Aynı Gökyüzü, Farklı Pencereler: İletişim ve Empati

EMPATİ NEDİR? NASIL YAPILIR?

Dünya bazen sadece kendi sesimizi duyduğumuz yankılı bir oda gibi hissettirebilir. Oysa her insanın içinde, keşfedilmeyi bekleyen koca bir evren var. Empati, sadece bir başkasının ne hissettiğini tahmin etmek değil; kendi ayakkabılarımızı kapıda bırakıp, bir süreliğine başkasının adımlarına eşlik etme cesaretidir. Bu blogda, yargıları bir kenara bırakıp kalplerimizi birbirimize açmanın yollarını arayacağız. Çünkü bağ kurmak, hayatta kalmanın en zarif yoludur."

İnsan ilişkilerinin temel taşı olan empati; Bir insanın kendisini, karşısındakinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecidir. Modern dünyada kaybolmaya yüz tutmuş bir süper güç mü, yoksa geliştirilebilir bir kas mı? Bilim, empati kurabildiğimizde stres seviyemizin düştüğünü ve toplumsal bağlarımızın güçlendiğini söylüyor. Bu platformda; aktif dinleme tekniklerinden duygusal zekaya, nörobilimden günlük yaşam pratiklerine kadar empatiyi her yönüyle ele alacağız. Anlamak için dinlemeye hazır mısınız?

Empati karşımızdaki ile özdeşleşmek, ona benzemek, sempati duymak değil; onun bakış tarzını yakalamaya çalışma çabasıdır.

EMPATİ KURABİLMEK İÇİN GEREKLİ ÖĞELER

  • Empati kuracak kişi kendisini karşısındakini yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır.
  • Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygu ve düşüncelerini anlamamız gerekir.
  • Empati tanımındaki son öğe ise, empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır.
  •  Göğsü kınalı serçe, gök gürlemesinden çok korkar, “gök gürlediğinde kırk kantar yağım eriyor” dermiş. Bir gün birisi demiş ki; “Sen kendin beş dirhem gelmezken nasıl oluyor da kırk kantar yağın eriyor?”Bunun üzerine serçe şöyle karşılık vermiş: “Herkesin dirhemi de kantarı da kendine göre”
       Her insanın, hatta her canlının olaylara kendine özgü bir bakış açısı vardır. Dışarıdan bakarak bunu göremeyiz. Kendimizi karşımızdakinin yerine koyup olaylara onun gözüyle bakabilirsek onun duygularını, düşüncelerini anlayabiliriz.(Üstün Dökmen ’den)
    Empati kurma yeteneğine sahip olan insanlar;
    1. Toplumda en fazla sevilen insanlar olurlar.
    2. Samimi yaklaşımları dinlenen kişiye güven aşılarlar.
    3. İletişimde yakaladıkları kalite ile hayat standartlarını devamlı yükseltirler.
    Hoşgörü, müsamaha, tahammül, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma, başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla, hem de yan tutmadan katlanma demektir. İzin verme, aldırmama, iyi karşılama anlamlarına da gelir. 
    “Cömertlik ve yardım etmekte akar su gibi ol.
    Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
    Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
    Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
    Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
    Hoşgörülükte deniz gibi ol.
    Ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol. Hoşgörülükte deniz gibi ol“ Mevlana        
    Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz; bir çocuğun gözlerine bakın. Çünkü bir çocuğun bir yetişkine her zaman öğreteceği 3 şey vardır.
    1. Nedensiz yere mutlu olmak... 
    2. Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak. 
    3. Ve elde etmek istediği şey için var 

    İLETİŞİM: İki kişinin duygu, düşünce ve bilgilerini paylaşarak birbirlerini anlama sürecidir. 

    İki insan birbirinin farkına vardığı andan itibaren iletişim başlar; söylenen / söylenmeyen,  yapılan / yapılmayan her şeyin anlamı vardır. 

    İletilmek istenenin karşımızdaki kişiye amaçlanan biçimde iletilmesi, 

    isteneni elde etmek ve beklenen tepkiyi oluşturmaktır. Beden dili %60, Ses tonu     %30, Sözler  %10  etkilidir.

