


    Çocuk- ergen ile görüşme

    Terapötik bir ortam oluşturmak

    Suçlayıcı bir dil kullanmamaya dikkat etmek

    Kendini ifade etmesine izin vermek

    Söyledikleri hakkında farkındalık kazandırmaya çalışmak

    Yaşına uygun hikayelerle desteklemek

    Ödev vermek

    Anlaşma yapmak……


    ÖĞRENCİ GÖRÜŞMELERİ

    1.görüşme

    Öğrenci ile tanışma :’Seni buraya getiren nedenin ne olduğu hakkında az bir fikrim olsa da

    seninle ilgili neredeyse hiçbirşey bilmiyorum.Kendini biraz anlatır mısın bana.’

    Anlatmak istediği bir şey var mı? “ Bana anlatmak istediğin bir şey var mı ? şeklinde sorular

    sorup kendini ifade etmesine ,açmasına izin verme.

    Bunu yapmadığı takdirde suçlayıcı bir dil kullanmadan uygun dille açıklama yapma.

    Yalan söyleme nedenlerini öğrenci ile beraber saptama. Bunun altında yatan nedenleri bulup

    farkındalık kazandırma.

    İnkar etmesi durumunda felaket senaryolarıyla farkındalık kazandırma.

    Davranış değişikliği için karşılıklı bir anlaşma yapıp diğer görüşmeler için hedef belirleme.


    2.görüşme

    Önceki haftanın değerlendirmesi

    Çocuğun yalan söylediği durumlarda çevreden nasıl tepkiler aldığını bu gibi durumlarda neler hissettiğini saptama.

    Derecelendirme ölçeğinin kullanılması (1-10): yalan söylediği zamanlarda hissettiği duygunun derecesi ne ?

    Eğitici hikayeler okuyup analizini yapmak.Bu eğitici hikayelerde yalan söylemenin yerine alternatif çözümler bulmasını sağlama,hikayeleri yarım bırakıp çocuğun tamamlamasını sağlama, hikayelerde rol alan bireylerin (yalan söyleyen bireylerin) çevreden nasıl tepkiler alabileceğini sorma, kendisine yalan söyleyen birine ne tür tepkiler verdiğini ve ona karşı neler hissettiğini sorma.

    Ödev vermek. Gelecek hafta boyunca geçmişte yalan söylediği durumları hatırlayıp bir kağıda not almasını istemek.


    3.görüşme

    Ödev kontrolü yalan söylenen durumları değerlendirip o anda başka ne tür davranışlar sergilenebilirdi diye beyin fırtınası yapma ve sonuçların değerlendirilmesi

    Örnek olay anlatıp değerlendirme

    Yalan davranışının yerine alternatif davranışlar üretme

    1.2.3. görüşmelerin değerlendirmesini yapma

    Kendini ifade edebilme becerisini kazandırma

    Hangi durumlarda kime karşı yalan söylüyorsa kısa bir rol çalışması yapma A-B kişileri karşılıklı oturup çalışmayı yapar . Çalışmanın değerlendirilip o an ne hissettiğini sorma

    3 hafta boyunca meydana gelen değişikliklerin listesini çıkarma

    Derecelendirme ölçeği(1-10) kullanma: yalan söylediği anlarda hissettiği duygunun derecesi ne? 2. Görüşmeden 3. Görüşmeye kadar değişen ne oldu?

    Değerler eğitimi verme. Doğruluk, iyi,kötü……

    Gelecekte böyle bir durumla karşılaştığında neler yapacağını sorup görüşmeyi sonlandırma.

     İLETİŞİM ENGELLERİ 
    GENÇLERDE KONUŞMADA ETKİLİ OLMAYAN YOLLAR: İLETİŞİM ENGELLERİ İnsanlar yaşadıkları bir sorun karşısında danışma ihtiyacı duyabilirler. Burada iki amaç söz konusudur: Paylaşmak - Çözüm bulmak unutulmaması gereken, karşınızdaki kişinin bir soruna sahip olduğu, yani kabul görme ve anlaşılma ihtiyacının yüksek olduğu bir durumda sizinle paylaşımda bulunduğudur. 
    Amaç ne olursa olsun, sorun anlatan kişiyi dinlerken iyi niyetle ve yardım amacıyla yapılan, çoğu kez de alışkanlıklarımızdan kaynaklanan bazı tutum ve sözler iletişime engel oluşturabilmektedir. Bu da o kişi ile ilişkide yeni sorunlara yol açabilmektedir. Özellikle kendi kimliklerini kazanım sürecinde olan gençler, bu konuda daha hassas olabilmektedir. 
    Dinleyen rolünde çoğu kez fark etmeden bu mesajları kullanırız. İletişim Engeli ,olarak tanımlanan bu tutum ve sözcükler, sorunu anlatan kişide aşağıda sıralanan algılamalara neden olabilmektedir: 
     Ebeveynin söylediklerine karşı direnç geliştirme, söylenenin tam tersini yapma, 
     Anne-baba tarafından anlaşılmadığını düşünme, 
     Anne-baba tarafından yeteri kadar akıllı ve güvenilir olmadığını düşünme, 
     Suçluluk duyguları, 
     Kendine olan güveninde azalma, 
     Gençte kendini savunma duygusu uyandırma. 
    Herhangi bir sorun olmadığı zaman bunları kullanmak probleme sebep olmaz, bazıları eğlenceli dahi olabilir. Ancak karşımızdaki kişinin sorun yaşadığı durumda onu dinlerken, aşağıda sıralanan 12 İletişim Engelini kullanmak ilişkide sorun yaratır. 
    Şimdi İletişim Engellerinin neler olduğuna bakalım: 
    EMİR VERMEK, YÖNLENDİRMEK: 
    “O kağıdı buruşturma.” 
    “ Oda hemen toplanacak.” 
    “Kapat o bilgisayarı.” 
    Size sorununu anlatan bir kişiye bu tarz mesajlarla yaklaşmak, ”duygularının, ihtiyaçlarının ve sorunlarının önemsiz olduğu“ mesajını verir. Anne-baba gücü, korkuya dönüşür. Karşılık verme, inatlaşma, düşmanca duygular geliştirme, direnme vb. davranışlara yol açar. 
    UYARMAK, GÖZDAĞI VERMEK: 
    “Kendine çeki düzen vermezsen ,neler yapabileceğimi görürsün.” 
    “Zayıf gelirse yaz tatilini unut.” 
    Karşımızdaki kişiye “senden daha güçlüyüm ve sana istediğimi yaptırırım” mesajını verir.Düşmanlık duyguları uyanabilir. Söylenen uyarının yapılıp yapılmayacağını görmek ,sizi denemek isteyebilirler 
    AHLAK DERSİ VERMEK: 
    “Dürüst bir insan olarak doğruları söylemelisin.” 
    “İyi arkadaşlar birbirine küsmemelidir.” 
    Gençler “meli, malı “ içeren, dış otorite ve zorunluluğu temsil eden bu yaklaşımlar karşısında genellikle daha büyük bir şiddetle kendilerini savunurlar. Gence, onun yargısına güvenilmediği, başkalarınca doğru Kabul edilen genel ahlak anlayışına uygun davranmasının daha iyi olacağı mesajı verilir. Yaş dönem özelliği ile bireyselleşme çabasında olan gençlerde bu tarz yaklaşımlar tam tersi etki uyandırır. 
    ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM ÖNERMEK: 
    Bu tarz mesajlar karşıdaki kişiye, sorunlarına çözüm bulma yeterliliğine inanılmadığı-güvenilmediğine yönelik mesaj verir. “Arkadaşların olmadan da projeyi tamamlarsın. Aç internetini, araştır, yaz.” 
    “Bence gidip öğretmeninle konuşmalı, nasıl daha başarılı olacağını sormalısın.” Öneri, üstünlük tavrı olarak algılanır. Karşı tarafın bağımlı kişilik geliştirmesine sebep olur.Öneriyi sunan kişinin kendisini anlamadığını düşündürür. 
    ÖĞRETMEK, NUTUK ÇEKMEK: 
    “Şimdiki gençlerin bunu anlaması mümkün değil.” 
    “Biz çocukken ailemizin yanında gülemezdik bile. Siz ne kadar şanslısınız ama farkında değilsiniz.” 
    Sorun olmadığı zamanlarda gençlerin yetişkinlerden öğrenmesi kaçınılmazdır. Ancak sorun varken bu yaklaşım sergilendiğinde genellikle içe kapanıklık, anlaşılmamışlık, küskünlük uyandırır. Kendi düşüncelerine daha çok sarılırlar. Dinliyormuş, gibi görünüp, dinlemeyebilirler. Bunu güç gösterisi olarak algılayabilirler. 
    YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, SUÇLAMAK: 
    “Sen arkadaşını önceden arayıp anlatsaydın ,bunlar olmayacaktı.” 
    “Ne zaman verdiğin sözde durdun ki.“ 
    "Bunu yapmış olduğuna inanamıyorum.“ 
    Bu iletişim engelleri içinde kişinin benlik kavramını en olumsuz yönde etkileyenlerdendir. Karşı tarafı savunmaya iter. Yoğun kızgınlık, öfke duygusu açığa çıkarır. Benzer bir zorlukta kendisini eleştirmeyecek ve yargılamayacak bir kişi ile sorununu paylaşmayı tercih eder. 
    ÖVMEK, AYNI DÜŞÜNCEDE OLMAK,OLUMLU DEĞERLENDİRMEK: 
    Olumlu da olsa bu da bir yargılama biçimidir. Kişi sürekli övülme beklentisi geliştirebilir. Kendisinin düşüncesi de farklı ise anlaşılmadığını düşünür. 
    "Neden beğenmedin, saçın güzel olmuş." "Benim çocuğum çalışınca başarır.“ 
    Unutulmaması gereken ,gencin size anlaşılmak üzere bir sorunla geldiğidir. Bu yaklaşımla “anlaşılmıyorum“ düşüncesi uyanır. 
    AD TAKMAK, ALAY ETMEK: 
    "Şimdi bebek gibi davrandın, işte.“ "O kıyafet ne öyle, soytarıya dönmüşsün.“ 
    Bu yaklaşım da gencin benlik algısını olumsuz etkiler. Hayal kırıklığı yaratır. İlişki ciddi anlamda zarar görür. 
    YORUMLAMAK, TANI KOYMAK: 
    “Ben senin neden böyle davrandığını çok iyi biliyorum. Küçükken de istediğin olamayınca küsüp giderdin.“ 
    "Arkadaşın senin dikkatini çekmeye çalışmış, o kadar belli ki.“ 
    Bu mesajlar, karşı tarafa “ben tüm davranışların nedenlerini anlıyorum, çünkü güçlüyüm“ mesajını verir. Sorun anlatan kişi kendisinin yetersiz olduğunu düşünür. Konuşma isteğini ortadan kaldırır. Yapılan yorum doğru olduğunda bu duygular daha şiddetli yaşanabilir. 
    GÜVEN VERMEK, DESTEKLEMEK: 
    "Bunların hepsi geçecek.“ 
    "Korkmana gerek yok, başaracaksın.“ 
    Başlangıçta sorun anlatan gencin yararına görünür. Ancak, anlaşılmadığı izlenimini uyandırabilir.“ Abartıyorsun“ biçiminde anlaşılabilir. Kızgınlık, anlaşılmamışlık uyandırabilir. 
    SORU SORMAK: 
    "Ne zaman oldu, sen ne dedin?" 
    "O ne yapıyordu? Konuşabildin mi ?" 
    Sorun anlatan kişiye yöneltilen sorular, onun anlatım düzenini, sorunu algılayışını bozar. Sorgulanıyormuş, duygusu uyandırır, anlatmaktan vazgeçirir. Sorun anlatan kişiye sorulan her soru onun konuşmasını sınırlar. Açık iletişimi engeller. 
    ŞAKA YAPMAK,KONUYU DEĞİŞTİRMEK: 
    "Sizin gibi gençleri okullarda görmek isteriz“ 
    "Çocuğum boşver şimdi partiyi, sınavlar ne zaman? " 
    Bu iletiler karşı tarafa, anlattığının ve kendisinin önemli olmadığını düşündürür. Sıkıntılarını anlatmaktan vazgeçer, erteler yada kendilerini anlayacaklarına inandıkları başkalarına yönelirler. 
    Dr. Thomas Gordon’un “Etkili Anne-Babalık Eğitimi“ kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.
    İletişim Engellerini Kaldırmanın Yolları
    Empati kurmak 
    Etkili dinlemek
    Selamlama ile söze başlamak
    Farklılıklara saygı duymak
    Göz teması kurmak
    Emir vermemek
    Gülümsemek
    Etkili reddetmek
    Dikkatini karşıdaki kişiye vermek
    Kendini doğru ifade etmek
    Karşıdaki kişinin sözünü kesmemek 
    1-Algılama farklılıkları: insanlar farklı inanç, düşünce, kültürel yapı ve tecrübeye sahip oldukları için aynı mesajı farklı algılayabilirler. İletişimde farklı algılamadan kaynaklanan engelleri ortadan kaldırmanın yolu, empatik iletişim kurmaya çalışmaktır.
    2-Dil farklılıklarını ortadan kaldırmak
    3-Gürültü engelini ortadan kaldırmak
    4-Sözlü ve sözsüz iletişim arasındaki uyuşmazlığı aşmak.
    5-Güvensizliği ortadan kaldırmak.
    Yetersiz ve uygun olmayan öğrencilere yönelik iletişim becerisi öğretmenlerin en önemli iletişim becerileridir. Öğrencilerle ilişkilerin geliştirilmesinde (Celep, 2002):
     