    İyi bir dinleyici:

    • Susar,
    • Konuşanı rahatlatır,
    • Dinlemek istediğini gösterir,
    • Dikkat dağıtıcı öğeleri uzaklaştırır,
    • Empati gösterir,
    • Zaman tanır,
    • Öfke ve olumsuz duygularını kontrol eder,
    • Soru sorar ,
    • Yargılayıcı olmaz.
    DAVRANIŞ BİÇİMLERİ
    İletişim sırasında duygu, düşünce, istek ve ilgiler değişik davranış biçimleri ile ifade edilir. 
    1. Pasif Davranış: Kişiler  duygu  ve  düşüncelerini  ifade etmezler. Benlik  saygıları  düşüktür. Kaygılıdırlar. Suçluluk  ve  öfke  duygusu  yaşarlar. Kişinin verdiği mesaj;“ BEN ÖNEMLİ DEĞİLİM, SEN ÖNEMLİSİN.
    2. SALDIRGAN DAVRANIŞ: Diğer kişileri aşağılar, saygı göstermezler. Başkalarının duygu ve düşünceleri ile ilgilenmezler.  Verdikleri mesaj: “SEN ÖNEMLİ DEĞİLSİN , BEN ÖNEMLİYİM”
    3. MANÜPLATİF DAVRANIŞ: Pasif görünür ama saldırgan davranırlar. Dürüst olmazlar ve imalı konuşurlar. Karşı tarafı suçlu hissettirirler. Verdikleri  mesaj: “ BEN  ÖNEMLİ  DEĞİLİM, SEN  DE  ÖNEMLİ DEĞİLSİN, ÖNEMLİ OLAN ÇIKAR.”
    4. ATILGAN  DAVRANIŞ: Kişi, kendisinin ve başkalarının haklarına saygılıdır. Kendisine olan güveni ve benlik  duygusu yüksektir. Başkalarının duygu ve düşünceleri ile ilgilenir.   Kişinin verdiği mesaj: “ BEN ÖNEMLİYİM, SEN DE ÖNEMLİSİN.”
    • Olumlu ve olumsuz duygu ve düşüncelerini ifade edebilen.
    • Hayır diyebilen.
    • İstekte bulunabilen.
    • Kendisi hakkında olumlu düşünen ve ifade edebilen.
    • İletişimi başlatabilen, sürdürebilen ve sona erdirebilen.
    İLETİŞİM BECERİLERİ
    • Dinleme ve tepki verme
    • Özetleme
    • Empati
    • Yansıtma
    * Yargısız Alan: Empati kurmanın önündeki en büyük engel olan "hemen tavsiye verme" veya "yargılama" alışkanlığımızı nasıl esnetebiliriz?

     * Küçük Bir Pratik: Gün içinde karşılaştığımız birine (kasiyer, iş arkadaşı, komşu) sadece "Nasılsın?" demek yerine, o anki ruh halini gerçekten fark etmeye çalışmak.

    * Kapanış Mesajı: "Bugün kimin penceresinden bakmayı deneyeceksin?"

    Çocuk İletişiminde Dışavurum Tekniği olarak Kuklanın Önemi ve Kullanım Teknikleri

    1. Kukla Sanatı: 

    Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz 
    Kuklacı Felek Usta, kuklalar da biz. 
    Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer; 
    Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.   - Ömer Hayyam Rubai

     Kelime kökeni: Kukla sözcüğünün kökenine bakılınca bu kelime Yunanistan'da  “Doll”,  Japoncada “Kugutsu”. Orta Asya'da var olan kuklanın göçlerle birlikte Anadolu'ya getirildiği büyük bir ihtimaldir. Kelime kökeninin Çingenelerden gelmiş olabileceği  görüşü de var. Kökeni eski olmasına karşın kukla kelimesi Anadolu’da 16.y.y. sonlarında, 17.y.y. başlarında kullanılmaya başlanmıştır. Kaşgarlı Mahmut -11. yy da kız çocuklarının kendi yaptıkları ve oynadıkları bebeklere “Kudhurcuk” deniyor. Koğurcak, kurcak ,Kursak, Kukurcak, kavurcak. Çadırı Hayal(ipli kukla), Kolkurçak (el kuklası). Kuklacılığın adı Korçak oyunuydu.

    KUKLA NERELERDE KULLANILIR?: Sanatta, Terapide, Eğitimde.

    Toplulukların duygu ve düşüncelerini dile getirir. Çağın sanat anlayışını ve kültürel yapısını yansıtır.

    Kukla Çeşitleri: 

    • El kuklası
    • Parmak ve yüzük kuklası
    • Çomak kukla
    • Gölge kuklası
    • İpli kukla
    • Atık malzemelerden kukla
    • Televizyon kuklası
    İletişimde Şöyle Kullanılır: 
    • Dışavurum tekniği olarak en iyi oyun aracıdır.
    • Çocuğa ulaşma ve onu keşfetmede pratik bir yöntemdir.
    • Kendini sözel ifade etmeyen çocuklarda bile işe yarar.
    • Duygularını tanımlama ve duygu kontrolüne yardımcı olur.
    • Özgüven geliştirir.
    • Eğlencelidir.
    • Hayalgücünü geliştirir.
    • Rahatlatır,sorunun ağırlığı daha az hissedilir.
    • Sosyal ilişkiler (dinleme, sıra bekleme vb.)
    Çocuklar sıkıntılarını nasıl ifade eder?

    • Ağlayarak
    • Şiddet göstererek
    • İçine kapanarak
    • Oynayarak
    Kuklayla hangi başlıklarda çalışabiliriz?
    • Evde yaşadığı sorunlar
    • Okulda yaşadığı sorunlar
    • Kardeş kıskançlığı
    • Yemek yeme, uyumama, yıkanmama, tuvalet terbiyesi vb. gibi sorunlar
    • Şiddet
    TEHDİT VE TEHLİKEYE KARŞI KENDİNİ GÜVENDE HİSSETMEYEN BİREYLER, EĞİTİM SÜRECİNDEN YETERİNCE YARARLANAMAZLAR.
    BU NEDENLE OKULLAR ÖĞRENCİLERİN KENDİLERİNİ GÜVENDE HİSSEDECEKLERİ ORTAMLARI OLUŞTURURLAR.

    ERKEN UYARI İŞARETLERİ:

    • Kontrol edilemeyen öfke
    • Disiplin sorunları
    • Farklılıkları kabullenememe ve ön yargılı tutumlar
    • Şiddetin oyunlarda,resimlerde, faaliyetlerde dışa vurulması
    • Sosyal etkinliklere katılmama, dışarıda kalma
    • Diğerlerini tehdit etme
    • Kolay tatmin olmama 
    ŞİDDETSİZ İLETİŞİM NEDİR?
    Eğer insanların eylemlerinin arkasındaki ihtiyaçlarını fark edebilirsek, onunla bağlantı kurabilirsek değişim mümkün olur.
    Kendi duygularını ve ihtiyaçlarının farkına varan çocuk başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını da anlar ve kolayca empati kurar. Bunun sonucunda; KENDİNE SAYGI DİĞERLERİNE SAYGI, KENDİLİK FARKINDALIĞI DİĞERLERİNİ ANLAR. 

    İnsanlar neyin yanlış olduğunu söylemek yerine, neye ihtiyaçları olduğunu konuşmaya başlarsa herkesin ihtiyacına hizmet edecek ortak bir nokta bulunur.
    Şiddetsiz İletişim dikkatimizi  kendimizi ifade ederken veya başkasını dinlerken dört bilgi kaynağına odaklar.
    1. Gözlem- Ne görüyorum, duyuyorum?
    2. Duygular- Ne hissediyorum?
    3. İhtiyaçlar- duygularımızın kaynağı olan karşılanan veya karşılanamayan ihtiyaçlarımızı dile getirmek.
    4. Rica/İstek- ihtiyacımızı karşılamak için eyleme çağıran açık bir rica formüle etmek. Ne yapılsın istiyorum?

     Örnek: Yetişkin: Koşma Düşersin !!! ŞİM: Seni koşarken görünce, endişeleniyorum. Çünkü düşebilirsin. Senin güvende olman benim için gerçekten önemli. Koşmadan yürüsen olur mu?

    ŞİM 4 aşaması-Çocuk için; 

    Gözlem: Seni yaparken gördüğümde/ duyduğumda………………….

    Duygu: …………………hissettim.

    İhtiyaçlar: Çünkü………………………………ihtiyacım var.

    İstek-rica: Şu anda …….yapmanı isterdim/dilerdim.