    1. Öğrenciler hakkında başkalarıyla konuşmak yerine kendileriyle doğrudan konuşmak: Bir sorun yaşandığında doğrudan öğrenci ile konuşmak, onlara saygı göstermek, öğrencilerin öğretmene güvenmesini sağlar. Dolayısıyla sorunun çözümüne yardımcı olacaktır.
     
    2. Nazik olarak konuşmak: Öğretmenler öğrencileriyle olumlu ve etkileyici konuşmaktan çok ‘’yaptığım şey için özür dilerim, lütfen, teşekkürler’’ gibi öğrenciye olan saygısını ve nazikliğini ifade eden kelime ve cümleler kullanması daha fazla önem taşımaktadır. Çünkü öğretmenler öğrenciler için modeldir. Öğretmenlerin öğrencilerle iletişimi yetişkinlerle iletişiminden daha nazik olmalıdır.
     
    3. Gözle iletişim kurma ve sözlü olmayan ilişkileri benimseme:
     
    4. Şahıs zamiri kullanarak durum için sorumluluk almak: Ben iletilerinin değeri ve etkisi önemsenmelidir.  Ben iletilerini gönderen öğretmen, kendi duygularının bilincinde olmak için önce kendini dinleme ve duygularını tüm açıklığıyla  öğrencileriyle paylaşma yükümlülüğünü taşır. Ben iletisi, davranışının yükümlülüğünü öğrencide bırakır. Aynı zamanda ben iletileri, sen iletileri ile birlikte gelen olumsuz etkileri içermez ve öğrenciyi kızgın, kinli, hırçın değil, yardımcı ve düşünceli olmada özgür bırakır. Ben iletilerinin öğrencinin davranışını değiştirme olasılığı yüksektir. Öğrenci ile ilgili çok az olumsuz değerlendirme içerir ve iletişimi zedelemez. Öğretmenlerin ben dili ile konuşmaları öğrencilere insanlar arası  etkili iletişimi öğretir, çünkü öğrenciler öğretmenlerini kendilerine örnek olarak alırlar (Gordon, 1993).
     
    5. Soru sormaktan çok öğrencinin yaptığı davranışı tanımamak: Öğrenciler yanlış davrandıklarında hemen sorularla bombardımana tutulurlar. Bu yaklaşım çocukların korkmalarına ve savunmaya geçmelerine yol açar. Bu tür olumsuz durumlara yer vermemek için  “haklı olduğunu düşünüyor musun”, “yardım edebilir miyim” gibi  sorular sorunu çözmenin önemli bir öğesidir.
     
    Dinleme becerileri çok önemlidir. Dinleme etkili olarak kullanıldığında öğrencilerin davranışlarıyla ilgili sorumluluk üstlenme, önem, kabul ve saygı görme duyguları hissetmesine olanak sağlar. Dinleme becerisini kullanmanın temel amacı; öğrencilerin gerçek ilgilerini ifade etmelerine yardımcı olmaktır (Celep, 2002).
     
    Etkin dinleme sorunların çözümünde en etkili yöntemlerden biridir. Etkin dinlemeyi gerçekleştirmek için (Gordon, 1993):
        1. Öğretmen öğrencinin kendi sorunu çözebileceğine içten inanmalıdır.
        2. Öğretmen öğrencinin duygu ve düşüncelerini kabul edebilmelidir.
        3. Öğretmen duyguların genelde geçici ve anlık olduğunu bilmelidir. Etkin dinleme öğrencinin duygudan duyguya atlamasına  ve duyguların boşaltılmasına, açığa çıkmasına yardımcı olur.
        4. Öğretmen öğrenci sorunlarının çözülmesi gerektiğine inanmalı ve bunun için vakit ayırmalıdır.
        5. Öğretmen sorunu olan her öğrenci ile birlikte olmalı ama kendi kimliğini de korumalıdır. Öğrencinin sorunu kendi sorunu gibi hissetmeli ama kendi sorunu olmasına izin vermemelidir.
        6. Öğretmenler öğrencilerin sorunlarını paylaşmak ve konuşmaya başlayabilmek için zorlanabilirler. O zaman öğrenciye bunu açıkça söyleyip başka bir kişiyi önermelidirler.
        7. Öğretmenler öğrencilerin sorunluluğunun gizliliğine saygı duymalıdır.
     
    Etkin dinleme neden önemlidir ve sorunların çözülmesine yardımcı olmaktadır. Çünkü etkin dinleme ile öğrencilerin sorunlarını çözümlemelerine ve sorunları ile başa çıkabilmelerine yardım eder. Sorunlarını anlatmak, onlardan kurtulmalarını ve dersleriyle yeniden ilgilenmeleri için ruhsal rahatlamayı sağlar.
    Etkin dinleme öğrencilerin duygularından korkmamalarına ve duyguların kötü olmadığını anlamalarına yardım eder.
    Etkin dinleme öğrencinin sorun çözmesine yardımcı olur. çünkü yöntem öğrencilerin konuşmasına yardımcı olmada başarılıdır ve öğrencilerin içlerini dökmelerine, yüksek sesle düşünmelerine, sorunlarını çözmelerine yardım eder.
    En önemlisi etkin dinleme sorunu çözümleme ve çözme sorumluluğunu öğrencide bırakır.
    Etkin dinleme sırasında öğrenciler öğretmenin kendilerini anladığını görürler görüşlerini anlatmaya hazır olurlar.
    Etkin dinleme öğrenci ve öğretmen arasında daha yakın ilişkiler kurulmasını sağlar. Öğretmenin kendisini dinlediğini bilen öğrencide kendine değer ve önem verme duygusu gelişir. Kendisine saygısı artar ve anlaşılmaktan mutlu olan öğrenci, kendisini dinleye öğretmen daha sıcak duygular besler.
    Öğretmenle öğrenci arasında karşılıklı olarak önem verme, saygı gösterme ve sevme ilişkisi gelişirse disiplin sorunu azalır. Böylece disipline harcanan zaman öğretmeye ve öğrenmeye kalır (Gordon, 1993).
    . Kaliteli İletişimi Engelleyen Engelleri Giderme Yolları
    *Algılama Farklılıklarını ortadan kaldırmak 
    *Gürültü engelini ortadan kaldırmak 
    *Güvensizliği ortadan kaldırmak 
    *Geri bildirimi kullanmak 
    *Dil farklılıklarını ortadan kaldırmak 
    *Duygusal reaksiyonları ortadan kaldırmak 
    *Ağdalı ifadelerden kaçınmak 
    *Pekiştirme kullanmak 
    *Basit dil kullanmak *Sözleri davranış ve tutumlarla desteklemek 
    *Yüz-yüze iletişim kurmak 
    *Farklı ancak uygun kanallar kullanmak 
    *Örgütteki bireylerin iletişim konusunda eğitimini desteklemek 
    *Sürekli iyileştirmeyi sağlamak 
    *Empati kurmak 
    *İlgi uyandırmak
         SONUÇ 
        Bir iletişimde etkililiği gerçekleştirmek amaç olmakla birlikte her zaman ulaşılabilecek bir 
    sonuç değildir. Sosyal psikologlara göre, mükemmel ve etkili bir iletişim, kaliteli bir iletişim 
    ütopyadır. Çünkü kişiler arasındaki iletişimler, bilinçli ya da bilinçsiz olarak ortaya çıkan bir 
    takım eğilimlerle tahrif edilmekte, bozulmakta ve yanlış yorumlanmaktadır. Burada dikkat 
    edilmesi gereken husus, iletişimin kalitesine etki eden faktörlerle ilgilidir. Bu nedenle, yapılan 
    araştırmada iletişimin etkili olarak gerçekleşmesinde önemli olan bu faktörlerin neler 
    olduğuna geniş bir şekilde yer verilmiş olup bunları giderme yolları için alınması gereken 
    önlemler açıkça belirtilmiştir. Bu bilgiler ışığında bireylerin ya da örgütlerin daha kaliteli bir 
    iletişim ağına sahip olabilmeleri hedeflenmiş ve yapılan araştırma sonucunda görülmüştür ki 
    bu engelleri yok etmesini bilen birey ya da örgütlerin başarılı iletişimler kurdukları, bu kaliteli 
    iletişim sonucunda yaşam döngülerinde kaliteyi yakalamaya doğru bir adım daha 
    yaklaşmalarını sağlamaya ışık tutması beklenmektedir. 


    İlişkileri Engelleyen Faktörler Neler?
    Konuşurken karşıdakini dinlemek yerine, ona vereceğimiz cevabı tasarlamak.
    Karşıdakini dinlemek yerine, onu ikna etmeye çalışmak
    Cevabı belli ya da suçlayıcı bir takım sorularla karşıdakini bunaltmak
    Övgüyü yerinde ve eleştiri içermeden yapmak

    Yorumlar

    Bu blogdaki popüler yayınlar

    Karma ve Özgür İrade

    Kendini Gerçekleştir: Ruhsal Güçlen, Dayanıklılığı Arttır, Atılgan Ol.

    Düş Yolunda Rehberlik: Şamanik Trans ve Rüyaların Şifası