    Sınıf ortamında empati ve saygıyı geliştirir.

    Çocukların duygularını ve ihtiyaçlarını ifade edebilmelerine olanak sağlar ve aynı zamanda diğerlerinin duygu ve ihtiyaçlarını duymaya ve dinlemeye de fırsat tanır

    Çatışmalarda çocukların kendi seçimlerini yaparken başkalarının ihtiyaçlarına da dikkat çeker

    Güdü kontrolüne yardımcı olur.

    1.çocuk:  Sen o arabayı aldın,  artık senin arkadaşın değilim, küstüm ! 

    ŞİM : Sen o arabayı aldığında çok kızgın hissettim. Çünkü ben de onu alıp oynamak istiyordum.

    2.çocuk : Artık senin arkadaşın değilim, küstüm dediğinde çok üzüldüm. Çünkü seninle arkadaş olmayı seviyorum.

    1. Çocuk: Sen saçımdan çektiğin zaman canım çok yanıyor. Çok üzülüyorum. 

    (Neye ihtiyacın var ?) Senin beni sevmene ihtiyacım var.

    Çocuk: kimse beni sevmiyor

    Öğretmen: Gerçekten üzgün hissettiğini görüyorum. Çünkü arkadaşlarınla eğlenmiyorsun. Halbuki eğlenmeye ihtiyacın olduğunu biliyorum. 

    ŞİM hangi dile karşı?: 

    Etiketleme: Çok tembel, çok akıllı, çok yaramaz….

    Eleştirme: Haklıyım, haksızsın, iyi bir aile değil

    Suçlama: bunu yapabilirdin, bu onun suçu, bunu bal gibi de biliyorsun…

    İnkar: yapmak zorundaydım, mecburdum, bunu yapmama sen neden oldun…

    Tehdit edici: bu şekilde davranmazsan şunu alamazsın…

    I. Şiddetsiz İletişim Pratiğinin Temellerinde Yatan Varsayımlar İnsan doğası hakkındaki bireysel ve kolektif düşüncelerimiz evrildiler ve de evrilmeye devam edecekler. Bu düşünceler, neyin mümkün olduğuna dair beklentilerimizi, yarattığımız toplumsal yapıları, kendimizle ve diğer insanlarla etkileşimimizi biçimlendiriyorlar. Bu yüzden varsayımlarımız, yaşadığımız hayat ve kolektif olarak yarattığımız dünya üzerinde derin bir etkiye sahipler. Aşağıda Şi pratiğinin dayandığı anahtar varsayımları bulacaksınız. Eski birçok gelenek bu varsayımları paylaşır; Şİ onları uygulamaya koyabilmek için bize güçlü somut araçlar sunar. Bu varsayımlardan yola çıkarak yaşadığımızda kendimizle ve başkalarıyla bağlantı kurmak gittikçe daha mümkün ve kolay hâle gelir. 1. Tüm insanlar aynı ihtiyaçları paylaşır: Karşılamak için kullandığımız stratejiler farklılık gösterse de, hepimiz aynı ihtiyaçlara sahibiz. Çatışma (anlaşmazlıklar) ihtiyaçlar düzeyinde değil, stratejiler düzeyinde ortaya çıkar. 2. Tüm davranışlar ihtiyaç karşılama girişimleridir: İhtiyaçlarımızı karşılama arzusu, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, her davranışımızın temelinde bulunur. İhtiyaçlarımızı karşılamak için daha etkin stratejilerin varlığının farkında değilsek, şiddete başvurur ya da kendimizin ve başkalarının ihtiyaçlarını karşılamayan davranışlarda bulunuruz. 3. Duygular karşılanan ya da karşılanmayan ihtiyaçlara işaret ederler: Başkaları duygularımıza neden olmaz, sadece onları tetikleyebilirler. Duygularımız doğrudan, söz konusu koşullarda ihtiyaçlarımızın karşılanması veya karşılanmaması deneyiminden kaynaklanırlar. İhtiyaçlarımızın karşılanıp karşılanmadığına dair değerlendirmemiz ise, neredeyse kaçınılmaz biçimde, hep bir yorum ya da inanç içerirler. İhtiyaçlarımız karşılandığında mutlu, tatmin olmuş, huzurlu vb. hissederiz. İhtiyaçlarımız karşılanmadığında üzgün, korkmuş, hayal kırıklığına uğramış vb. hissederiz. 4. Huzur ve barışa giden en doğrudan yol kendimizle bağlantı kurmaktır: Barışı deneyimleme kapasitemiz ihtiyaçlarımızın karşılanmasına bağlı değildir. İhtiyaçlarımız karşılanmadığında bile, kendimizle bağlantı kurma ihtiyacını karşılamamız iç huzurumuz (iç barışımız) için yeterli olabilir. 5. Seçim içseldir: Koşullardan bağımsız olarak biz, ihtiyaç farkındalığından yola çıkan bilinçli seçimler yaparak özerklik ihtiyacımızı karşılayabiliriz. 6. Tüm insanların şefkat duyma kapasitesi vardır: Şefkate doğuştan yeteneğimiz olmakla birlikte, ona nasıl erişebileceğimizin bilgisine her zaman sahip değiliz. Şefkatle karşılandığımızda ve özerkliğimize saygı gösterildiğinde, bizim de içimizde bulunan kendimize ve diğerlerine yönelik şefkate erişimimiz daha fazla olur. Şefkati büyütmek, doğrudan, ihtiyaçlarımızı barış içinde karşılama kapasitemize katkıda bulunur. 7. İnsanlar vermekten keyif alırlar: Kendimizin ve başkalarının ihtiyaçları ile bağlantı kurduğumuzda ve verme eylemimizi bir seçim olarak deneyimlediğimizde, doğal olarak, başkalarına katkıda bulunmaktan keyif alırız. 8. İnsanlar ihtiyaçlarını birbirine bağlı ilişkiler aracılığı ile karşılar: Bazı ihtiyaçlarımız kendimizle ilişkimizin niteliği sayesinde, bazıları da kimimiz için hayatın manevi boyutu aracılığı ile karşılansa da, birçok ihtiyacımız diğer insanlarla ve doğa ile ilişkimiz aracılığı ile karşılanır. Başkalarının ihtiyacı karşılanmadığında bizim de ihtiyaçlarımız karşılanmadan kalır. 9. Dünyamız ihtiyaçlarımızı karşılamak için bereketli kaynaklar sunar: İnsanlar herkesin ihtiyaçlarına değer vermeyi önemsemeye başlayıp bağlantı kurma becerilerini yeniden kazandıklarında ve kaynakları paylaşma konusundaki yaratıcılıkları canlandığında, şu anki hayal edebilme sıkıntısından doğan krizi aşarak herkesin temel ihtiyaçlarını karşılama yollarını bulabilirler. 10.İnsanlar değişir: Hem ihtiyaçlarımız hem de onları karşılamak için uyguladığımız stratejiler zaman içerisinde değişirler. Kendimiz ve birbirimiz için mevcut olabildiğimiz durum ve anda, tüm insanların bireysel ve kolektif olarak büyüme ve değişme gücü/yetisi vardır. II. Şiddetsiz İletişim’i Uygularken Anahtar Niyetler Niyetlerimiz hakkında netliğe sahip olmak, değerlerimizle uyum içinde yaşamamıza ve davranmamıza yardımcı olabilir. Hayatlarımızı zenginleştirdiklerine ve herkesin ihtiyaçlarının barış içinde karşılandığı bir dünyaya katkıda bulunduklarına inandığımız için Şiddetsiz İletişim’i uygularken aşağıdaki niyetleri dikkate alırız. A. Açık Kalple Yaşamak 1. Kendine şefkat: Her türlü kendini yargılama, suçlama ve talepkarlığı bırakmaya ve bütün davranışlarımızla karşılamaya çalıştığımız ihtiyaçlar için, kendimizi anlayışla ve şefkatle kucaklamaya niyet ediyoruz. 2. Kalpten ifade etmek: Kendimizi ifade ederken, kalpten konuşmayı, duygularımız ve ihtiyaçlarımızı ifade etmeyi ve spesifik, gerçekleştirilebilir ricalarda bulunmayı amaçlıyoruz. 3. Şefkatle duymak: Başkalarını dinlerken, kendilerini nasıl ifade ettiklerinden bağımsız olarak ve ifadeleri ya da davranışları bizim ihtiyaçlarımızı karşılamasa bile (örn. yargılar, talepler, fiziksel şiddet) ifade ve davranışlarının arkasındaki duygularını ve ihtiyaçlarını duymayı hedefliyoruz. 4. Bağlantıya öncelik vermek: Özellikle zor durumlarda, aceleci ve uzlaşma eğilimli çözümler aramak yerine, herkesin ihtiyacıyla açık kalple bağlantı kurmaya odaklanmaya niyet ediyoruz. 5. “Doğru” ile “yanlış”ın ötesinde: “Doğru” ve “yanlış” olarak değerlendirme (ahlaki yargılar) alışkanlığımızı dönüştürmeyi ve insani ihtiyaçların karşılanıp karşılanmadığına (ihtiyaç-temelli değerlendirme yapmaya) odaklanmaya niyet ediyoruz. B. Seçim, Sorumluluk ve Barış ve Huzur 1. Duygularımızın sorumluluğunu almak: Başkalarının bize herhangi bir şey hissettirme gücü olmadığının farkına vararak, duygularımızı kendi ihtiyaçlarımıza bağlamayı amaçlıyoruz. Bunun farkına varmak, bize ihtiyaçlarımızı karşılamak için başkalarının değişmesini beklemek yerine eyleme geçme gücünü verir. 2. Davranışlarımızın sorumluluğunu almak: Her anda seçeneğimiz olduğunun farkında olmaya ve ihtiyaçlarımızı en iyi karşılayacağına inandığımız davranışları yapmaya niyet ediyoruz. Korku, suçluluk, utanç, ödül arzusu, görev ya da zorunluluktan kaynaklanan davranışlardan kaçınmayı amaçlıyoruz 3. Karşılanmayan ihtiyaçlarla barışık olmak: İhtiyaçlarımızın karşılanmadığını deneyimlediğimizde uyanan duygularımızla çalışmayı ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için ısrar etmek yerine o ihtiyacın kendisi ile bağlantı kurmayı amaçlıyoruz. 4. İhtiyaç karşılama kapasitemizi artırmak: İçsel kaynaklarımızı, özellikle de Şİ becerilerimizi geliştirerek daha fazla bağlantıya ve ihtiyaçları karşılamak için daha geniş strateji çeşitliliğine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. 5. Anı yakalama kapasitemizi artırmak: Kimin ne olduğuna dair değişmez hikâyeler ve düşünceler yerine o anki uyaran karşısında kendimizin ve diğerlerinin ihtiyaçlarıyla bağlantı kurabilme kapasitemizi geliştirmeyi amaçlıyoruz. C. Gücü paylaşmak (Ortaklık/Partner olmak) 1. Tam anlamıyla herkesin ihtiyaçlarını gözetmek: Taleplerde değil ricalarda bulunmayı, böylece başkalarının da kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik stratejilerine açık olmayı amaçlıyoruz. “Hayır”ı duyduğumuzda ya da bir başkasının ricasına “hayır” dediğimizde, sadece kendimizinkini veya karşımızdakininkini değil, herkesin ihtiyaçlarını karşılayacak çözümler için çaba harcamayı amaçlıyoruz. 2. Kaynakları ihtiyaç temelli paylaşma kapasitemizi artırmak: Doğal çevremizin ve en fazla sayıda insanın en fazla ihtiyacını karşılamak hedefiyle dünyamızın kaynaklarının paylaşımında ihtiyaç temelli stratejiler geliştirmeyi ve uygulamayı amaçlıyoruz. 3. Gücün koruyucu amaçla kullanımı: Sadece acil bir fiziksel güvenlik ihtiyacını karşılamada diyalog imkânsız olduğunda; eğitmek, cezalandırmak ya da karşı tarafın onayı olmadan istediğimizi yaptırmak için değil, korumak amacı ile gerekli minimum gücü kullanmaya niyet ediyoruz. Fiziksel güvenliği sağlar sağlanmaz diyaloğa dönmeyi amaçlıyoruz.

    Yorumlar

    Bu blogdaki popüler yayınlar

    Karma ve Özgür İrade

    Kendini Gerçekleştir: Ruhsal Güçlen, Dayanıklılığı Arttır

    Düş Yolunda Rehberlik: Şamanik Trans ve Rüyaların Şifası